11 Ocak 2017 Çarşamba

TBMM "18 MADDELİK ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ TEKLİFİNİN TAM METNİ"

18 MADDELİK (AKP & MHP) ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ TEKLİFİNİN TAM METNİ
(Ajanslar.TBMM)  10 Ocak 2017
Meclis Genel kurulu'nda görüşülmeye başlanan 18 Maddelik anayasa değişikliği teklifinin tam metni.
Başbakan Binali Yıldırım ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin uzlaşmaya vararak TBMM Başkanlığı'na sunduğu ve 3 madde eksilerek 18 maddeye inen anayasa değişiklik teklifi görüşülüyor.
316 AKP milletvekilinin imzasıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı'na sunulan ve partili cumhurbaşkanlığı sistemini öngören anayasa değişikliği teklifinin maddelerinin görüşülmesine başlanması 338 oyla kabul edildi. 
İşte Genel Kurul'a sunulan metin:
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi
MADDE 1- 7/11/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 9 uncu maddesine “bağımsız” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve tarafsız” ibaresi eklenmiştir.
MADDE 2- 2709 sayılı Kanunun 75 inci maddesinde yer alan “beşyüzelli” ibaresi “altıyüz” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 3- 2709 sayılı Kanunun 76 ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Yirmibeş” ibaresi “Onsekiz” şeklinde, ikinci fıkrasında yer alan “yükümlü olduğu askerlik hizmetini yapmamış olanlar,” ibaresi “askerlikle ilişiği olanlar,” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 4- 2709 sayılı Kanunun 77 nci maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “C. Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanının seçim dönemi MADDE 77- Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri beş yılda bir aynı günde yapılır. Süresi biten milletvekili yeniden seçilebilir. Cumhurbaşkanlığı seçiminde birinci oylamada gerekli çoğunluğun sağlanamaması halinde 101 inci maddedeki usule göre ikinci oylama yapılır.”
MADDE 5- 2709 sayılı Kanunun 87 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“MADDE 87- Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkileri, kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmak; bütçe ve kesinhesap kanun tekliflerini görüşmek ve kabul etmek; para basılmasına ve savaş ilânına karar vermek; milletlerarası andlaşmaların onaylanmasını uygun bulmak, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının beşte üç çoğunluğunun kararı ile genel ve özel af ilânına karar vermek ve Anayasanın diğer maddelerinde öngörülen yetkileri kullanmak ve görevleri yerine getirmektir.”
MADDE 6- 2709 sayılı Kanunun 98 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve kenar başlığı metinden çıkarılmıştır. “MADDE 98- Türkiye Büyük Millet Meclisi; meclis araştırması, genel görüşme, meclis soruşturması ve yazılı soru yollarıyla bilgi edinme ve denetleme yetkisini kullanır. Meclis araştırması, belli bir konuda bilgi edinmek için yapılan incelemeden ibarettir. Genel görüşme, toplumu ve Devlet faaliyetlerini ilgilendiren belli bir konunun Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda görüşülmesidir. Meclis soruşturması, Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar hakkında 106 ncı maddenin beşinci, altıncı ve yedinci fıkraları uyarınca yapılan soruşturmadan ibarettir. Yazılı soru; yazılı olarak en geç onbeş gün içinde cevaplanmak üzere milletvekillerinin, Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlara yazılı olarak soru sormalarından ibarettir. Meclis araştırması, genel görüşme ve yazılı soru önergelerinin verilme şekli, içeriği ve kapsamı ile araştırma usulleri Meclis İçtüzüğü ile düzenlenir.”
MADDE 7- 2709 sayılı Kanunun 101 inci maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “A. Adaylık ve seçimi MADDE 101-Cumhurbaşkanı, kırk yaşını doldurmuş, yükseköğrenim yapmış, milletvekili seçilme yeterliliğine sahip, Türk vatandaşları arasından, doğrudan halk tarafından seçilir. Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır. Bir kimse en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir. Cumhurbaşkanlığına, siyasi parti grupları, en son yapılan genel seçimlerde toplam geçerli oyların tek başına veya birlikte en az yüzde beşini almış olan siyasi partiler ile en az yüz bin seçmen aday gösterebilir. Cumhurbaşkanı seçilen milletvekilinin Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliği sona erer. Genel oyla yapılacak seçimde, geçerli oyların salt çoğunluğunu alan aday Cumhurbaşkanı seçilir. İlk oylamada bu çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamayı izleyen ikinci pazar günü ikinci oylama yapılır. Bu oylamaya, ilk oylamada en çok oy almış iki aday katılır ve geçerli oyların çoğunluğunu alan aday Cumhurbaşkanı seçilir. İkinci oylamaya katılmaya hak kazanan adaylardan birinin herhangi bir nedenle seçime katılmaması halinde; ikinci oylama, boşalan adaylığın birinci oylamadaki sıraya göre ikame edilmesi suretiyle yapılır. İkinci oylamaya tek adayın kalması halinde, bu oylama referandum şeklinde yapılır. Aday, geçerli oyların salt çoğunluğunu aldığı takdirde Cumhurbaşkanı seçilir. Oylamada, adayın geçerli oyların çoğunluğunu alamaması halinde, sadece Cumhurbaşkanı seçimi yenilenir. Seçimlerin tamamlanamaması halinde, yenisi göreve başlayıncaya kadar mevcut Cumhurbaşkanının görevi devam eder. Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin diğer usul ve esaslar kanunla düzenlenir.”
MADDE 8- 2709 sayılı Kanunun 104 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “MADDE 104- Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Yürütme yetkisi Cumhurbaşkanına aittir. Cumhurbaşkanı, Devlet başkanı sıfatıyla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder; Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını temin eder. Gerekli gördüğü takdirde, yasama yılının ilk günü Türkiye Büyük Millet Meclisinde açılış konuşmasını yapar. Ülkenin iç ve dış siyaseti hakkında Meclise mesaj verir. Kanunları yayımlar. Kanunları tekrar görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine geri gönderir. Kanunların, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün tümünün veya belirli hükümlerinin Anayasaya şekil veya esas bakımından aykırı oldukları gerekçesiyle Anayasa Mahkemesinde iptal davası açar. Cumhurbaşkanı yardımcıları ile bakanları atar ve görevlerine son verir. Üst kademe kamu yöneticilerini atar, görevlerine son verir ve bunların atanmalarına ilişkin usul ve esasları Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenler. Yabancı devletlere Türkiye Cumhuriyetinin temsilcilerini gönderir, Türkiye Cumhuriyetine gönderilecek yabancı devlet temsilcilerini kabul eder. Milletlerarası andlaşmaları onaylar ve yayımlar. Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunları gerekli gördüğü takdirde halkoyuna sunar. Milli güvenlik politikalarını belirler ve gerekli tedbirleri alır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi adına Türk Silahlı Kuvvetlerinin Başkomutanlığını temsil eder. Türk Silahlı Kuvvetlerinin kullanılmasına karar verir. Sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebiyle kişilerin cezalarını hafifletir veya kaldırır. Cumhurbaşkanı, yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilir. Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevler Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenemez. Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde, kanun hükümleri uygulanır. Türkiye Büyük Millet Meclisinin aynı konuda kanun çıkarması durumunda, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz hale gelir. Cumhurbaşkanı, kanunların uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabilir. Kararnameler ve yönetmelikler, yayımdan sonraki bir tarih belirlenmemişse, Resmî Gazetede yayımlandıkları gün yürürlüğe girer. Cumhurbaşkanı, ayrıca Anayasada ve kanunlarda verilen seçme ve atama görevleri ile diğer görevleri yerine getirir ve yetkileri kullanır.”
MADDE 9- 2709 sayılı Kanunun 105 inci maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“E. Cumhurbaşkanının cezai sorumluluğu MADDE 105- Cumhurbaşkanı hakkında, bir suç işlediği iddiasıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının salt çoğunluğunun vereceği önergeyle soruşturma açılması istenebilir. Meclis, önergeyi en geç bir ay içinde görüşür ve üye tamsayısının beşte üçünün gizli oyuyla soruşturma açılmasına karar verebilir. Soruşturma açılmasına karar verilmesi halinde, Meclisteki siyasi partilerin, güçleri oranında komisyona verebilecekleri üye sayısının üç katı olarak gösterecekleri adaylar arasından her siyasi parti için ayrı ayrı ad çekme suretiyle kurulacak onbeş kişilik bir komisyon tarafından soruşturma yapılır. Komisyon, soruşturma sonucunu belirten raporunu iki ay içinde Meclis Başkanlığına sunar. Soruşturmanın bu sürede bitirilememesi halinde, komisyona bir aylık yeni ve kesin bir süre verilir. Rapor Başkanlığa verildiği tarihten itibaren on gün içinde dağıtılır, dağıtımından itibaren on gün içinde Genel Kurulda görüşülür. Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının üçte ikisinin gizli oyuyla Yüce Divana sevk kararı alabilir. Yüce Divan yargılaması üç ay içinde tamamlanır, bu sürede tamamlanamazsa bir defaya mahsus olmak üzere üç aylık ek süre verilir, yargılama bu sürede kesin olarak tamamlanır. Hakkında soruşturma açılmasına karar verilen Cumhurbaşkanı, seçim kararı alamaz. Yüce Divanda seçilmeye engel bir suçtan mahkûm edilen Cumhurbaşkanının görevi sona erer. Cumhurbaşkanının görevde bulunduğu sürede işlediği iddia edilen suçlar için görevi bittikten sonra da bu madde hükmü uygulanır.”
MADDE 10- 2709 sayılı Kanunun 106 ncı maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “F. Cumhurbaşkanı yardımcıları, Cumhurbaşkanına vekâlet ve bakanlar MADDE 106- Cumhurbaşkanı, seçildikten sonra bir veya daha fazla Cumhurbaşkanı yardımcısı atayabilir. Cumhurbaşkanlığı makamının herhangi bir nedenle boşalması halinde, kırkbeş gün içinde Cumhurbaşkanı seçimi yapılır. Yenisi seçilene kadar Cumhurbaşkanı yardımcısı Cumhurbaşkanlığına vekâlet eder ve Cumhurbaşkanına ait yetkileri kullanır. Genel seçime bir yıl veya daha az kalmışsa Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimi de Cumhurbaşkanı seçimi ile birlikte yenilenir. Genel seçime bir yıldan fazla kalmışsa seçilen Cumhurbaşkanı Türkiye Büyük Millet Meclisi seçim tarihine kadar görevine devam eder. Kalan süreyi tamamlayan Cumhurbaşkanı açısından bu süre dönemden sayılmaz. Türkiye Büyük Millet Meclisi genel seçimlerinin yapılacağı tarihte her iki seçim birlikte yapılır. Cumhurbaşkanının hastalık ve yurt dışına çıkma gibi sebeplerle geçici olarak görevinden ayrılması hallerinde, Cumhurbaşkanı yardımcısı Cumhurbaşkanına vekâlet eder ve Cumhurbaşkanına ait yetkileri kullanır. Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar, milletvekili seçilme yeterliliğine sahip olanlar arasından Cumhurbaşkanı tarafından atanır ve görevden alınır. Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar, 81 inci maddede yazılı şekilde Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde and içerler. Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Cumhurbaşkanı yardımcısı veya bakan olarak atanırlarsa üyelikleri sona erer.
Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar, Cumhurbaşkanına karşı sorumludur. Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar hakkında görevleriyle ilgili suç işledikleri iddiasıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının salt çoğunluğunun vereceği önergeyle soruşturma açılması istenebilir. Meclis, önergeyi en geç bir ay içinde görüşür ve üye tamsayısının beşte üçünün gizli oyuyla soruşturma açılmasına karar verebilir. Soruşturma açılmasına karar verilmesi halinde, Meclisteki siyasi partilerin, güçleri oranında komisyona verebilecekleri üye sayısının üç katı olarak gösterecekleri adaylar arasından, her siyasi parti için ayrı ayrı ad çekme suretiyle kurulacak onbeş kişilik bir komisyon tarafından soruşturma yapılır. Komisyon, soruşturma sonucunu belirten raporunu iki ay içinde Meclis Başkanlığına sunar. Soruşturmanın bu sürede bitirilememesi halinde, komisyona bir aylık yeni ve kesin bir süre verilir. Rapor Başkanlığa verildiği tarihten itibaren on gün içinde dağıtılır ve dağıtımından itibaren on gün içinde Genel Kurulda görüşülür. Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının üçte ikisinin gizli oyuyla Yüce Divana sevk kararı alabilir. Yüce Divan yargılaması üç ay içinde tamamlanır, bu sürede tamamlanamazsa bir defaya mahsus olmak üzere üç aylık ek süre verilir, yargılama bu sürede kesin olarak tamamlanır. Bu kişilerin görevde bulundukları sürede, görevleriyle ilgili işledikleri iddia edilen suçlar bakımından, görevleri bittikten sonra da beşinci, altıncı ve yedinci fıkra hükümleri uygulanır. Yüce Divanda seçilmeye engel bir suçtan mahkûm edilen Cumhurbaşkanı yardımcısı veya bakanın görevi sona erer.
Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar, görevleriyle ilgili olmayan suçlarda yasama dokunulmazlığına ilişkin hükümlerden yararlanır. Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulması Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenir.”
MADDE 11- 2709 sayılı Kanunun 116 ncı maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“H. Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanı seçimlerinin yenilenmesi
MADDE 116- Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının beşte üç çoğunluğuyla seçimlerin yenilenmesine karar verebilir. Bu halde Türkiye Büyük Millet Meclisi genel seçimi ile Cumhurbaşkanlığı seçimi birlikte yapılır.
Cumhurbaşkanının seçimlerin yenilenmesine karar vermesi halinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi genel seçimi ile Cumhurbaşkanlığı seçimi birlikte yapılır.
Cumhurbaşkanının ikinci döneminde Meclis tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi halinde, Cumhurbaşkanı bir defa daha
aday olabilir. Seçimlerinin birlikte yenilenmesine karar verilen Meclisin ve Cumhurbaşkanının yetki ve görevleri, yeni Meclisin ve Cumhurbaşkanının göreve başlamasına kadar devam eder.
Bu şekilde seçilen Meclis ve Cumhurbaşkanının görev süreleri de beş yıldır.”
MADDE 12- 2709 sayılı Kanunun 119 uncu maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve kenar başlıkları metinden çıkarılmıştır.
“III. Olağanüstü hal yönetimi MADDE 119- Cumhurbaşkanı; savaş,
savaşı gerektirecek bir durumun baş göstermesi, seferberlik, ayaklanma, vatan veya Cumhuriyete karşı kuvvetli ve eylemli bir kalkışma, ülkenin ve milletin bölünmezliğini içten veya dıştan tehlikeye düşüren şiddet hareketlerinin yaygınlaşması, anayasal düzeni veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik yaygın şiddet hareketlerinin ortaya çıkması, şiddet olayları nedeniyle kamu düzeninin ciddî şekilde bozulması, tabiî afet veya tehlikeli salgın hastalık ya da ağır ekonomik bunalımın ortaya çıkması hallerinde yurdun tamamında veya bir bölgesinde, süresi altı ayı geçmemek üzere olağanüstü hal ilan edebilir. Olağanüstü hal ilanı kararı verildiği gün Resmî Gazetede yayımlanır ve aynı gün Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayına sunulur. Türkiye Büyük Millet Meclisi tatilde ise derhal toplantıya çağırılır; Meclis gerekli gördüğü takdirde olağanüstü halin süresini kısaltabilir, uzatabilir veya olağanüstü hali kaldırabilir. Cumhurbaşkanının talebiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi her defasında dört ayı geçmemek üzere süreyi uzatabilir. Savaş hallerinde bu dört aylık süre aranmaz. Olağanüstü hallerde vatandaşlar için getirilecek para, mal ve çalışma yükümlülükleri ile 15 inci maddedeki ilkeler doğrultusunda temel hak ve hürriyetlerin nasıl sınırlanacağı veya geçici olarak durdurulacağı, hangi hükümlerin uygulanacağı ve işlemlerin nasıl yürütüleceği kanunla düzenlenir. Olağanüstü hallerde Cumhurbaşkanı, olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda, 104 üncü maddenin onyedinci fıkrasının ikinci cümlesinde belirtilen sınırlamalara tabi olmaksızın Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilir. Kanun hükmündeki bu kararnameler Resmî Gazetede yayımlanır, aynı gün Meclis onayına sunulur.
Savaş ve mücbir sebeplerle Türkiye Büyük Millet Meclisinin toplanamaması hâli hariç olmak üzere; olağanüstü hal sırasında çıkarılan Cumhurbaşkanlığı kararnameleri üç ay içinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülür ve karara bağlanır. Aksi halde olağanüstü hallerde çıkarılan Cumhurbaşkanlığı kararnamesi kendiliğinden yürürlükten kalkar.”
MADDE 13- 2709 sayılı Kanunun 142 nci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir. “Disiplin mahkemeleri dışında askeri mahkemeler kurulamaz. Ancak savaş halinde, asker kişilerin görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevli askeri mahkemeler kurulabilir.”
MADDE 14- 2709 sayılı Kanunun 159’uncu maddesinin başlığı ile birinci ve dokuzuncu fıkralarında yer alan “Yüksek” ibareleri madde metninden çıkarılmış; iki, üç, dört ve beşinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiş; altıncı fıkrasında yer alan “asıl” ibaresi madde metninden çıkarılmış; dokuzuncu fıkrasında yer alan “kanun, tüzük, yönetmeliklere ve genelgelere” ibaresi “kanun ve diğer mevzuata” şeklinde değiştirilmiştir.
“Hâkimler ve Savcılar Kurulu onüç üyeden oluşur; iki daire halinde çalışır.
Kurulun Başkanı Adalet Bakanıdır. Adalet Bakanlığı Müsteşarı Kurulun tabiî üyesidir.
Kurulun, üç üyesi birinci sınıf olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş adlî yargı hâkim ve savcıları arasından, bir üyesi birinci sınıf olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş idarî yargı hâkim ve savcıları arasından Cumhurbaşkanınca;
üç üyesi Yargıtay üyeleri, bir üyesi Danıştay üyeleri, üç üyesi nitelikleri kanunda belirtilen yükseköğretim kurumlarının hukuk dallarında görev yapan öğretim üyeleri ile avukatlar arasından Türkiye Büyük Millet Meclisi
tarafından seçilir. Öğretim üyeleri ile avukatlar arasından seçilen üyelerden, en az birinin öğretim üyesi ve en az birinin de avukat olması zorunludur. Kurulun Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilecek üyeliklerine ilişkin başvurular, Meclis Başkanlığına yapılır. Başkanlık, başvuruları Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona gönderir. Komisyon her bir üyelik için üç adayı, üye tamsayısının üçte iki çoğunluğuyla belirler. Birinci oylamada aday belirleme işleminin sonuçlandırılamaması halinde ikinci oylamada üye tamsayısının beşte üç çoğunluğu aranır. Bu oylamada da aday belirlenemediği takdirde, her bir üyelik için en çok oyu alan iki aday arasında ad çekme usulü ile aday belirleme işlemi tamamlanır. Türkiye Büyük Millet Meclisi, Komisyon tarafından belirlenen adaylar arasından, her bir üye için ayrı ayrı gizli oyla seçim yapar. Birinci oylamada üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu; bu oylamada seçimin sonuçlandırılamaması halinde, ikinci oylamada üye tamsayısının beşte üç çoğunluğu aranır. İkinci oylamada da üye seçilemediği takdirde en çok oyu alan iki aday arasında ad çekme usulü ile üye seçimi tamamlanır.
Üyeler dört yıl için seçilir. Süresi biten üyeler bir kez daha seçilebilir. Kurul üyeliği seçimi, üyelerin görev süresinin dolmasından önceki otuz gün içinde yapılır. Seçilen üyelerin görev süreleri dolmadan Kurul üyeliğinin boşalması durumunda, boşalmayı takip eden otuz gün içinde, yeni üyelerin seçimi yapılır.”
MADDE 15- 2709 sayılı Kanunun 161 inci maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“A. Bütçe ve kesin hesap MADDE 161- Kamu idarelerinin ve kamu iktisadî teşebbüsleri dışındaki kamu tüzel kişilerinin harcamaları yıllık bütçelerle yapılır. Malî yıl başlangıcı ile merkezi yönetim bütçesinin hazırlanması, uygulanması ve kontrolü ile yatırımlar veya bir yıldan fazla sürecek iş ve hizmetler için özel süre ve usuller kanunla düzenlenir. Bütçe kanununa, bütçe ile ilgili hükümler dışında hiçbir hüküm konulamaz. Cumhurbaşkanı bütçe kanun teklifini, malî yılbaşından en az yetmişbeş gün önce, Türkiye Büyük Millet Meclisine sunar. Bütçe teklifi Bütçe Komisyonunda görüşülür. Komisyonun ellibeş gün içinde kabul edeceği metin Genel Kurulda görüşülür ve malî yılbaşına kadar karara bağlanır. Bütçe kanununun süresinde yürürlüğe konulamaması halinde, geçici bütçe kanunu çıkarılır. Geçici bütçe kanununun da çıkarılamaması durumunda, yeni bütçe kanunu kabul edilinceye kadar bir önceki yılın bütçesi yeniden değerleme oranına göre artırılarak uygulanır. Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Genel Kurulda kamu idare bütçeleri hakkında düşüncelerini her bütçenin görüşülmesi sırasında açıklarlar, gider artırıcı veya gelirleri azaltıcı önerilerde bulunamazlar. Genel Kurulda kamu idare bütçeleri ile değişiklik önergeleri, üzerinde ayrıca görüşme yapılmaksızın okunur ve oylanır. Merkezî yönetim bütçesiyle verilen ödenek, harcanabilecek tutarın sınırını gösterir. Harcanabilecek tutarın Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle aşılabileceğine dair bütçe kanununa hüküm konulamaz. Carî yıl bütçesindeki ödenek artışını öngören değişiklik teklifleri ile carî ve izleyen yılların bütçelerine malî yük getiren tekliflerde, öngörülen giderleri karşılayabilecek malî kaynak gösterilmesi zorunludur. Merkezî yönetim kesinhesap kanunu teklifi, ilgili olduğu malî yılın sonundan başlayarak en geç altı ay sonra Cumhurbaşkanı tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulur. Sayıştay genel uygunluk bildirimini, ilişkin olduğu kesinhesap kanun teklifinin verilmesinden başlayarak en geç yetmişbeş gün içinde Meclise sunar. Kesinhesap kanunu teklifi ve genel uygunluk bildiriminin Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olması, ilgili yıla ait Sayıştayca sonuçlandırılamamış denetim ve hesap yargılamasını önlemez ve bunların karara bağlandığı anlamına gelmez. Kesinhesap kanunu teklifi, yeni yıl bütçe kanunu teklifiyle birlikte görüşülür ve karara bağlanır.”
MADDE 16 - 2709 sayılı Kanunun;
A) 8 inci maddesinde yer alan “ve Bakanlar Kurulu”; 15 inci maddesinin birinci fıkrasında, 17 nci maddesinin dördüncü fıkrasında ve 19 uncu maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “, sıkıyönetim”; 88 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Bakanlar Kurulu ve”, ikinci fıkrasında yer alan “tasarı ve”; 93 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “, doğrudan doğruya veya Bakanlar Kurulunun istemi üzerine,”; 125 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Cumhurbaşkanının tek başına yapacağı işlemler ile Yüksek Askerî Şuranın kararları yargı denetimi dışındadır. Ancak,” ve altıncı fıkrasında yer alan “sıkıyönetim,”; 148 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “, sıkıyönetim”, altıncı fıkrasında yer alan “, Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi” ve “Yüksek”, yedinci fıkrasında yer alan “ile Jandarma Genel Komutanı”; 153 üncü maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “tasarı veya”; 154 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Yüksek”; 155 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Başbakan ve Bakanlar Kurulunca gönderilen kanun tasarıları,” ve “tüzük tasarılarını incelemek,”, üçüncü fıkrasında yer alan “Yüksek” ibareleri madde metinlerinden çıkarılmıştır.
B) 73 üncü maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “Bakanlar Kuruluna” ibaresi “Cumhurbaşkanına”; 78 inci maddesinin başlığı “D. Seçimlerin geriye bırakılması ve ara seçimler”; 117 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Bakanlar Kurulu” ibaresi “Cumhurbaşkanı”; 118 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Başbakan, Genelkurmay Başkanı, Başbakan yardımcıları,” ibaresi “Cumhurbaşkanı yardımcıları,”, “Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları ve Jandarma Genel Komutanından” ibaresi “Genelkurmay Başkanı, Kara, Deniz ve Hava kuvvetleri komutanlarından”, üçüncü fıkrasında yer alan “Bakanlar Kuruluna” ibaresi “Cumhurbaşkanına”, “Bakanlar Kurulunca” ibaresi “Cumhurbaşkanınca”, dördüncü fıkrasında yer alan “Başbakan” ibaresi “Cumhurbaşkanı yardımcıları”, beşinci fıkrasında yer alan “Başbakanın” ibaresi “Cumhurbaşkanı yardımcısının”, altıncı fıkrasında yer alan “kanunla” ibaresi “Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle”; 123 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “ancak kanunla veya kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanılarak” ibaresi “kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle”; 124 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Başbakanlık” ibaresi “Cumhurbaşkanı” ve “tüzüklerin” ibaresi “Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin”; 127 nci maddesinin altıncı fıkrasında yer alan “Bakanlar Kurulunun” ibaresi “Cumhurbaşkanının”; 131 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “ve Bakanlar Kurulunca” ibaresi “tarafından”; 134 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Başbakanlığa” ibaresi “Cumhurbaşkanının görevlendireceği bakana”; 137 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “tüzük” ibaresi “Cumhurbaşkanlığı kararnamesi”; 148 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “kanun hükmünde kararnamelerin” ibareleri “Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin”, altıncı fıkrasında yer alan “Bakanlar Kurulu üyelerini” ibaresi “Cumhurbaşkanı yardımcılarını, bakanları,”; 149 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan “oniki” ibaresi “on”; 150’nci maddesinde yer alan “kanun hükmündeki kararnamelerin” ibaresi “Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin” ve “iktidar ve anamuhalefet partisi Meclis grupları ile Türkiye Büyük Millet Meclisi” ibaresi “Türkiye Büyük Millet Meclisinde en fazla üyeye sahip iki siyasi parti grubuna ve”; 151 inci maddesi ile 153 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “kanun hükmünde kararname” ibareleri “Cumhurbaşkanlığı kararnamesi”; 152 nci maddesinin birinci fıkrası ile 153 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “kanun hükmünde kararnamenin” ibareleri “Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin”; 158 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “adli, idari ve askeri” ibaresi “adli ve idari”; 166 ncı maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “hükümete” ibaresi “Cumhurbaşkanına”; 167 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Bakanlar Kuruluna” ibaresi “Cumhurbaşkanına” şeklinde değiştirilmiştir.
C) 89 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “geri gönderilen kanunu” ibaresinden sonra gelmek üzere “üye tamsayısının salt çoğunluğuyla” ve “117 nci” maddesinin üçüncü fıkrasının başına “Cumhurbaşkanınca atanan” ibareleri eklenmiştir.
Ç) 108 inci maddesinin birinci fıkrasına “inceleme,” ibaresinden önce gelmek üzere “idari soruşturma,” ibaresi eklenmiş; ikinci fıkrasında yer alan “Silahlı Kuvvetler ve” ibaresi madde metninden çıkarılmış; üçüncü fıkrasında yer alan “üyeleri ve üyeleri içinden Başkanı, kanunda belirlenen nitelikteki kişiler arasından,” ibaresi “Başkan ve üyeleri,” şeklinde ve dördüncü fıkrasında yer alan “kanunla” ibaresi “Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle” şeklinde değiştirilmiştir. D) 146’ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan “onyedi” ibaresi “onbeş” şeklinde değiştirilmiş, üçüncü fıkrasında yer alan “, bir üyeyi Askerî Yargıtay, bir üyeyi Askerî Yüksek İdare Mahkemesi” ibaresi ile dördüncü fıkrasında yer alan “, Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi” ibareleri madde metninden çıkarılmıştır.
E) 82’nci maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesi, 96’ncı maddesinin ikinci fıkrası, 117’nci maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları, 127’nci maddesinin üçüncü fıkrasının ikinci cümlesi, 150’nci maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi ile 91, 99, 100, 102, 107, 109, 110, 111, 112, 113, 114, 115, 120, 121, 122, 145, 156, 157, 162, 163 ve 164 üncü maddeleri yürürlükten kaldırılmıştır.
MADDE 17- 2709 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.
“GEÇİCİ MADDE 21-
A) Türkiye Büyük Millet Meclisinin 27’nci Yasama Dönemi milletvekili genel seçimi ve Cumhurbaşkanlığı seçimi 3/11/2019 tarihinde birlikte yapılır. Seçimin yapılacağı tarihe kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri ve Cumhurbaşkanının görevi devam eder. Meclisin seçim kararı alması halinde, 27’nci Yasama Dönemi milletvekili genel seçimi ve Cumhurbaşkanlığı seçimi birlikte yapılır.
B) Bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren en geç altı ay içinde Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu Kanunla yapılan değişikliklerin gerektirdiği Meclis İçtüzüğü değişikliği ile diğer kanuni düzenlemeleri yapar. Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenleneceği belirtilen değişiklikler ise Cumhurbaşkanının göreve başlama tarihinden itibaren en geç altı ay içinde Cumhurbaşkanı tarafından düzenlenir.
C) Anayasanın 159 uncu maddesinde yapılan düzenlemeye göre Hâkimler ve Savcılar Kurulu üyeleri en geç otuz gün içinde seçilirler ve bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonraki kırkıncı günü takip eden iş günü görevlerine başlarlar. Başvurular, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren beş gün içinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına yapılır. Başkanlık, başvuruları Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona gönderir. Komisyon on gün içinde her bir üyelik için üç adayı üye tamsayısının üçte iki çoğunluğuyla belirler. Birinci oylamada üçte iki çoğunlukla seçimin sonuçlandırılamaması halinde, ikinci ve üçüncü oylamalar yapılır; bu oylamalarda üye tamsayısının beşte üç çoğunluğunun oyunu alan aday seçilmiş olur. Beşte üç çoğunluğun sağlanamaması halinde üçüncü oylamada en çok oyu almış olan, seçilecek üyelerin iki katı aday arasından ad çekme usulü ile üye belirleme işlemi tamamlanır. Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu aynı usul ve nisapları gözeterek onbeş gün içinde seçimi tamamlar. Mevcut Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyeleri, yeni üyelerin göreve başlayacağı tarihe kadar görevlerine devam eder ve bu süre içinde yürürlükteki Kanun hükümlerine göre çalışır. Yeni üyeler, ilgili kanunda değişiklik yapılıncaya kadar mevcut Kanunun Anayasaya aykırı olmayan hükümleri uyarınca çalışır. Görevi sona eren ve Hâkimler ve Savcılar Kuruluna yeniden seçilmeyen üyelerden, talepleri halinde adli yargı hâkim ve savcıları arasından seçilenler Yargıtay üyeliğine, idari yargı hâkim ve savcıları arasından seçilenler Danıştay üyeliğine Hâkimler ve Savcılar Kurulunca seçilir; öğretim üyeleri ve avukatlar arasından seçilenler ise Danıştay üyeliğine Cumhurbaşkanınca atanır. Bu şekilde yapılan seçim ve atamalarda boş kadro olup olmadığına bakılmaz, seçilen ve atanan üye sayısı kadar Yargıtay ve Danıştay kadrolarına üye kadrosu ilave edilir.
D) Askerî Yargıtay ve Askerî Yüksek İdare Mahkemesinden Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçilmiş bulunan kişilerin herhangi bir sebeple görevleri sona erene kadar üyelikleri devam eder.
E) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi ve askerî mahkemeler kaldırılmıştır. Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren dört ay içinde; Askerî Yargıtay ve Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin askerî hâkim sınıfından Başkan, Başsavcı, İkinci Başkan ve üyeleri ile diğer askerî hâkimler (yedek subaylar hariç) tercihleri ve müktesepleri dikkate alınarak;
a) Hâkimler ve Savcılar Kurulunca adli veya idari yargıda hâkim veya savcı olarak atanabilirler.
b) Aylık, ek gösterge, ödenek, yargı ödeneği, ek ödeme, malî, sosyal hak ve yardımlar ile diğer hakları yönünden emsali adli veya idari yargıya mensup hâkim ve savcılar, bunların dışındaki hak ve yükümlülükler yönünden ise bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihteki mevzuat hükümleri uygulanmaya devam edilmek suretiyle Millî Savunma Bakanlığınca mevcut sınıflarında, Bakanlık veya Genelkurmay Başkanlığının hukuk hizmetleri kadrolarına atanırlar. Bunlardan, emeklilik hakkını elde edenlerden yaş haddinden önce bu görevlerden kendi istekleriyle ayrılacaklara ödenecek tazminata ilişkin usul ve
esaslar kanunla düzenlenir. Kaldırılan askerî yargı mercilerinde görülmekte olan dosyalardan; kanun yolu incelemesi aşamasında olanlar ilgisine göre Yargıtay veya Danıştaya, diğer dosyalar ise ilgisine göre görevli ve yetkili adli veya idari yargı mercilerine dört ay içinde gönderilir.
F) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte yürürlükte bulunan kanun hükmünde kararnameler, tüzükler, Başbakanlık ve Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılan yönetmelikler ile diğer düzenleyici işlemler yürürlükten kaldırılmadıkça geçerliliğini sürdürür. Yürürlükte bulunan kanun hükmünde kararnameler hakkında 152’nci ve 153’üncü maddelerin uygulanmasına devam olunur.
G) Kanunlar ve diğer mevzuat ile Başbakanlık ve Bakanlar Kuruluna verilen yetkiler, ilgili mevzuatta değişiklik yapılıncaya kadar Cumhurbaşkanı tarafından kullanılır.
H) Anayasanın 67’nci maddesinin son fıkrası hükmü, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra birlikte yapılacak ilk milletvekili genel seçimi ile Cumhurbaşkanlığı seçimi bakımından uygulanmaz.”
MADDE 18- Bu Kanun ile Anayasanın;
a) 8, 15, 17, 19, 73, 82, 87, 88, 89, 91, 93, 96, 98, 99, 100, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111, 112, 113 üncü maddelerinde yapılan değişiklikler ile 114 üncü maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarının ilgaları yönünden, 115, 116, 117, 118, 119, 120, 121, 122, 123, 124 ve 125’inci maddelerinde yapılan değişiklikler ile 127’nci maddenin son fıkrasına dair değişiklik; 131, 134, 137’nci maddelerinde yapılan değişiklikler ile 148’inci maddenin birinci fıkrasındaki değişiklik ile altıncı fıkrasındaki “Bakanlar Kurulu üyelerini” ibaresine dair değişiklik, 150, 151, 152, 153, 155 inci maddenin ikinci fıkrası,161, 162, 163, 164, 166 ncı ve 167 nci maddelerinde yapılan değişiklikler ile Geçici 21 inci maddenin (F) ve (G) fıkraları, birlikte yapılan Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonucunda Cumhurbaşkanının göreve başladığı tarihte,
b) 75, 77, 101 ve 102 nci maddelerinde yapılan değişiklikler, birlikte yapılacak ilk Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin takvimin başladığı tarihte,
c) Değiştirilen diğer hükümleri ile 101 inci maddesinin son fıkrasında yer alan “Cumhurbaşkanı seçilenin, varsa partisi ile ilişiği kesilir” ibaresinin ilgası bakımından yayımı tarihinde, yürürlüğe girer ve halkoyuna sunulması halinde tümüyle oylanır. (HABER MERKEZİ)

30 Aralık 2016 Cuma

BAŞKANLIK REJİMİ GELDİĞİNDE OSMANLI HANEDANI SEÇİMLE CUMHURBAŞKANLIĞINA GETİRİLECEK. (OSMANLI & PHA-Hüseyin Hakkı KAHVECİ-Özel)

BAŞKANLIK REJİMİ GELDİĞİNDE OSMANLI HANEDANI SEÇİMLE CUMHURBAŞKANLIĞINA GETİRİLECEK.
(OSMANLI & PHA-Hüseyin Hakkı KAHVECİ-Özel)
İngiltere kraliçesine bağlılık yemini etmiş olan Osmanlı hanedanı kendi vatanına ihanet ettikten sonra Atatürk tarafından kurulan Türkiye Cumhuriyeti devletinde
Şöyle bir tarihe gidip geriye dönersek ; Bugün İngiliz aklı ve piyonları aynı oyunu gemiye bindirerek kaçırıdkları SALATANATI seçim adı altında maskelenmiş olarak geriye getirmeye çalışıyor.
Bu rejimin adı BAŞKANLIK. Görünmezlik pelerine ile saklanmış hali ise CUMHUR BAŞKANLIĞI maskesiyle SALATANAT .
Anayasa değişikliği diye getirilen tüm maddeler kanla kurulan Türkiye Cumhuriyetinin tasfiye edilerek yerine SALATANATI geriye getirme projesidir.
Bu projenin oyuncuları AKP ve MHP içerisinde gizlenmiş kriptolardır.
Şöyel yüz yılı aşkın bir tarih sayfasını karıştırmak gerekiyor.Gerçeği yakalamak için stratejik bakmak ve olayları bütünleştirmek gerekiyor.
Osmanlı – Kraliçe adına Şövalye ünvanı almış ve hizmet edeceğini tahhüt etmişti.
“Legion d'honneur: O güne kadar hiçbir Osmanlı Sultanı, yabancı devlet nişanı kabul etmemişti. Ama Abdülmecid Han (?) kabul etti” “Nişan’ı, Fransa İmparatoru adına, Fransa Elçisi taktı.” Törenin ihtişamı konuşuldu günlerce” “Nişan”ı takan İngiltere Elçilik Piskoposu Abdülmecid’e şöyle der: ”Siz bundan sonra, İsa yolunda çalışacak, onun için her türlü özveriyi yapacak bir şövalyesiniz.” İslam halifesinin HAÇLI ŞÖVALYE unvanı almış olması bir artı olabilir miydi? Sonucunu millet savaş meydanlarında ödedi.
Abdülmecid’e İkinci ödül İngiltere”den geldi. “Diz Bağı” Nişanı” Garter Haçlı Şövalyeleri’ne takılan; yani Hıristiyanlık uğrunda savaşanlara”. Osmanlı Sultanı ve İslam aleminin Halifesi, artık bir Garter Haçlı Şövalyesi”dir. Padişahlık arması “Windsor Şatosu”ndaki St. George Kilisesi”nin duvarına asılır.
Tarih: 21 Haziran 1867:Osmanlı tahtında oturan Abdülaziz yanına, tahtın müstakbel varisleri V. Murat ve II. Abdülhamit’i alarak Avrupa gezisine çıkar. Bu geziden on gün önce, yabancılara toprak satışı yasasını çıkarmıştır. Kardeşinin (Abdülmecid) yolunda ilerlemenin huzuru içindedir. Ne tesadüf ki 2011 Haziran seçimlerinden sonra YABANCILARA TOPRAK SATIŞINI açan yasa AKP gurubu tarafından onaylanmış ve Bakan Bayraktar, toprak satışından 120 Milyar dolar gelir beklediklerini açıklamıştı. İlginçtir ki MÜTEKABİLİYET yani KARŞILIKLILIK ilkesi kaldırılarak bu kanun çıkartılmıştı. Aynı şekilde 2B yasası adı atında köylülerin dededen kalma arazilerine el konuldu. Arazisini alacak parası olmayan köylünün arazisini yabancılar almaya başladı.
Tarih: 21 Haziran 1867: Fransa’yı kıskanan İngiltere karşılıkta gecikmez. Bizzat “İngiltere Kraliçesi Viktorya”dan ödül haberi gelir.” Bildik bir ödül: “Diz Bağı” Nişanı” Hani, şu “Ulu Haç” için savaşanlara verilen “Nişan” Knight Grand Cross of the Order of the Bath.
Tarih: 21 Haziran 1867: ”Nişan” Windsor Kalesi St. George Kilisesi”nde başrahibinin huzurunda törenle verilmektedir. Ancak, İslam dünyasının halifesi için bu kural bozulur.” “Özel bir hassasiyet gösteren Majesteleri”, bir İngiliz savaş gemisinde (Saint aziz) elleri ile takar”.Nişan’ı”Abdülaziz” efendiye. Artık İslam halifesi de artık bir Garter Şövalyesi”dir.
Buraya kadar Osmanlı İmparatorluğunu ATATÜRK yıktı diyen İngiliz uşaklarına cevabımızı verdik.
Atatürk Halifeliği İngilizler Türkiye Cumhuriyetine müdahale etmesin diye kaldırdı.
1 Mart 1924'teki bütçe görüşmelerinde Halife'ye ve Osmanlı Hanedanı'na verilecek ödenek konusunun gündeme getirilmesinden sonra, 3 Mart 1924'te kabul edilen yasayla, halifelik kaldırılıp, ileride saltanat ve halifelik iddiasında bulunmamaları için hanedan üyelerinin de yurt dışına çıkarılmaları kabul edildi.[1] 5 Mart 1924 sabahı Abdülmecit Efendi ailesiyle birlikte Türk topraklarından ayrıldı.
TBMM tarafından halifeliği onaylanmış olan Abdülmecid Efendi’nin devlet başkanıymış gibi davranmaya başlamış ve İngilizlerle işbirliğine girmişti.
Perde gerisinde Suudi Vehhabiler ve Osmanlı İmparatorluğunu arkadan hançerleyen İngiliz mandasında kurulmuş Arap devletleri vardı.
İngilizler Halife Abdülmecid efendiye devlet başkanı protokolu uyguluyordu.
Bu rahatsızlık yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti için bir bekaa meselesi haline geleceği endişelerini artırıyordu.
İngilizlerin tekrar Türk milleti üzerinde tahakküm aracı olarak kullanmaya çalıştıkları Halifelik makamı bu yüzden Hilafet kaldrılması ile bu oyuna son nokta Mustafa Kemal Atatürk tarafından konulmuştur.
Atatürk’ün Hilâfet’e tepkisi, bu müessesenin, bir takım devletlerin Türkiye’nin iç işlerine burunlarını sokmalarına imkân vermesi, Türkiye’nin bağımsızlığını ihlâle sebep olacak nitelikte bulunmasıydı. Tabiatile, bu müessese, o sırada Atatürk’ün tam olarak açıklamamış bulunduğu ve kendisinin temel inancını teşkil eden laiklik kavramına da ters düşmekteydi.
 Gelişmeler ise, Atatürk’ün bu iki konudaki hasasiyeti ile tam bir çelişki teşkil etmiştir.Daha Millî Mücadele sırasında, II. İnönü Savaşı’ndan sonra, 1921 Mayısında, Hindistan Halifelik Akımının temsilcisi rolünde Mustafa Sagir adında biri Ankara’ya gelmişti. Esasında kendisi İngiliz İstihbarat Servisinin bir ajanıydı ve bir süre izledikten sonra, Mustafa Sagir’in Ankara’ya, Atatürk’e suikast düzenlemek üzere geldiği görüldü. Tutuklandı ve İstiklâl Mahkemesi’nde yargılandı ve idama mahkûm edilerek hemen idam edildi. Mustafa Sagir’i kurtarmak için İngiliz Yüksek Komiseri Sir Horaca Rumbold ile Ağa Han teşebbüste bulunmuşlardır.İşte bu Ağa Han biraz sonra yine sahneye çıktı.9 Kasım 1923 günü, yani Cumhuriyetin ilânından on gün kadar sonra, 9 Kasım 1923 günlü Vatan Gazetesi’nde, Halife Abdülmecid Efendi’nin bir takım sözleri yayınlandı. Gazeteye göre Halife şunları söylüyordu: “Bütün islâm âleminin, her daim teveccühlerine mazhar olmaktayım. Asya’nın en ücra köşelerine varıncaya kadar islâm âleminden binlerce mektup, telgraf aldım. Bir çok yerlerden heyetler gönderilerek bu duygular teyid ediliyor” dendikten sonra, Hükümetin, kendisinin durumunu düzeltmesi gerektiği imâ ediliyordu. Yani, Halife, şikâyetini dile getirirken, bir yandan kuvvet gösterisine girişiyor ve sırtını dışarıya dayıyordu.Bu demeçten bir ay kadar sonra, Tanın ve Tasvir-i Efkâr gazetelerinde, 5 Aralık 1923 günü, Hindistan Hilâfet Komitesi adına Ağa Han ve Emir Ali imzalı bir mektup yayınlandı. İşin küstahlığı şuradaydı ki, mektup Başbakan İsmet Paşa’ya hitaben yazıldığı halde, daha onun eline geçmeden gazetelere verilmişti, mektubun içeriğini belirtmeden önce imza sahipleri hakkında bir-iki bilgi sunalım.İsmaili mezhebinin lideri Ağa Han İngiltere Hükümeti’nin hizmetindeydi ve İngiliz Hükümeti’nin protokolüne göre, kendisinin 11 pare top atışı ile selâmlaması gerekiyordu.Emir Ali’nin unvanı ise İngiliz Hükümeti’nin danışmanıydı.İngiltere Hükümeti’nin bu iki hizmetkârının mektuplarındaki bazı cümleleri burada nakledelim: “… talep etmek istediğimiz şey, âlem-i İslâm’ın riyaset-i diniyesinin şer’i şerife göre tam ve kâmil olarak muhafazasından ibarettir. Halifenin nüfuzunun tenkisi (azaltılması) veya bir amil-i dinî gibi Türkiye teşkilât-ı siyasiyesinden onun teb’idi (çıkarılması) bizim fikrimizce, İslâm’ın dağılması … demek olacaktır.” Keza, “Hilâfet ve imametin, Müslüman milletlerin itimad ve hürmetine lâyık olan bir mevkie vazolunmasını … istirham ederiz.” denilmekteydi. Yani, bunlar, hilâfetin, Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasal yapısının temel müessesesi haline getirilmesini istemekteydi.Bu olaydan kısa bir süre sonra, Emir Ali’nin başkanlığını yaptığı Londra İslâm Cemiyeti adına Sekreter Said Muhammed imzalı bir mektup da İçişleri Bakanlığı’na gönderildi. Mektupta, “İslâm âleminin dayanışmasını ve organik bağlarını korumak için, Hilâfetin ruhanî imtiyazlarının kesin surette düzenli ve yasal bir esas üzerinde saptanması gerekliliği” ileri sürülmekteydi.Bütün bunlar bardağı taşıran damlalar oldu. 
3 Mart 1924 kanunları, Hilâfet’e son verdi. 13 maddelik olan bu kanuna göre, Halife hal edilmiştir ve Hilâfet makamı da kaldırılmıştır. Halife ve Osmanlı Saltanatı’nın erkek, kadın bilcümle üyeleri ve damadlar, Türkiye Cumhuriyeti’nde hiç bir şekilde ikamet edemiyeceklerdir. Bunlar Türk vatandaşlığından da yoksun bırakılmışlardır. 
Bundan böyle, Türkiye’de gayrı menkul edinemezler. 
Fakat bu işin peşini bırakmak istemeyenler de çıktı.10. Hilâfet’in İlgasından Sonraki Dış Gelişmeler Halife Abdülmecid Efendi Türkiye’den ayrıldıktan sonra İsviçre’ye gitti. Fakat rahat durmadı. Dünya İslâm başkanlarına bir bildiri yayınlayarak, Türkiye Hükümeti’nin kararını reddettiğini bildirdikten sonra, Müslümanları bir Kongre toplamaya çağırdı.Bu arada İsviçre gazetelerinde de Hint Müslümanları adına hilafetçi yazılar yayınlanır. Bunlardan birinde şöyle deniyordu: “Hilâfet’in Saltanat’tan ayrılmasından sonra, Halife ile hanedanı, eskisinden çok Müslümanların malı olmuştur. Dünkü Saltanat hanedanı bugünkü Hilâfet hanedanıdır. Dinsel başkanımızın bu hanedandan olmasını istiyoruz. Bizim manevî ve politik desteğimizi Türkiye ancak bu şartlarda kazanabilir.”Abdülmecid’in bu faaliyetleri İsviçre Hükümeti’ni rahatsız eder. Kendisine, siyasal propaganda yapmama şartıyla oturma izni verildiği hatırlatılır.
Fakat Hilâfet’in ilgası, Hüseyin’in iştihasını yeniden kabartır. Hilâfet’in ilgasından tam üç gün sonra, 7 Mart 1924 de, Hicaz Kralı Hüseyin kendisini Halife ilân etti. Ne var ki, Hüseyin’in bu teşebbüsü kendisinin de sonunu getirdi. Hüseyin’in halifeliğine İslâm dünyasından itirazlar yükselirken, en şiddetli tepki Necd’deki Suudi’lerden yani Vehhabiler’den geldi. 
Bu sefer Halifelik hevesi Suudi’lere geçti. Suudi’ler 1926 başlarında Kahire’de bir İslâm Kongresi toplayıp Hilâfet konusunu ele almak istedilerse de, katılım çok az olduğu gibi, toplantıdan bir sonuç da çıkmadı. Bunun üzerine Suudi’ler bu sefer 1926 Haziranında Mekke’de ikinci bir Kongre düzenlediler. Bazı kaynaklara göre, Türkiye bu Kongre’ye iki tane “gayrı resmî gözlemci” göndermiştir. Katılımın biraz daha geniş olduğu bu Kongre’de, en etkin gruplar Hindistan Hilâfet Delegasyonu ile Mısır Delegasyonu idi. Her ikisi de Hain Hüseyin’in Kongre’den kovulmasına oy vermekle birlikte, Vehhabi’lerin hilâfetine de yanaşmadılar. Özellikle Mekke’nin ve Hazret-i Peygamber’in merkadi kutsal Kabe’nin, bağnaz ve mezar sistemini kabul etmeyen Suudi’lerin kontrolü altına girmesinden haşlanmadılar. Hem Hintliler, hem Mısırlılar Kongre’nin liberal kanadını temsil etmekteydiler. Dolayısıyla, Mekke toplantısından da Hilâfet konusunda her hangi bir şey çıkmadı.
O yıllar sonrasında 70’li yillarda Suudiler kutsal emanetler için büyük paralar teklif etmişti.
Demirel tarafından nakledilen bir hatıra şöyle !
“1970’li yıllarda Ankara’daki bazı diplomatik çevrelerde, bir söylenti dolaştı. Buna göre, Suudi Hükümeti Türkiye’den 3 milyar dolar karşılığı, Hırka-i Şerifi yani Hazret-i Peygamber’in, Yavuz Sultan Selim’in 1517’de Mısır’dan getirdiği hilâfet hırkasını kendisine vermesini istemiştir. O yılların, zamanın Başbakanı Süleyman demirel’in deyimi ile, Türkiye’nin 70 Cent’e muhtaç olduğu bir dönem olduğunu hatırlatalım. Bu söylentide resmî bir teşebbüsün söz konusu olabileceğini sanmıyoruz. Yalnız, bu istikamette, şu veya bu şekilde zemin yoklaması, ağız araması yapılması ihtimali daima mevcuttur. Bu derece önemli bir konuda, müsait zemin bulmadan resmî bir teşebbüsün yapılmasının mümkün olmayacağı açıktır.”
Derken Erbakan‘ın Sürgünden Türkiye’ye gönderilmesi ve sağ cenahın bölünme operasyonları. 
Bunun yanında Suudiler tarafından finanse edilen 1980 darbesi ve ANAP iktidarına teslim edilen Türkiye Cumhuriyeti devleti hep bu süreçlerin devamıdır.
Aynı şekilde AKP ‘nin kurulması ve siyasetin tasfiye edilerek AKP iktidarının 15 yıl süreyle iktidarda tutulması aynı sürecin ve planın parçasıdır.
2001 yılına geldiğimizde sürece müdahale eden bir Devlet BAHÇELİ ortaya çıkar.Mevcut siyasetin tasfiyesi ve OSMANLI HANEDANININ geriye dönüş anahtarı AKP’nin önünün açılması süreciydi.
Burada 2001 yılına dönerek MHP GENEL BAŞKANI DEVLET BAHÇELİ’NİN rolünü çok iyi okumamız gerekiyor. ANASOL- M hükümetini bitiren ERKEN GENEL SEÇİM açıklaması yani talebi bizzat o dönem koalisyonun ikinci büyük ortağı olan MHP lideri Devlet Bahçeli tarafından yapılmıştı.
Aynı dönemde Batı tarafından operasyona tabi tutulan DSP – DYP – Refah Partisi bölünerek Kemal Derviş operasyonlarıyla Demirel – Ecevit – Erbakan tasfiye edilmişti. Türkeş vefat ettikten sonra Genel Başkanlığa seçilen Devlet Bahçeli bu projenin parçasıydı.Erken genel seçim açıklamasından bir süre önce İngiltere merkezli bir telefon konuşması yaptığı ve bu telefonun Buckingham sarayından geldiği ve talimat sonrası ANASOL – M hükümetini erken genel seçime götüren açıklamanın yapıldığı söylenir.Tabi bu açıklama o gün Refah Partisini bölerek yeni kurulan AKP ‘ye iktidar kapılarını açan ve Türkiye siyasetinin tamamen tasfiyesiyle sonuçlanan seçim olacaktı.
Bunu çok iyi bilen Devlet Bahçeli bugün “ BAŞKANLIK ANAYASASI “ değişimi meselesini gündeme getirerek 2.Cumhuriyetçilerin ve İngiliz Chatham House projesi olan Türkiye Cumhuriyeti Devletinin yıkılarak yerine NEO – OSMANLI modelinde hanedanın iktidara geriye dönüşünü sağlayan kapıyı açan kişi olarak tarihe geçmiştir.
Aynı Devlet Bahçeli sonrasında Kraliçe’nin uslu oğlu Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı seçilmesine ses etmemişti.
Tesadüfler hep tarihi tekerrür ettiriyor.
Abdullah Gül  Cumhurbaşkanı ve süreç hızlanıyor.
 Ne tesadüf İngiliz Amiral gemisi İstanbul’a gelerek Dolmabahçe önünde demirlemişti. Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan beraberce basının görüntüleyemediği bir ortamda hesapta AKŞAM YEMEĞİ yemişlerdi. İngiliz Kraliçesinin huzurunda. Ne verdiler? Ne aldılar? Kimse bilmiyor. Biz öyle diyelim.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e İngiltere Kraliçesi tarafından takdim edilen nişan sonrasında yanaşma basının manşetleri olan gazetelerde manşetler şöyle: “Büyük Şövalye Nişanı”nın haçsız olanı takılıyor Sn. Gül’e” “Özel bir hassasiyet gösteriyor majesteleri”
İlk manşette beyinlilere, ikincisinde ise beyinsizlere mesaj veriyor.” Beyni hasar yemiş kalemler böyle yazmıştı. Ne var ki bunda! Altı üstü bir madalya, onu alınca kimliğimiz mi değişecek! Diyenlerin yüzleri Allah’ın huzuruna döndüklerinde utanmıyorlar mı?
Bir iğne dahi verilse, eğer o ülke İngiltere ise çok şey değişebilir.200 yıldır Osmanlı ve Türkiye siyasetinde etkin rol oynayan, ülkemizi; savaşa sürükleyen, işgal eden, sömüren ve hükümetlerimizden anahtarlık yapan, kokuşmuş çoraplarını başımıza takke diye geçiren İngiltere”den bahsedilince binlerce kez düşünmeliyiz.
Üzerinde Güneş (Haç) Batmayan İmparatorluk. Türk Halkının Başı, İngiltere tarafından “Diz Bağı Nişanı” ile ödüllendiriliyor ise bu, çok yakında ülkemizden bazı parçaların kopacağının işareti.
Ne demişti Sayın Gül “GÜROYMAK’IN ESKİ ADI NORŞİN“. Çözülme destekçileri ne demişti? Tarihi isimler yani eski isimler yeniden kullanılacak.
Mesela İSTANBUL - KONSTANTİNOPOLE, ANTALYA – ATTALEİA, ANKARA –ANCYRA gibi beğenilerinize demek düşer. Uyan, ey Türk Halkı! İngiltere”de “Diz Bağı” denilen bu “Nişan”, Türkiye’de “Göz Bağı”na dönüşüyor. Benden selam olsun başını bağlarken gözlerini bağlayanlara; Olsun Allah biliyor ya.
O günleri hatırlamadan bugün yaşanan  BAŞKANLIK KAOSUNU anlayamayız.
AKP kadroları ,yandaşları TV ekranlarında “ Keşke İngiliz işgali devam etseydi.Halifelik devam eder “ diyecek kadar alçak ve hainlerden oluştuğunu hala anlayamamış bir psikolojiyle karşı karşıyayız.
Şerefinize Kraliçe!..
Savaş gemisinde kadeh tokuşturdu. Köşk’te, Büyük Şövalye Nişanı’yla ödüllendirilen Abdullah Gül ve eşi Hayrünnisa Gül, o gemide onurlarına verilen resepsiyonda Kraliçe’yle kadeh tokuşturacak kadar mutluydu. İngilizlerin Gül’e olan ilgisi elbetteki bununla sınırlı kalmayacaktı ve kalmadı da...
Çünkü Gül onların yetiştirdiği evlatları gibiydi.Chatham House meşhur Lawrance denilen itin yetiştirildiği bunun yanında TURAN ve Osmanlı İmparatorluğu’nun bölünme ve parçalanma planlarının yapıldığı yerdi.
İşbirlikçileri ise İstanbul saraylarının müdavimleriydi.
Yani bu işin tarihsel bağları açısından daha da gerilere gidersek ; Atatürk ve İngilizler arasında Suudi destekli olarak geçen Halifelik mücadelesine bakmak gerekir.Daha ötesi ise hep dedğimiz gibi Vehhabi Suudi operasyonları perde gerisinde kimi zaman İngiliz Kraliyet ailesi kimi zaman ise ABD derinleri Türkiye siyasetinde vücut bulmaya devam etmektedir.
Bu sırada son zamanlarda Türkiye Cumhuriyeti toprakları Arap ülke liderlerine parsel parsel satılırken “ Peygamber efendimize ait olduğu iddia edilen sakal-ı şerifin DUBAİ emiri Makhdum için havaalanına kadar götürülerek kendisine para karşılığı satıldığı iddiaları mevcuttur.
Aslında 
sona doğru yaklaşıyoruz.
Başkanlığın amacı Osmanlı saltanatı ve HİLAFET rejiminingeriye getirilmesidir. Bunun sakıncalarını bugün için Erdoğan anlayamamaktadır.
Ona göre HİLAFET gelirse ÜMMET birleşecektir.Kaldı kigidebildiği bir tane ARAP ülkesi kalmamıştır.
Bugün İŞİD terör örgütü SKYSE – PİCOT anlaşmasınıtanımadığını açıklamış aynı paralelde Erdoğan cetvelle çizilmiş sınırlar diyesağda solda nara atmış dahası LOZAN barış antlaşmasını Ergun Diler denilenyandaş gazetecinin ağzından çöpe attığını açıklamıştır.
Bugün Lozan yoksa önüneotomatikmen SEVR gelir .Erdoğan diyor ki “ El Bap çok önemli.Geriye çıkarsakSEVR’İ dayatırlar.”
SEVR anlaşamasışartlarına dönerseniz ne olur ?
SALTANAT VE HALİFELİK yönetimine dönmüş olursunuz.
Erdoğan ve Bahçeli Türkiye Cumhuriyeti Devletini yıkarak 1900 ‘lü yılların koşullarına doğru sürüklemektedir.
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce ve sonra bu beyanları hepimiz tarafından bilinmektedir.
Son süret bu süreci daha iyi anlayabilmemiz için şu iki husus çok önemlidir.
19 Nisan 2012 tarihinde yapılan ankette İngilizler en büyük düşmanlarının arasında Atatürk’ü gösterirken Abdullah Gül ismi en çok sevdikleri isimler arasında yer almıştı.
İngilizlerin en çok düşman olduğu liderler sırasıyla şöyleydi.
George Washington'ı İrlandalı gerilla lideri Michael Collins, Fransa İmparatoru Napolyon Bonapart, Alman General Erwin Rommel ve Mustafa Kemal Atatürk izledi.  
Dikkat çekici değil mi !
Dönemin Dışişleri Bakanı Halife Abdülmecid’in torunlarıyla İngiltere’de Türk Büyükelçiliğinde toplanıyordu.
Tarihler 09 Mart 2013’ü gösterirken bu önemli toplantıda aslında Osmanlı hanedanının Türkiye’ye dönerek SALTANAT ve HİLAFETİN geriye getirilmesi konusunda anlaşma sağlanmıştı.
O tarihten sonra Türkiye olarak yaşadıklarımızı bir daha gözden geçirmemiz gerekiyor.
Develt Bahçeli durup duruken bir anda BAŞKANLIK ANAYASA değişikliğini boşuna meclis gündemine getirmedi.Kimbilir ! Buckingham sarayından bir telefon gelmiş olmasın.
2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Bahçeli köşke çıkıp Exeterci Abdullah Gül ‘e Cumhurbaşkanlığı adaylığı teklifinde bulunmuştu.Gül kabul etmeyince verdiği işarete göre başka bir Exeterci olan Ekmeleddin İhsanoğlu isminde karar kıldı.Peki bu durumda CHP bu oyunun neresinde bunu sormak lazım.
Bugün Anayasa başkanlık görüşmelerinde AKP milletvekilleri “ YENİ BİR ABDÜLHAMİT LAZIM “ diyecek kadar sığ ve cahalet sergiliyorlar.
Dikkat edelim.Atatürk lazım demiyorlar.
Asıl baklayı ise Osmanlı hanedanı mensubu açıklıyor.
2'nci Abdülhamid'in beşinci kuşaktan torunu Nilhan Osmanoğlu, "Cumhurbaşkanımız ile son görüşmemiz sonrasında aile olarak onu kesinlikle yalnız bırakmayacağımızın kararını verdik. Aile olarak biz de bir kişiyle bu siyasi oluşumun içinde olacağız. Şu anda o ismi veremiyorum ancak bu ismi biz belirledik. Cumhurbaşkanımızın bu konuda yalnız kaldığını gördük. İşte bu yüzden aile olarak bizler de O'nun yanında daha fazla olacağız" diye konuşuyor.
Ve Osmanlı hanedanı Türkiye Cumhuriyeti devletine karşı mal mülk davası açıyor.
Osmanlı İmparatorluğu’nun 34’üncü padişahı Sultan Abdülhamit’in torunları, dedelerinden miras kaldığını öne sürdükleri onlarca değerli mülk ve arazi için hukuk mücadelesi başlatıyor.. Talep edilen yerlerin toplam değeri ise milyar dolarla ifade ediliyor. Neredeyse İstanbul’un yarısı isteniyor.
Başka miadı olmuş tapular yandaş medyada ortaya çıkartılıyor.Ve Halep bizim ! Şam bizim ! Kudüs bizim gibi aptalca manşetler atılıyor.
Ben yarın BİZANS İMPARATORUNUN torunlarının ellerinde tapularıyla gelip İstanbul bizim demelerinin bu aptal zihniyetler karşısında gayet doğal olduğunu düşünmeden edemeyeceğim
Osmanlı saltanatı  İngiliz gemisine binip giderken ,Osmanli ordulari başkomutanı Enver Paşa Alman DENİZALTISINA binerek Rusya’ya kaçıyordu.Rusya sonrasında Enver Paşa’ya verdiği görevle Türk dünyasını Çin ve Rusya ‘nın hegemonyasına sokmayı başardı.Sorsan kahraman derler.
Bir avuç silah arkadaşıyla beraber Mustafa Kemal Atatürk ise vatan hainlerine rağmen bir Türk devleti kurmayı başardı.
Şimdi Osmanoğulları hanedanının ülkeden neden çıkartıldığını daha iyi anlıyoruz.Çünkü fitne devam ediyor.Bu ülkeye kıymet yerine mal ve mülk peşine düşmüşler. Anlatılanlara bakılırsa DEVLET BAHÇELİ ve ERDOĞAN Saltanatı ve bir İngiliz projesi olan Hilafeti getirmeye kararlılar.
Yani MHP ve AKP tarafından getirilen BAŞKANLIK ANAYASASI bir İngiliz projesidir. Uşakları bellidir.Sonuçları ise SEVR demek ehven kalır.Daha beter bir sürece taşımaktadır.
MHP ve AKP Anayasadan çıkartmış oldukları "CUMHURBAŞKANI ADAYI OLABİLMEK İÇİN DOĞUŞTAN TÜRKİYE CUMHURİYETİ VATANDAŞI OLMA ZORUNLULUĞUNU " Yurtdışından getirilecek olan Osmanlı Hanedan mensuplarının Cumhurbaşkanlığına aday olabilmesi için Anayasadan çıkarttılar.
Şimdi Bahçeli ve Erdoğan tezgahlarını anladınız mı ?
Bu arada 15 Temmuz darbe senaryosu direk Türkiye Cumhuriyeti Devleti için tasfiye amacı taşıdığına göre Bahçeli ve rolünü çok iyi anlamak zorundayız.
Gün gelecek ATATÜRK ve Osmanlı hanedanı seçimlerde yarışacak.İş bu noktaya doğru getiriliyor. (ANSAV STRATEJİK ARAŞTIRMALAR VAKFI Başkan Yardımcısı H.Hakkı Kahveci tarafından hazırlanmıştır.) 

9 Aralık 2016 Cuma

ALMAN YARGIÇLAR BİRLİĞİ'nden Türkiye'ye tokat gibi cevap ve AKP yanlısı Yargıda Birlik Platformu'nun randevu istemine red!..

ALMAN YARGIÇLAR BİRLİĞİ'NDEN TÜRKİYE’YE CEVAP!..

AKP’ye yakınlığı ile bilinen "Yargıda Birlik Platformu" başkanı Dr. Birol Kırmaz, Alman "Yeni Yargıçlar Birliği Derneği’nden" randevu talep etti. Alman "Yeni Yargıçlar Derneği" adına Yönetim Kurulu başkanı Martin Wenning-Morgenthaler randevu talebine bakın nasıl bir yanıt verdi:
“Sayın Kırmaz,
NRV (Alman Yeni Yargıçlar Derneği) temsilcileri ile görüşme isteğinize ilişkin 27 Şubat 2016 tarihli mektubunuz için çok teşekkür ederiz. Umarız isteğinize uygun davranışımızı anlayışla karşılarsınız....
YARGININ GÖREVİ HÜKÜMETİ KORUMAK DEĞİLDİR
NRV, demokrasi ve azınlıkların korunması ve özellikle devletin üçüncü erki olarak yargının tarafsızlığı ve bağımsızlığını savunmaktadır.
Bize göre yargı, diğer iki erk (yasama/meclisler ve yürütme/hükmetler) ile başa çıkabilecek yeterlilikte olmalıdır. Her erkte sahip olduğu araçları kötüye kullanma eğilimi mevcuttur. Bu nedenle, erklerin her tasarrufu, hizmet ettiği toplumun dikkatli bir denetimine tabi olmalıdır. Yargının görevi, hükümeti eleştirilere karşı korumak değil tam tersine yurttaşların temel haklarını korumaktır.
Gördüğümüz kadarıyla, günümüz Türkiyesi’nde bağımsız yargının bu prensipleri hiç bir şekilde hayata geçirilmemektedir.
Türkiye’de demokrasi ve hukuk devletinin durumuna ilişkin ürkütücü bilgilere sahibiz.
Hükümet üyelerine ve yüksek bürokratlara karşı soruşturma başlatan yargıç ve savcıların görev yerleri değiştirilmiş ya da meslekten ihraç edilmişlerdir. Onların soruşturmaları, özellikle yolsuzluk iddialarıyla ilgili olanlar düşürülmüştür. Mesleki görevleri kapsamında yasadışı silah kaçakçılığı şüphesiyle bir tırı kontrol eden üç savcı ve bir polis (jandarma komutanı) bir kaç aydır cezaevindedirler.
Muhaliflerin ve Kürtlerin savunmasını üstlenen avukatların kendileri suçlanmış ve tutuklanmışlardır.
Üzüntü verici gidişatı eleştiren gazeteciler ve politik olarak aktif yurttaşlar suçlanmış ve tutuklanmışlar, kamu hizmetlerinden uzaklaştırılmışlardır. 
Bütün bu uygulamalara yargıçlar ve savcılar tarafından izin verilmektedir. Bu nedenle, mevcut durumda birçok yargıç ve savcının, bunun Türkiye’nin üstün çıkarlarına uygun olduğu bahanesiyle kendilerini hükümete ve onun temsilcilerine teslim ettiklerini düşünüyoruz.
Bu koşullar altında, bizim izlenimlerimize göre, hükümete çok yakın ve sorunun parçası olan bir yargıç örgütü ile temas kurma eğiliminde olmayışımızı anlayışla karşılayacağınızı umuyoruz.
Böyle temaslarla örgütünüze tanınırlık görüntüsü verme niyetinde değiliz.
Saygılarımla, Martin Wenning-Morgenthaler - Yönetim Kurulu Başkanı
((Gönderen: DR. Kayaalp Buyukataman Turkish Forum - Dunya Turkleri Birligi <kb@turkishforum.com.tr> adına eturkiyeyizbiz@googlegroups.com <eturkiyeyizbiz@googlegroups.com> 09 Aralık 2016-Cuma)

17 Ekim 2016 Pazartesi

VEFATININ 2. YILINDA ANADOLU BASININ İMPARATORU İSA KAYACAN ANKARA’DA ANILDI & Dr. Şemsettin Küzeci

VEFATININ 2. YILINDA

ANADOLU BASININ İMPARATORU
İSA KAYACAN ANKARA’DA ANILDI
Dr. Şemsettin Küzeci
Anadolu Basınının öncüsü Prof. Dr. İsa Kayacan vefatının 2. Yılında Kurucusu ve Genel Başkan yardımcılığı yaptığı Kerkük Kültür Derneği tarafından düzenlenen ve İLESAM ile Ailesinin katkılarıyla 15 Ekim 2016 tarihinde İLESAM merkez binasında severlerinin katkılarıyla anıldı.

Anam toplantısına Sağlık eski Bakanı Halil Şıvgın ve AKP Ankara Milletvekili Nevzat Ceylan ve çok sayıda şair, yazar ve İsa Kayacan severleri katıldı. Açılış konuşmasından önce İsa Kayacan’ın Torunu Nazlı Aykut anma toplantısının sunuculuğunu yaparak,  Kayacan’ın yazmış olduğu “Selam Olsun” başlıklı şiiriyle açılış yaptı. Nazlı’nın o duygu yüklü sesiyle şiiri güzel bir şekilde yorumladı. Ulu önder Atatürk ve Silah arkadaşlarıyla tüm şehitler için saygı duruşu ve İstiklal Marşı okundu. Ardından da İLESAM Başkanı Mehmet Nuri Parmaksız ve Kerkük Kültür Derneği Başkanı Dr. Şemsettin Küzeci birer açılış konuşması yaparak, anama toplantısının önemine ve İsa Kayacan ile kısaca anılarına değindiler.

PROTOKOL KONUŞMALARI
Protokol konuşmalarında Sağlık eski Bakanı Halil Şıvgın İsa Kayacan’ın hayatından kesitler anlattı. Ve 11 Devlet Bakanına Basın müşavirliği yaptığı İsa Kayacan büyük bir rekor sahibi olduğunu vurguladı. Ayrıca 40.000 civarında makale, haber ve tanıtım yazıları yayınlaması “Guinness” rekorlar kitabına girmeyi çoktan hak etmiştir. Türkiye ev Türk dünyasında Başta 2 Fahri doktora ile bir Fahri Profesörlük olmak üzere, 500 civarında çeşitli aldığı ödül, plaket, onur, teşekkür vs. ödülleri onun çalışmaları ne kadar değerli olduğunun bir göstergesidir dedi. AKP Ankara Milletvekili Nevzat Ceylan ise, Kayacan ile yaklaşık 40 yıllık bir dostluğunun olduğunu devlet kademelerinde beraber mesai yaptıklarını ve Kayacan’ın bir dürüst ve çalışkan devlet adamı olduğunu altını çizdi. İLESAM, Kerkük Kültür Derneği ve Kayacan ailesine teşekkür etti.

İSA KAYACAN TÜRK KÜLTÜRÜNE HİZMET ÖDÜLLERİ
2016 yılından itibaren Kerkük Kültür Derneği tarafından verilen “İsa Kayacan Türk Kültürüne Hizmet Ödülleri” ilk kez olarak bu toplantıda dağıtıldı. 2016 yılı Hizmet Ödülleri İsa Kayacan’ın dört yakın meslektaşına takdim edildi. Gerekçeleriyle birlikte ödül alanlar şöyle:

-ŞAİR YAZAR. MUSTAFA CEYLAN,
Kayacan’ın sağlığında geniş kapsamlı bir araştırma yaparak, “Destanlaşan Köylü İsa Kayacan” adlı eseri yazan, şair ve yazar. Ödülünü İsa Kayacan’ın Kızı Gül Kayacan takdim etti.

- GAZETECİ, YAZAR: MUSTAFA NEVRUZ SINACI,
Kayacan’ın kurduğu Ece Haber Ajansı’nı yürüten, Kayacan’la ilgili web sitelerini kuran ve yöneten, O’nun çalışmalarını, eser ve hizmetlerini bütün dünyaya yayan, duyuran ve bu misyonunu aralıksız sürdüren; yakın dostu, gazeteci-yazar. Ödülünü İLESAM Başkanı Mehmet Nuri Parmaksız sundu.


- PROF. DR. TAMİLLA ALİYEVA (AZERBAYCAN),
Başta Azerbaycan ve Türkiye olmak üzere tüm Türk dünyasına İsa Kayacan’ın çalışmalarının duyuran, Kayacan’ın eserlerini yazıları tanıtılmasına ışık tutan bilim insanı, akademisyen, araştırmacı şair ve yazar.  Ödülü AKP Ankara Milletvekili Nevzat Ceylan takdim etti.

-GAZETECİ: AHMET TEKEŞ,
Görev yaptığı gazete ve dergilerde, İsa Kayacan ve önerdiği arkadaşlarının yazılarına kucak açan; yeni gazeteci, şair ve yazarların yetişmesine ve gelişmesine önderlik eden kadim Kayacan dostu gazeteci ve yazar. Ödülü Sağlık eski Bakanı Halil Şıvgın sundu.

İSA KAYACAN AİLESİNE İLESAM’DAN ONUR PLAKETİ
Uzun yıllar boyu İLESAM’a ve Türk kültürüne sunmuş olduğu hizmetlerinden dolayı vefatının 2. Yıldönümünde İLESAM kurumu adına Başkan Mehmet Nuri Parmaksız Kayacan’ın Ailesine bir Onur Plaketi takdim etti. Plaketi Kayacan ailesı adına Küçük kızı Gül Kayacan aldı.

İSA KAYACAN ŞİİR ŞÖLENİ
Anma programının ikinci bölümünde İsa Kayacan’ın şiirleri ve hakkında yazılan şiirler şair dostları tarafından seslendirildi. Dilek başlıklı şiirini Şair ve İLESAM Yönetim Kurulu üyesi İlter Yeşilay seslendirdi. Daha sonra; Durak Turan, İsmail Kara, Mustafa Ceylan, Celal Ogan, Şakir Susuz, Nusret Turan, Ali Kemal, Murat Duman, Vedat Fidanboy, Bayram Yelen, Bekir Yeğnidemir, Arife Aslan, Papatya Sibel, Davut Comart, Orhan Vergili, Sadettin Kılıç, Gazi Bayram Topçu, Ozan Elifce, Sevinç Doğancan Güven, Tuncer Ulusoy, Ertuğrul Yılmaz, Sadık Kılıç, Hayrettin Gültekin ve başkaları… Şiirleriyle ve anlamlı konuşmalarıyla İsa Kayacan’ı güzel bir şekilde anlattılar.

ORTAK ONUR BELGELERİ
Isa Kayacan anma toplantısına katılan başta Bakan Halil Şıvgın ve Milletvekili Nevzat Ceylan olmak üzere tüm katılımcı şair ve konuşmacılara İLESAM belgesiyle Kerkük Kültür Derneği’nin ortak onur belgeleri takdim edildi.

TELGRAFLAR
Merkezi İzmir’de bulunana kısa adı KIBATEK olan Kıbrıs-Irak- Balkanlar ve Avrasya Türk Edebiyatları Kurumu İsa Kayacan’ın anısına bir telgraf gönderdi. Onursal başkan Feyyaz Sağlamın imzasını taşıyan telgrafta “ Türk Dünyası’nın unutulmaz sevdalılarından hocamız, ağabeyimiz Prof. Dr. İsa Kayacan için düzenlenene anma toplantısın katılan tüm dostlarıma ve ailesine saygılar ve teşekkürlerimi iletiliyorum” dedi.

DEVA ARKADAŞI OSMAN OKTAY
Şair ve yazar Osman Oktay için Kayacan, hemşeri olmasının ötesinde dost canlısı olarak bilinen, arkadaşı, ağabey, güzel insan vefakâr timsali, gazeteci, şair ve yazar İsa Kayacan “ O bir şeyler üretip yazanları, yayınlananları tanıtır, teşvik eder, desteklerdi. Görüyorum ki dostları da onu unutmuyor. Bu vesileyle ilesine, dostlarına ve bu toplantıyı tertip edenlere selam ve teşekkür ediyorum” dedi.

IRAK TÜRKMENLERİ DE KAYACAN’I UNUTMADI
1970 yıllarından beri Orta Asya ve Kerkük Türkleriyle yakından ilgilenen ve onlarla edebi mektuplar vesilesiyle kaynaşan ve işbirliği yapan Kayacan ve 1999 yılından bu yana Irak Türkmen davasına değer veren ve haklı milli davalarında destek vererek yaklaşık 1500 civarında makale, haber ve tanıtım yazıları yayınlayan İsa Kayacan2ı Irak Türkmenleri de unutmadı. Kerkük Kültür Derneği her zaman olduğu gibi Kayacan’ın düşünceleri ve fikirleri doğrultusunda hareket etti. Türkmeneli Kültür Merkezi Başkanı Dr. Mustafa Ziya da toplantıya bir telgraf ve demet çiçek göndererek Irak Türkmenleri adına Kayacan’ı yad etti.

29 Ağustos 2016 Pazartesi

“Tigranizm Hocalı`da” & TÜRK DÜNYASININ USTA KALEMİ ELUCA ATALI’DAN DEV ESER!

TÜRK DÜNYASININ USTA KALEMİ ELUCA ATALI’DAN DEV ESER!

[SWE-TURK29 AĞU 20160 COMMENT]
Ömrünü Türk Dünyasına adamış bir yazar, araştırmacı ve Tarihci.Can Azerbaycan’dan orta Asyaya Türkiyeden avrupaya yazdığı eserler ile kendini kanıtlamış, aldığı ödüller ve yazdığı kitaplarla Türk dünyasının gurur olan Eluca ATALI son eseri  “Tigranizm Hocalı`da” adlı dram tütündeki kitabı ile kitapseverler ile buluşuyor!
Eluca Atalı`nın “Tigranizm Hocalı`da” adlı kitabı dram türünde yazılmış, 5 perde 9 kısımdan oluşuyor. Eserde ermeni hasleti(soykırımı), onun yüzyıllar boyunca komşuları türklere karşı yaptıkları ihanet ve amansızlık, tarihi olgulara dayanarak akıcı bir tarzda sanat  şeklinde ve uslubunda verilmiş. Kitabın ilk perdesi olan “Tigran sürüldü, tigranizm sürünüyor” da özellikle bizim çağın yani 50-60 lı yıllarında ermenilerin Roma ve Parfiya devletlerinde yaptıkları ihanet ve amansızlığın ilkin tezahürleri canlandırılıyor.
TİGRANİZM HOCALI'DA...
Cani Andronik`in çar Rusya`sı tarafından satın alınıp, hülyasında denizden denize gemi yüzdürerek Türkiye, Nahçıvan, Batı Azerbaycan, Güney Azerbaycan, Karabağ`da yaptığı aklasığmaz vahşetler yüzyılda ileri seviyde edebi çözümünü bulmuştur.
Olayların bu gidişatı tigranizmin yaşadığını ve bir milletin ruhuna hakim olduğunu ispatlıyor. Olaylar XX yüzyılın 70li yıllarında Karabağ`da Azerbaycan`a ait Alban anıtlarının ermeni kilisesi Eçmiedzin tarafından nasıl çalınmasıyla devam eder.
Temeli Tigran tarafından konulan “Büyük Ermenistan” hülyasının gerçekleşmesi için Karabağ`ın ermeniler tarafından benimsenmesi maksadıyla o zamanki SSRİ KP-nın baş katibi Mihail Gorbaçov`un karısı Raisa`ya ermeniler tarafından rüşvet olarak verilmiş pırlanta yüzük orataya çıkar.
Eserin başındaki bölümlerde ise “Büyük Ermenistan” için yaratılmış “Ermeni can vergisi fonduna” her ay ermenilerin gelirlerinin yüzde beşi kadar para yatırılması ve bu vergiyi ödemeyen ermenilerin Azerbaycan`ın Sumgayıt şehrinde evlerindeyken katledilmesi açıklanıyor.
Hocalı soykırımıyla doruğa ulaşan olaylar, Hocalı olayları zamanı meydana gelmiş yüzlerle vahşetten yalnız biri – Hocalı sakini Ferhat`ın ailesinin şahsında tasvir edilir.
O da açıklanır ki, o aileyi gaddarlıkla mahv edenlerden biri Ferhad`ın kendi çocukluk arkadaşı ve kirvesinin oğlu, Hankendi sakini Seyran Ohanyan`dır.
Roma komutanı Tigran`ın ihanet ve amansız hareketlerinin tasvir edildiği sahneler aynı şekilde Xocalı`da devam ettirilir. Ermeni kimliği ve hasletiyse Serj Sarkisyan`ın Hocalı faciasından sonra yabancı gazetecilere verdiği basın toplantısında inceliğine kadar gösterilir. Bir nefeste soluksuz okuyacağınız ve kitaplığınızın baş köşesinden ayırmayacağınız Eluca Atalı`nın “Tigranizm Hocalı`da” adlı kitabını aşağıdaki adreslerden edinebilirsiniz:
http://www.dr.com.tr/Kitap/Tigranizm-Hocalida/Eluca-Atali/Edebiyat/Roman/Turkiye-Roman/urunno=0000000686211

17 Ağustos 2016 Çarşamba

NİCE BAŞARILI YILLARA (AK PARTİNİN 15. YAŞ GÜNÜ) Ali COŞKUN - 58. ve 59. Hükümetler Sanayii ve Ticaret Bakanı

NİCE BAŞARILI YILLARA
(AK PARTİ'NİN 15. YAŞ GÜNÜ)
Ali COŞKUN
58. ve 59. Hükümetler Sanayii ve Ticaret Bakanı
Siyasi tarihimize, geriye bakıp değerlendirdiğimizde yeni bir oluşumun partileşmesi, iktidar olabilmesinin ilk şartının halkımızda bir beklenti ortamının oluşmasına bağlı olduğu görülür. DP, ANAVATAN, AK PARTİ en çarpıcı örneklerdir.
İki binli yıllarda Anavatan partisinin giderek zayıflaması, Alparslan Türkeş'in ölümü sonrası MHP'deki belirsizlikler, Refah Partisinin kapatılması DYP'nin siyasetten çekilmesi, sol partilerin ise bir varlık gösteremeyişi hele de ekonomimizin darboğazlara sürüklenmesi toplumumuzda yeni bir beklenti ortamı doğurdu.
28 Şubat Post-Modern darbe ile siyasi hayatımız tam bir vesayet altına girdi. Başta bir kısım askeri cenah olmak üzere diğer güç odaklarının demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü ve özgürlükleri hiçe sayan baskı ve davranışları ise ortamı hazırlayan gelişmeler oldu.
Diğer taraftan üç büyük siyasi partinin hem de ilke olarak sağda Milliyetçi Hareket Partisi, ortanın sağında Liberal Anavatan Partisi ve solda Sosyal Demokrat Demokratik Sol Parti'nin yer aldığı koalisyon hükümeti ekonomik, sosyal, kültürel, iç ve dış politika konularında beklenenin dışında çok başarısız bir dönem yaşattı.
Terör tırmanırken “Yurtta sus, cihanda sus” politikası izleniyor, işsizlik, gelir dağılımı adaletsizliği ile sosyal sorunlar tırmanırken ekonomimiz yüksek enflasyon, yüksek faiz, döviz-borsa üçgeninde çırpınıp duruyordu.
Dünya bankasından bakanlığa transfer edilen ve kurtarıcı olarak görülen Kemal Derviş'in arkasında siyasi otorite oluşturulmamış IMF reçetesiyle uygulanan parasal ağırlıklı politikalar bekleneni verememişti.
Ekonomimizin düştüğü uçurumdan sadece para politikaları ile çıkabilmesi imkânsızdı. Para politikalarının, ciddi mali politikalarla desteklenmesi, üretim politikalarıyla bütünleşmesi gerekirdi.
Yatırımlar durmuş, üretim gerilemiş, kamu toplam borç yükümüz GSMH'nın %70'ini aştığı için Uluslar arası kaynaklar nezdinde ekonomimiz iflas etmiş durumlara sürüklenmişti.
Birçok yeni oluşum girişimleri gazetelere yansırken yıllardır değişmeyen MSP, REFAH, Milli Görüş Parti programları ve değişmeyen yönetim kadroları halkımızdan beklenen karşılığı bulamıyordu.
Refah Partisi kapatılmış ve Recai Kutan başkanlığında Fazilet Partisi kurulmuştu. Böyle bir ortamda Fazilet Partisi bünyesinde başlattığımız yeniden yapılanma hareketimize gelenekçi kanat “Anavatandan gelenler” diyerek tavır almaya başlamışlardı, oysaki bizler partiye ısrarla davet edilmiş ve değişim sözü verilerek kabul edilmiştik.
Parti Başkanı Recai Kutan'la heyet halinde görüştük değişim ve dönüşüm programımızı anlattık kendisi hak verdiği halde Prof. Dr. Necmettin Erbakan hocanın ve çevresinin baskılarıyla teklifimizi kabul etmedi böylece basına yansıyan şekliyle Gelenekçiler – Yenilikçiler hareketi başladı.
Abdullah Gül başkanlığında hareket ettiğimiz 14.8.2000 tarihli kurulda az bir oyla kaybetmemiz arkasından yeni bir oluşuma karar verdik.
Ancak Fazilet Partisi’ne de kapatılma davası açılınca kamuoyunda yanlış değerlendirilmemesini düşünerek partiden ayrılmayıp sonucu bekledik. Fazilet Partisi’nin de 22. Haziran. 2001 tarihinde kapatılması sonucu Ak Parti düşüncemiz bağımsız bir harekete dönüştü.
Yaptığımız istişare toplantılarında, demokrasi hayatımızda siyasi partiler kadar önemli olan sivil toplum kuruluşlarımız, kanaat önderlerimizin görüşlerini paylaştık, kamuoyu yoklamalarını değerlendirdik.
İstanbul Belediye Başkanlığında başarılı hizmetlere imza atmışken, Siirt ilimizde okuduğu şiir yüzünden hapse giren Recep Tayyip Erdoğan'ın harekete katılması ile çalışmalarımız yeni bir boyut kazandı.
Kamuoyu o günlerde artık şahıs partisinden çok bir kadro harekâtı beklentisi içindeydi. Bunu dikkate alarak başlangıçta her kesimin kendisini görmesine imkân verecek toplumda yeri olan kimselerin üst yönetimde görev almasına özen gösterdik.
Sıra halka iktidar olunca neler yapabileceklerimizi projelerimizle anlatmaya gelmişti. Partide çok iyi bir görev taksimiyle çalışmalara başlandı zaten seçilen bütün görevli arkadaşlar bilgi birikimlerimizle programı hazırlamaya başladık. Herkes kendi alanlarında çalışmalarını başarıyla sürdürdüler.
Biz ekonomiden sorumlu genel başkan yardımcısı olarak kısa zamanda “Türk Ekonomisinin Başlıca Temel Sorunları ve Acil Çözüm Önerilerimiz” kitabını hazırlayarak parti MKYK onayından geçirip binlerce adet bastırarak dağıtmamızın ardından konferanslar, özel toplantılar, Televizyonda açık oturum programları ile başta İş Dünyasının ve halkımızın güvenini kazandık.
Parti ismi olarak iki önemli unsura yer verildi “Adalet ve Kalkınma” böylece Muhafazakâr Demokrat kimliği ile 14. Ağustos 2001 tarihinde Adalet ve Kalkınma Partimiz kurulmuş oldu.
Daha önceden erken seçim kararlarıyla belirlenmiş olan 3. Kasım. 2002 Genel Seçimlerine çok sistemli bir şeklide çalışmalar halkla bütünleşerek sürdürüldü.      
Malum güç odakları bu kez kurucu genel başkan olan Recep Tayyip Erdoğan'ın Milletvekili olmasını engellediler. Buna rağmen Recep Tayyip Erdoğan Genel Başkan olarak yılmadan ekip harekâtını sürdürerek çalışmalarına devam etti.
Kuruluşumuzun 15. ayında geçerli oyların %34,63'ünü alarak Ak Parti iktidar oldu. Bana göre bu zafer Demokrat Parti ile başlayan 60 yılı aşan bir mücadelenin sonucuydu ve Abdullah Gül Başkanlığında 58. Hükümet kurularak köklü değişiklikleri gündeme getirdi.
Milletvekilliği engellenen Recep Tayyip Erdoğan'ın bu yasağı Cumhuriyet Halk Partisinin de desteği sonucu yapılan Anayasa değişikliği ile kaldırıldı ve Recep Tayyip Erdoğan 8. Mart.2003 tarihinde yapılan yenilenme seçimi ile Siirt ilinden Meclise girdi.
Abdullah Gül'ün istifası üzerine 15. Mart.2003 tarihinde Recep Tayyip Erdoğan Başbakanlığında 59. Hükümet kuruldu.
Yerel ve Genel Seçimlerle devam eden Ak Parti başarısı hep devam etti.
Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanlığı seçiminde çıkartılan hukuk dışı engeller de Ak Parti lehine aşılarak Cumhurbaşkanlığı kazanılmış, sonraki yıllarda da ilk defa halkın oyları ile Recep Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı seçilmiştir.
14 yıllık iktidar dönemimizde Hükümet ve yerel yönetimler olarak çok başarılı hizmetlere imza atmamızı, iki Cumhurbaşkanlığını kazanmamızı nasip eden Yüce Mevlâya şükrederken, şimdi geriye dönüp bakarak 15 yıl içinde halkımıza şerefle hizmet edip partimize emeği geçen kadroların çalışmalarını çok iyi analiz ederek, yanlışlara yer vermeden yeniden bir değerlendirme yapma ve geleceğe ona göre yön verme durumundayız…
Parti yönetiminde istişareye öncelik tanınması yanı sıra, bizi millet yapan (öz değerlerimize) kültürümüze daha çok sahip çıkılmasına, dış politikada daha şahsiyetli ve yapıcı, iç politikada ise uzlaştırıcı politikaların öne çıkarılmasına önem vermeliyiz.
Diğer taraftan bozulmaya başlayan siyasi istikrarın Binali Yıldırım Hükümetinin kurulması ile olumlu yönde seyir takip etmesinden cesaretle kesimler arasında sosyal barışın sağlanması konusunda ilerlemeler sağlanması böylece oluşacak ekonomik istikrar ortamında en az %5 normalde %7'lik sürdürülebilir büyümenin hedef alınması önem taşımaktadır.
Kısacası kuruluş yıllarımızda ki gibi ekonomik tedbirlerin siyasi tercihlerin önünde yer alacağı günlere geçişi heyecanla bekliyoruz.
Nice başarılı yıllara…