7 Mart 2013 Perşembe

23 Şubat 2013 Tarihli "İMRALI TUTANAKLARI" tam metin..

İŞTE İMRALI’DAKİ GÖRÜŞMENİN TUTANAKLARI:
Başarısızlıkta ben yokum!
Abdullah Öcalan, BDP milletvekillerine, “Ben sorumluluk üstlenmem. Süreç başarısız olursa ‘Apo öldü’ diyeceksiniz. Ben yokum. BDP ve PKK’nın beni kullanmasına izin vermem” dedi
NAMIK DURUKAN - Milliyet.com.tr » Siyaset»  23 Şubat 2013
‘23 Şubat 2013 görüşme notları’ başlığı altında oluşan görüşme notları, Abdullah Öcalan’ın, “Tarihi önemde bir toplantıya başlıyoruz. Nasıl bir yöntem izleyelim?” sözü ile başlıyor. Heyetten “Size nasıl uygunsa” yanıtı alan Öcalan, çözüm süreci ile ilgili değerlendirmelerinin ve önerilerinin yanı sıra BDP heyetindekilerle özel konularda sohbet de ediyor. Abdullah Öcalan’ın, İmralı’da BDP Grup Başkan Vekili Pervin Buldan, İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder ve Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’la yaptığı, bir MİT yetkilisinin de hazır bulunduğu görüşmenin tutanakları özetle şöyle:
            Hayatımız söz konusu:
“Kandil’e BDP’ye ve Avrupa’ya üç nüsha mektup yazdım. Heyet ile dünden beri yoğun olarak tartışıyoruz. Özal’dan beri teşebbüs içerisindeyim, akim (akamete uğradı, kesintiye uğradı) kaldı. Şimdi akamete uğramaması lazım. Uğrarsa, tırnak kesilirse felaket olur. Türklerde bunu bilmeli; başarısızlık orta ve üst düzey savaş, isyan, kaos hepimizin hayatı söz konusudur. Şimdi kadar yaşadıklarımız deveden kulak kalır. Kesin başarı hedefi ile sonuçlanması lazım. Yeni diyalog sürecine yükleniyorum. Dostlarımızın ve halkımızın eski kalıp mücadeleleri bir kenara atmaları lazım.
            Rejim değişikliği:
Eski yaşam alışkanlıkları top yekun bırakmak gerekir. Neden, çünkü bu bir rejim değişikliği olacak. Tanzimat, Meşrutiyet, Cumhuriyet, 1950 çok partili hayata geçişten çok daha önemli, bu hepsinden daha derinlikli olacak. Başarılı olursak, yepyeni bir Cumhuriyete... Radikal demokrasi, tam demokrasi, Anadolu ve Mezopotamya’nın tam demokratikleşmesi, hazırlığım bu yönde. Şimdiye kadar olanlar ısınma hareketi idi. Bütün felsefi ve örgütsel birikimimi bu yönde PKK’yi hazırlamak ve dönüştürmek için kullanıyorum. Bu en köklü adım. Demokratik kurtuluş ve demokratik yaşam süreci. ben bu deyimi rast gele seçmedim. Zamanında söyledim anlamadılar. Anlamış olsaydılar, Ergenekon olmazdı, AKP bunları diyor ama çok yüzeysel bakıyor. Benim çok inatçı olduğumu biliyorsunuz. Ben ilk günden demokratik Cumhuriyeti savundum, onlar beni anlamadılar; “APO’yu bitirdik” dediler.   Stratejik hatalar yaptılar. Ergenekon’u saptılar umarım bu sefer böyle olmaz. Onun için benimle oynanmayacağını özellikle AKP’ye anlatmalısınız. AKP’lilerle konuşun anlatın. Siz Meclis’tesiniz size çok görev düşüyor. Anlamlı bir uzlaşmaya gidilseydi (Ecevit döneminde) ne Ergenekon ne AKP olmazdı. Metiner saçmalıyor, ‘Apo sıkıştı’ diyor. Propaganda ile oyunu karıştırıyor. Kendisini düzene satmış, kendisini rezil etmiş, AKP’yi 10 yıldır ayakta tutan benim. Derhal bu söylemi terk etmesi lazım. Biz AKP’yi çıkartan gücüz.”
            Kendini düzene satmış:
-  Metiner saçmalıyor, “APO sıkıştı” diyor. Propaganda ile oyunu karıştırıyor. Kendisini düzene satmış, kendisini rezil etmiş, AKP’yi 10 yıldır ayakta tutan benim. Derhal bu söylemi terk etmesi lazım. Biz AKP’yi çıkartan gücüz.
            Ha biz ha Sakine:
-  Sırrı: Bize gelen bilgide, “Sakine’nin tutumunun ve katılımının iyi olduğu, dağ adına Avrupa’da görevli olduğu, işini tamamlayıp geri dönüş için Paris’e gittiğinde bu olayın olduğu... Tutumunun ve katılımının iyi olduğu” bildirildi.
-  Öcalan: Ha bizi vurmuş, ha Sakine’yi vurmuşlar. Çok karanlık bir olay. Ankara’ya gelmiş (Ömer Güney) Çankaya’da büro tutmuş. Sterk “MİT kaynaklı” demiş. Mümkün değil ama düşüneceksin. Milyonda bir de olsa düşüneyim, MİT var mı? MİT de şaşırdı. Demekki darbe hala devam ediyor.  (Sırrı’ya dönerek) Sinop olayı rast gele mi organize mi?
-  Sırrı: Organizeydi başkan. Çünkü ancak bir reklam ajansı grafiği ile önceden hazırlanmış pankartlar ve bildiriler vardı. Sosyal medya üzerinden bize dönük kampanyalar başlatıldı. Darbe Araştırma Komisyonunun görevi bittikten sonra, Özel Harp Dairesi ile ilgili, Gladyo ile ilgili, Kürdistan bölgesi hariç özellikle Karadeniz’i deşifre eden bilgiler geldi. Burada Karadeniz’de gladyonun yaptığı işler başlığı altında TAYAD’lı ailelere dönük linç girişimi de vardı. Orada anlatılan, yapılan ve biçimler ne ise hepsini Karadeniz’de gördük. Bu yönüyle örgütlü ve organizeydi.
            Savunmanızı hazırlayın:
-  Öcalan: Siz de muallaktasınız. Tıpkı Sakine gibi. Bir daha kendini öz savunmanın hazırlamadığınız hiçbir yere gitmeyin. Size bir vurduklarında on vuramayacaksınız, gitmeyin, devlete güvenmeyin. Biliyorsunuz ki Ahmet Türk’ü iki kez vurdular, bir Samsun’da, bir İzmir’de... Sakine’ye yapılan hepimize yapılabilir. Bu özel harbe ayrıca geleceğiz. (Çay geldi)
            AKP’ye iktidarı sunduk:
-  Öcalan: Hükümet kesin vesayetten kurtuldu mu hesaplaşma tam olarak yapıldı mı? Tayyip’in Hükümet mekaniği, Kürt hareketine vurduğu kadar kendisine izin veriliyor, alan açılıyor vesayet kurumu, güç odakları tarafından. Sayın Başbakan zekice bu mekaniği teşhis etmiş ve iyi kullanıyor. Komplonun bir parçası değil. Danışıklı demiyorum ama Başbakan komplonun parçasıdır demiyor ama, bu yöntemi bir iktidar aracı olarak görüyor. PKK’ya vurarak yerini sağlamlaştırıyor. Kendime kızıyorum, 2001-2004’te biz eylemi ‘tak’ diye kestik. Hükümet anlamadı, ‘terör bitti’ dediler. (Altan Tan’a dönerek) Sayın Altan bilirsin İslamcıların 40 yıllık rüyasıydı, rüyalarını gerçekleştirdik. Biz AKP’ye iktidarı altın tepside sunduk. Bize bir teşekkür etmedikleri gibi 2. Atatürk rolüne soyunup daha çok üstümüze geldiler, ezmeye çalıştılar. Benim demokratik kriterlerim var bunu anlattık, bir baktık ki AKP hegemonya kurmak istiyor, 1923-40-50 CHP yerine AKP...
            Hegemonya kurmak istiyor:
Türkiye’nin ihtiyacı olan tam evrensel demokratik kriterlere uymazsan, PKK’ye karışmam dedim. Bunu PKK hareketinin zorluklarını bilerek söyledim. Hegemonya kurmak istediler, biz bu hegemonyaya karşı çıktık. AKP, iktidarı gökten inmiş sandı. Bizim sınıf ve halk savaşımızın ne kadar amansız olduğunu bilmiyordu. Ben Deniz Baykal’ın taktiğini boşa çıkardım. AKP hegemonya istiyor. CHP’nin yerine geçmek istiyor. İzin vermeyiz. AKP’ye korkunç ranta imkanı çıkar. Ben buna alet olmam. Tek şartım hegemonik olmaması. Biz eskisine doyduk, yeni kambur istemeyiz.
            Başbakan tutuklanacaktı:
AKP’nin çıkışları yanlıştır. Son bir buçuk yılda büyük bir savaşa yüklendiler. Nihai tasfiye operasyonları yaptılar. Sayın Başbakanı buna inandıran ekip (2011’de) PKK’yi bitireceğiz’ dedi. 10 bin kişiyi (KCK) içeriye aldılar, Bu güç MİT’e de darbe planladı. Ben hemen devreye girdim, ‘bu darbedir’ dedim. Ergenekon’dan farkı yok. Başbakan MİT’e darbe yapılınca sıranın kendisine geldiğini gördü, Başbakan vatana ihanet suçundan tutuklanacaktı. (Durdu yeniden söze başladı) Genelkurmay Başkanının (İlker Başbuğ’u kastetti) tutuklanması da budur. O güce Cevat Öneş ‘darbe’ dedi. Bu yüzden ben devreye girdim, yardımcı olayım dedim.
            İsyan etsek bir türlü...
(Biraz durdu yeniden başladı.) Sakine’yle sizin (Sinop’u kastederek) aynıdır. KCK’ye her operasyon ayaklanma ve isyana davetiyedir/teşviktir. BDP ve benim temkinli yaklaşımım engelledi. İsyan etmem beklendi. İsyan etsek bir türlü, etmesek bir türlü.. Her KCK’lının içeri alınması bir ayaklanma sebebidir. İsyan çıkarmıyoruz. 10 bin kişi alındı. Bu da bir nevi darbedir. En son siz alınacaktınız biz karşı hamle geliştirdik. En son parlamento grubu kalmıştı. Darbe şekil değiştirdi ama hala devam ediyor. Yeni darbe Brüksel ve ABD’de planlanıyor. Türk-Kürt ilişkilerini yeniden tanımlamam işlerine gelmiyor. Sanırım bu çıkışımız işe yarayacak. Benim üzerimde planları var. Doğan Güreş Londra’dan döndü ‘bana yeşil ışık yakıldı’ dedi, 4 bin köy yakıldı. İşadamlarını götürdüler. (Pervin’e işaret ederek)
            Darbeyi önledim 
Metiner, ‘Sıkıştı’ diyor. Yanlış söylüyor. Sıkışma yok, darbeyi önledim. Bir darbe var, fakat derinliğini tam fark edemiyorum. MİT’i düşürseydiler. Türkiye’de tüm kaleler düşmüş olacaktı. Hakan Fidan tutuklansa, sonra sıra Başbakan’a gelecekti. Benim bu süreci canlandırmam, darbeyi engelleme sorumluluğu... Darbeyi önleyebileceğimi fark ettim ve süreci başlattım.
            Düşürülmek isteniyor
Türkiye’de 3 koldan paralel devlet çalışması var. Bu ilişkileri sabote edilmeye başladı. Sıradan lobiler değil. ABD’de Yahudi, Ermeni ve Rum lobileri stratejik ve taktik müdahale ediyorlar. Her 3’ü de Anadolu çıkışlıdır. Sözde bir hükümet var, sözde bir parlamento var. CHP ve MHP paralel devletin izdüşümleridir, basit aletleridir; AKP’ye de, medya ve işadamlarına da sızmışlar. Sadece MİT kalmış, hedeflenen bizim geliştirdiğimiz diyalogdur. MİT Müsteşarı düşürülmek isteniyor. Emre Uslu, Mehmet Baransu MİT’i hedef aldılar,. arkalarında devasa bir güç var. Florida kontrgerilla merkezidir. Abdullah Çatlı iki kez gitti. Papa, Palme... Sakine bu tür grupların işidir. Yeni gladyo tam anlaşılamıyor. Çözüm adına yapılan her şeyi sabote ettiler. Sakine olayı bende düşük bir tereddüt uyandırdı. Net değil. Sakine Avrupa’da barışı temsil ediyordu. Hala aydınlatılamadı.
            2. Atatürk olma sevdası
            İşte siz. ABD-İsrail-İngiltere’nin talepleri vardı, o zaman da MİT bu işe yatmadı. Tansu Çiller’in 2. Atatürk olma sevdası vardı. Beni de bomba ile öldürmek istediler. Doğan Güreş-Tansu Çiller işbirliği de oradan (İngiltere’den) icazet almıştı. Sonuç olarak böyle bir durum yaşadık. Gülen, Nur hareketine sızdı Cemaatin merkezi ABD’dir. Benim buraya alınmamla birlikte Fethullah da ABD’ye alındı. Bir yazar (yazarın adını hatırlayamadı) ‘Fethullah Gülen, Nur hareketine sızdı’ diyor. ‘Kesin bilmiyorum, Kemalistlerin sızması’ diyor. Nur hareketini inceleyin, Saidi Nursi eski Nurs köyündendir. Eski bir Ermeni köyüdür. Teşkilatı Mahsusa’ya girdi, sonradan Mustafa Kemal ile takıştı. Fethullah Gülen ABD’de yaşıyor. 120 devlette okul açmış, para nereden. Florida kontrgerillanın eski merkezidir, Türkeş ve Latin Amerika’daki kontrgerilla, orada yetiştirildi. Yeni merkez ise Utah’tadır. Emre Uslu vs. orada eğitildi. Sağda ve solda örgütleri kontrgerilla ele geçirdi.
            Başarısızlıkta ben yokum
-  Sırrı: Gruptaki arkadaşların da selamı var, bir diyeceğiniz var mı?
-  Öcalan: Ben sorumluluk üstlenmem. Süreç başarısız olursa ‘Apo öldü’ diyeceksiniz. Ben yokum. BDP ve PKK’nın beni kullanmasına izin vermem.
-  Sırrı: Rojava (Suriye’nin Kürt bölgesi) için bir aktarımınız olacak mı?
-  Öcalan: Suriye’de Kürtler iki tarafla da görüşsünler, kim haklarını verirse onunla çalışsınlar. Suriye Demokratik Kurtuluş Cephesi olsun. Kürt, Arap, Türk, Türkmen hepsi. Suidi Selefiler çok tehlikeli, Esad ise küçük burjuva diktatörlüğüdür. Kürtler (Suriye’deki Kürtleri kastederek) Barzani’nin emrine giremez. Onun çizgisi farklı. Kürtler mutlaka bir öz savunma gücü oluşturmalı.
-  Pervin: Başkanım sizden bir parça almak istiyorum.
-  Öcalan: (Elindeki kalemi Pervin’e vererek) Hatta size bir şey imzalayabilirim. (Heyetin üç üyesine ayrı ayrı duygularını ifade eden birer cümle yazarak birer kart imzalayıp verdi)
            Fidan yalnız bırakılmamalı
Öcalan, “Kirli işler dönemini Baykal, AKP’ye devretti. Baykal tarihi hata yapmıştır. Tayyip Bey kurnaz çıktı. Deniz Baykal’ı kullandı. Ergenekonun bizden beklentisi 2002’den itibaren savaşı tırmandırmamızdı. Ben AKP’nin tam olarak oturması ve olgunlaşması için bilerek bekledim, sabrettim. AKP anlar dedik. AKP darbe ile uğraşırken başını belaya/derde sokmayalım dedik. Onlar darbelerle uğraştılar. 2007, 2009 hatta 2011’e kadar seçim hesapları, oy hesapları yaptılar. Ben geri çekildim. Benim çekilmem AKP’nin istismarından dolayıdır. KCK de PKK de dürüst ve fedakardır ama savaşı tam yapamadı, yetersiz kaldı; barış meselesinde de dirayetsiz kaldılar. Sıkıldım geri çekildim. Onlara ağır kelime kullanmıştım. Süreci esastan bozan güç kim diye baktım. Savcının... 7 Şubat MİT’e darbesi... Ben bir darbeyi sezdim. Cezaevi müdürüne ‘Hakan Bey’i (MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı kastediyor) yalnız bırakmamak gerekir’ dedim. Sözlü, yazılı iletişime geçtim, 5 ay önce tekrar kanal açıldı, diyalog başladı” diye konuştu.
            Öcalan örgütten de dert yandı: PKK bile beni anlayamıyor!
-  Sırrı: Sayın Başkan Kandil diyor ki; Karşılık ateşkesle bir geri çekilme söz konusu olacaksa bile en az 2 yıllık bir süreye ihtiyaç var.
-  Öcalan: (Sırrı’ya dönerek) PKK bile beni anlamıyor. Beni bir ağabey ve baba gibi görüyor. Endişelerini paylaşıyorum. Benim dosyalarım  (hazırladığı mektuplara vurarak) endişelerini giderecek bir çatışmasızlık öneriyor. Şimdi burada ne var?
Birinci Belge: Demokratik Barış Sürecine Felsefi Bakış: Bu toplam 10 maddeden oluşuyor.
İkinci Belge: Demokratik Çözüm Planı: Bu da toplam 10 maddeden oluşuyor. Buna kısa bir giriş de diyebiliriz.. Üçüncü Belge: Demokratik Barışın Eylem Planı: 3 aşamalıdır. Birinci aşama 7 madde, ikinci aşama 5 madde. Üçüncü aşama 7 madde.
            Nevruz’da ilan edeceğim
Eylem Planı’na bir sayfalık ek yazdım. İkinci ek 4 sayfalık paralel devletle ilgili sorulara cevaplar. Değerlendirme 3 yaprak, 6 sayfa Kürt Sorununda Barış  ve Demokrasi Süreci Hakkında Kısa Değerlendirme. Ben 3 aşama ve 10 ilke öneriyorum. Bu yazı üzerine cesurca tartışacaksınız. Bunu Kandil’e ve Avrupa’ya götüreceksiniz. Kendi aranızda iş bölümü (heyeti kastederek) yaparak, Kandil ve Avrupa’ya bu görüşmeyi anlatın. Daha önce 3 hafta demiştim ama 2 hafta içerisinde gelirse, görüşlerimi revize ederim. Eşbaşkanlarla görüşürsem iyi olur. Eğer eşbaşkanlara tavır devam ederse yine bu heyet gelir. Newroz’a bunu ilan etmek istiyorum. İlanı ben yapacağım. (Sırrı’ya dönerek) Kolektif haklar ve Kürt reformu yasası yapılacak. Biz demokratik özerklikte ısrar edersek, bu sabote olur.
-  Sırrı: Sayın Başkan süreci tıkayacak olan da sürecin önünü açacak olan da sizin koşullarınız. Buna dönük yetkililerle görüşmelerinizde bir takviminiz, bir mutabakatınız var mı?
-  Öcalan: (Önce cevap vermek istemedi sonra) Ben PKK’nin yetersizliğine karşı da inisiyatif kullanacağım. Ne PKK’nin sandığı, ne AKP’nin sandığı gibi bir çekilme olur.      Akdoğan (AKP Parti Ankara milletvekili, Başbakan Erdoğan’ın Başdanışmanı Yalçın Akdoğan’ı kastediyor) milat diyor. Bu kendini kandırmadır. Felakete neden olur. Mektubun cevası gelecek. Karar verip ilan edeceğim. Kandil karamsar, aşarlarsa iyi olur. Akdoğan kendisine güveniyorsa onunla konuşabilirsiniz. Bunu yapmazlarsa daha da gelişkin bir gündemle karşılaşırlar. (Sırrı’ya dönerek) Peki bu çekilen yere JİTEM’in ve korucuların dolmaması için komisyonlar mı olmalı, yoksa akil adamlar mı olmalı.
-  Sırrı: Parlamentonun böyle bir yetkisi ve işlevi yok.
-  Öcalan: Komisyonlar kurulacak. Hakikat komisyonu da kurulacak. Akil adamlar denetiminde olacak. Çekilme o zaman olacak. Köylere geri dönüş olacak. Bunları yapmazlarsa geri çekilme olmaz. Çekildiğimiz alanda gerillayı daha da büyüteceğiz. Çekilirsek gerilla biter görüşüne katılmıyorum. Suriye var, İran var. Şu an Suriye’de 50 bin, Kandil’de 10 bin, İran’da 40 bin var.
            Hepimiz özgür olacağız
-  Sırrı: Sizin konumunuz ne olacak?
-  Öcalan: (Gülerek) Ne ev hapsi, ne de af bunlara gerek kalmayacak. Herkes, hepimiz özgür olacağız. Şunu bilin ki bu hamlem komployu boşa çıkaracaktır. Ben komployu aşıyorum. Başarılı olursam, Ne KCK tutuklusu kalır ne başkası. Bu olmazsa 50 bin kişiyle halk savaşı olacak. Ölen ölecek, ben karışmıyorum. Yalnız, herkes bilmeli ki, ‘Ne eskisi gibi yaşayacağız, ne de eskisi gibi savaşacağız’. Kendime güveniyorum. Şunu iyi bilin devlet de ben de vazgeçemeyiz. Tarihi bir barış ve demokratik yaşama geçiş. Kandil onların savaş sistemine katılmadığım için... Bu yüzden onlara kızıyorum. Umarım AKP’de bizi yanlış anlamaz. Yanlış anlarsa felaket olur. Buna rağmen AKP diktatoryasını bize dayatırsa kabul etmeyiz.
-  Sırrı: Başkanım her şeyi konuştuk. Bir de başkanlık meselesi var. Kamuoyu bu konuda çok hassas. Osman Kavala’nın size selamları var. Totaliter bir yapıya dönüşmesinden endişe ediyorlar.
            Başkanlığını destekleriz
-  Öcalan: Başkanlık sistemi düşünülebilir. Biz Tayyip Bey’in başkanlığını destekleriz. Biz AKP ile bu temelde bir başkanlık ittifakına girebiliriz. Yalnız Başkanlık ABD’deki gibi olmalı, devlet meclisi gibi bir senato. İkincisi, bir de halklar meclisi. Bunun adı demokratik meclis de olabilir. Bu da ABD’deki gibi temsilciler meclisi gibi olabilir, Rusya’daki alt duma gibi olabilir. Bu da ABD’deki gibi temsilciler meclisi gibi olabilir, Rusya’daki alt duma gibi olabilir. İngiltere’deki avam kamarasının Türkiye versiyonu gibi. Esas olarak HDK’yi parlamentoya uyarlamak gibi düşünebiliriz. HDK demişken, çok planlı ve örgütlü işler yapmalısınız. Biraz bürokratik ve hantal kalıyor. Ertuğrul’a söyle ben hala Dev-Genç’in çizgisindeyim. (gülerek) O anlar... 40 yıldır Türk solunu taşıyorum. Daha fazla kendilerine güvenmeliler. Daha fazla kitleselleşin, dar kalıyorsunuz. Seçime BDP mi HDK’yle mi gireceksiniz siz karar verin. Adayları halkın en popüler olanından seçin. Seçime giderken HDP ile gidereseniz eş başkanlar değişebiler.
-  Pervin: Kürt basınını takip etme şansınız var mı? Özgür Gündem, Azadiye Welat gibi.
-  Öcalan: Evet. Özgür Gündem okuyorum. Kendilerini yormuyorlar, biraz kendilerini yorsunlar. İmzalar zenginleşsin. Kadın sayfasını da okuyorum. Ama sürekli katliamlar ve ölümlerden bahsediyorular, oysa özgürlükler de işlenebilir.
-  Sırrı: Son günlerde sanatçıların duyarlı çıkışları var. Mesela Kadir İnanır bayağı etkileyici oldu.
-  Öcalan: Hepsini selamlıyorum, saygılarımı gönderiyorum. Şunu görmeliler, bizim siyasi faaliyetimiz bir sanattır.
            Önder’in senaryosu
-  Sırrı: Bilge Köyü katliamı üzerinden Kürt meselesini anlatan bir senaryo üzerinde çalışıyorum.
-  Öcalan: Çok iyi olur.
            ‘Burunlarından fitil fitil çıkarır’
            PKK beni bir ağabey, bir baba gibi görüyor.
Eylem Planı’nı Nevruz’da ilan etmek istiyorum.
PKK’nın yetersizliğine karşı inisiyatif kullanacağım.
Kandil karamsar, aşarsa iyi olur.
Komisyonlar kurulacak. Akil adamlar denetiminde olacak. Çekilme o zaman olacak.
Ne ev hapsi ne de af. Hepimiz özgür olacağız.
            Öcalan: (Altan Tan’a dönerek) Sen sağdaki örgütleri bilirsin. Kontrgerilla ABD merkezlidir. Yargı ve emniyeti ele geçirdiler. MİT askerlerden güçlü çıktı, savcı çağırdı gitmediler. Bana göre bir direniştir. Erdoğan bunların burnundan fitil fitil çıkarır. İnşallah diyelim.
            Namaz kılıyordum
İslam kirletildi, bugün Türkiye’de hat safhadadır, İslam’ın özü adalet, hukuk ve tasavvuftur (Altan Tan’a dönerek) kirlenmeyi önleyin. Sizi nasıl markaja aldılar biliyorsun. Kürtler dindardır. İlk dönemlerde namaz kılıyordum, 33 sure ezberlemiştim. Köyün imamı Müslüm hoca ‘Sen böyle gidersen uçarsın’ diyordu. Kimse kusura bakmasın, ben İslam’a sol jargonla bakmam. Kürt halkının da dini inancı kuvvetlidir. 1969’da Kısakürek’in gizli bir toplantısına gittim.
            Gizli bir İslam var
İngilizler İslam’ı kullandılar, Osmanlı’yı yıktılar. Mursi de yeni imalatları. Eskiden general imal ediyorlardı, şimdi de imam imal ediyorlar. Generallerin de faydası yok, imamların da faydası yok. Cemaatin adı kullanılıyor. İslam’ı kullanan kapitalist tekelci işadamları Başbakan’ın ağzına idamı veriyorlar. Bunlar barışı istemiyorlar. Kürtlerin yaşadığı gizli bir İslam var.
            Kürtler yer arıyorlar
-  Altan: Tarikatlarda örgütlendi.
-  Öcalan: Geliştirin benden daha iyi biliyorsun.
-  Altan: Tam olarak tarif ettiğiniz güçler kimlerdir?
-  Öcalan: Ermeni lobisi etkili. 2015’le gündem olmak istiyorlar.
(Sırrı’ya dönerek) Sen Adıyaman’dan bilirsin. Aslında Türkmenlerin tarihine daha çok yoğunlaşmanız lazım. Babai isyanları çok önemlidir. Bu bir Selçuklu ayrışmasıdır. Kurmançiler da Türkmenler de sınıf olarak en altta kalanlardır. Solcular, tarihi milliyetçilere bıraktılar.
-  Sırrı: Babai isyanları bu ülkede resmi tarihte en az incelenen olaydır. Baba İshak da biliyorsunuz Adıyamanlıdır. Bir tek  Ahmet Yaşar Ocak’ın Babailerle ilgili bir tek çalışması var.
-  Öcalan: Anadolu İslamlaştıktan sonra, bin yıllık bir Hıristiyanlık öfkesi var. Rum, Ermeni, Yahudi, Anadolu’da hak iddia eder. Laiklik, milliyetçilik kisvesinde elde ettiklerini kaybetmek istemiyorlar. Aslında Sırrı Sakık’ın Kafkaslardan geldiler sözü doğruldu ama açıklayamadı.
Kürtler kendilerine yer arıyorlar. Kürtlerin devletten dışlanmaları son yüzyıldır. Abdülhamit bile onlara yer verdi. Mustafa Kemal de başta yer verdi. Devreye giren İsrail lobisi, Ermeni ve Rumlar, ‘Kürtler ne kadar dışlanırsa o kadar başarılı oluruz’ diyorlar. Bu paralel devlettir. Bin yıllık bir gelenektir.
            Birgül Ayman kimdir?
Türklerin karşısına ne kadar Kürt çıkarırsak, o kadar Türk koparırız. Kürtlerle Türkler karşı karşıya gelirse, taviz alırız diyorlar. Türk Kürdü ezmeli, Kürt Türkü vurmalı. Birgül Ayman kimdir? MHP, CHP katı laik bir mezheptir. Faşist CHP olduğu gibi duruyor. CHP ve MHP ulusalcılığı, Hitler milliyetçiliğinin aynısıdır. Zaten kuruluş tarihi de aynıdır. Anayasanın önüne de bunlar dikilecekler.
            İstismar etmeyelim
(Sırrı cebindeki kağıdı çıkartarak, bilgi aktarmak istiyor ve kendisine uzatıyor)
-  Pervin : Hareketin göndermiş olduğu iki ayrı mesaj var. Eşbaşkanlara iletilmiş. Biz mi okuyalım, siz mi okumak istersiniz’ deyip; yazılı kağıtları başkanın eline veriyor.
-  Öcalan: ‘Yetkilinin alması gerekir, istismar etmeyelim’ diyerek Sırrı’ya geri veriyor.
(Sırrı ‘Ben aktarayım’ diyerek kağıtları alıyor)
-  Öcalan: Özetleyin. (Sırrı önce hareketin görüşlerini özetleyerek okudu. Adından partinin görüşlerini aktardı)
-  Öcalan: (Hareketin 16.02.2013 tarihli öneriler metnin 4. maddesi okunurken gülerek) Klasik kaygılar. (Daha sonra aktarım bitinceye kadar dinledi. Hareketin 14.01.2013 tarihli öneriler 4. maddesi olan ‘Yeni Anayasa’da Kürtlerin halk olarak varlığını kabul eden bir ibarenin olması iyi olacaktır’ belirlemesine karşılık) Anayasada devlet öyle tanımlanamaz. Devletin etnisitesi ve dini olmaz. Hukuki bir realitedir anayasa. Bu konuda Habermas’ın görüşlerine ihtiyacımız var.
            Kürtlerin varlığı
-  Sırrı : Anayasada en büyük tartışma vatandaşlık tanımında yaşanıyor. Kandil diyor ki mutlaka Kürt halkının varlığı zikredilmeli, çünkü azınlıklar denilince gayrimüslimler anlaşılıyor, ki bu doğru bir tespit.
-  Öcalan: (Sırrı’nın sözünü keserek yeniden araya girdi) Vatandaşlık maddesini sana yazdırıyorum, ‘Özgür iradesiyle Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlılığını ifade eden her birey Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır’ (Biraz durup yeniden)
            Türk ulusçuluğu faşist
Burada Türkiye Cumhuriyeti de olmayabilir sadece Türkiye’de olabilir. Ulus aidiyeti ile devlet aidiyetini karıştırmayın. Bunu CHP ve MHP dedirtiyor. Sizin Türk ulusçuluğu dediğiniz faşist bir örgütlenmedir. Alet olamayız. Devlete aidiz, ama Türk ulusçuluğuna ait değiliz. Türk ulusçuluğu bu ülkenin yüzde 10’unu bile karşılamaz. Millet, Arap, Türk ve Kürdü de kapsar. Ama millet-i hakime değil. Millet kavramı hem kolektiftir, hem bireyselliği içerir (Altan’a dönerek) Millet İslam enternasyonalizmini ifade eder. Peygamber, ‘Arabın Aceme üstünlüğü yoktur’ diyor. Evrensel kavramlara gidelim. Tekilden uzağız. Ortak bir milletin üyesiyiz. Bu Türk ulusçuların kastettiği şey değil. Böyle ele aldığımız zaman bunu Türk ulusalcıları da kabul edebilir. Hedefimiz ne? Kürt Türk ilişkilerinin özgür bir temelde anayasal bir ifadeye kavuşturmak istiyorum.
            BDP milletvekilleri Pervin Buldan, Altan Tan ve Sırrı Süreyya Önder 23 Şubat’ta İmralı Adası’na giderek Abdullah Öcalan’la görüştü.  BDP’liler ile Öcalan arasındaki görüşmede bir de MİT görevlisi bulundu.
            Kürtler kendi kendini yönetecek
Peki biz ileride ne yapacağız. Kürtler kendilerini özgürce ifade edecek ve yönetecektir. Şu anda yasa dayatırsak büyük alerji yaratır. İleride olabilir. Mesela AB yerel yönetim özerklik şartı ki buna şerhi kaldırırlarsa bu mesele önemli ölçüde çözülür.
-  Sırrı: Sayın Başkan izniniz olursa bir konuyu açıklığa kavuşturmak istiyorum.
-  Öcalan: Nedir?
-  Sırrı: Bu sanıldığı gibi bağlayıcı bir metin değildir. Teknik bir metindir.
-  Öcalan: Niye, birinci ve ikinci maddesinde mali ve idari özerklik var.
-  Sırrı: Sayın Başkan. Buna şerhin kaldırılması tek başına yetmiyor. Bunun iç hukuka dönüştürülmesi gerekiyor. Bunun yolu da anayasa da düzenlemek. Sanıldığı gibi bu haliyle bir bağlayıcılığı yok. Bir teminat da içermiyor. (Bu açıklamalar üzerine biraz düşündü, önündeki mektupları karıştırdı. Sonra tekrar söze başladı)
-  Öcalan: Tavrımız şu olacaktır, ana ilke olursa biz kullanırız. Siz ister yasa çıkartın, ister çıkartmayın. İspanya’nın bütünlüğü içinde milliyetler ve bölgelerin demokratik hakları ve dayanışmaları garanti edilir. Dün yine tartıştık. Tarihsel ve kültürel kimlikler miras zenginliğimizdir. Kendilerini özgürce ifade etmeliler, ki bu örgütlenme ve yönetmeyi de içerir ve yaşamaları bir haktır ve garanti edilir. (Sırrı’ya dönerek) Sırrı bize lazım. Bizim kıymetlimiz. (Sırrı’ya dönerek) Ben seni bana söylendiği zaman başka bir Adıyamanlı Sırrı ile karıştırdım. Sen siyasaldaydın değil mi?
-  Sırrı: Evet
-  Öcalan: Kaç girişlisin?
-  Sırrı: 1979 girişliyim.
-  Öcalan: Ha o sen değilsin. O bizim zamanımızda, sadece ders çalışan xımıl biriydi.
-  Sırrı: Sayın Başkan siz Adıyaman’a ilk geldiğinizde ben 14-15 yaşındaydım. Siz geldiniz Hasan Yorulmaz’ı sordunuz. Ben sizi Hasan Yorulmaz’a götürmüştüm.
-  Öcalan: Evet. Benim Adıyamanlı çok kıymetli arkadaşlarım vardı şehit düştüler.
-  Sırrı: Mehmet Emin Taştan.
-  Öcalan: Evet.
-  Sırrı: Aziz Bilgiç.
-  Öcalan: Evet.
-  Sırrı: Sabri de bizim devredendi.
-  Öcalan: Evet, Sabri çok değerli bir arkadaşımızdır. Sen Mükerrem Kemertaş’ı çok seviyorsun. Seni de çok severim ama Turan Engin’i daha çok severim, Esas beni etkileyen Aram Tigran’dır. Onun sesi beni kendime getirir.
Büyük kadın kahramanlar var. Yaşamın kutsallığı önemlidir. Kölelikten vazgeçilmelidir. 8 Mart mesajı olarak bu söylediklerimi, bu çerçevede açarsınız. Kadını özgür almayan bir halk özgür alamaz. Kadının tam özgürleşmiş hali tanrısallıktır. Şehit düşen kadın kahramanları anıyorum.
Şimdi siz bana biraz izin verin. Bu vereceğim mektuba Kandil’in endişelerini cevaplayan bir ek yazacağım. (Heyette bulunan 3 kişi odadan çıktık. 15 dakika sonra tekrar çağırdı bizi)
-  Öcalan: Ben bunu yetkiliyle size ulaştıracağım. Size vermeliler. Çünkü vermezlerse süreç devam etmez.
-  Pervin: (Ayağa kalkarak, yetkiliye hitaben) Ne zaman vereceksiniz?
-  Yetkili: Ben ileteceğim, size verirler.
-  Öcalan: Bana yönelttiğiniz bütün soruların cevapları ve Kandil’in endişelerini giderecek her şey bu mektuplarda var. Şimdi eklerini yazacağım. Karşılıklı görüşmeler devam edecek. (Tekrar oturarak görüşme devam etti)
-  Öcalan: Devlet düzeyinde karşılıklı olarak diyalog içindeyiz. Karamsar olmayın., AKP buna ne kadar hazır, ne kadar ciddiler bunu bana siz getireceksiniz. Anti terör yasası, siyasi partiler yasası, seçim barajı... Toplantılarımızda cesurca tartışıp bana getireceksiniz. Bir ya da iki hafta içinde eleştirisel bir cevap bekliyorum. Bu bir taslaktır, dayatma değildir.
Çekilmeden çekilmeye fark var. tek taraflı bir çekilme olmayacak. Çekilme parlamento kararı ile olacak. Başbakanın dediği çekilsinler onlara karışmayız demesiyle olmaz. TBMM onaylayacak, çekilme komisyonla olacak.

18 Şubat 2013 Pazartesi

PARLAMENTO, PARTİ SAHİPLERİ VE PARLAMENTERLERE AÇIK MEKTUP..


EMANETİN BEKÇİSİ,
HALK HİZMETKÂRLARINA AÇIK MEKTUP
Mustafa Nevruz SINACI
Cemil Çiçek, Parlâmento Başkanı,
Recep Tayip Erdoğan, Bakanlar Kurulu Başkanı
Veysel Eroğlu, Çevre, Orman ve Su İşleri Sorumlusu (ile)
Bütün parti sahipleri ve parlâmenterlere
Parlâmento/ANKARA
Konu: Parlâmento gündeminde yer alan, “Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma” kanun tasarısı hakkında görüş, tenkit ve öneriler… (*)
Türkiye Cumhuriyeti’ni 55 yıldır, alçak ve küstah bir tavırla “dış kapıda bekletmek”, emsallere aykırı, insanlık, ahlâk ve evrensel hukuk dışı dayatmalara maruz bırakmak ve Türk Milletinin onur, şeref ve haysiyetini rencide etmek.; Ayrıca iç sorunlar yaratıp anarşi, terör ve tedhiş unsurlarına yardım ve yataklık yapmayı adet haline getirmek gibi “insanlık suçları” ile malul AB tarafından, müktesebat bahanesi dâhilinde fiilen kabule zorlanan; Halihazır, (usulen ve tefhimen) Parlâmento prosedürüne intikal “Tabiatı ve biyolojik çeşitliliği koruma kanunu” nun gündemde yer alan mevcut haliyle Meclis’te görüşülmemesi; Emanetin bekçisi ve millet hizmetkârlarına dayatılan bu aykırı tasarı ve konuyla ilgili herhangi bir karara varılmaması ve Kanun’un ‘halkla istişare edilerek’ katılımcı bir süreçte yeniden hazırlanması konusunda ilgili makamlara görüş vermenizi; Milli Devletin, devlet mülkü ile ülkedeki bütün maddi varlıkların hakiki sahibi ve devletin unsuru aslisi; Emanetçisi ve mülkünün bekçisi olduğunuz vatandaşa ayrıntılı bilgi vermenizi ve milletle mutabık kaldıktan sonradır ki; Genel Kurula indirmenizi istiyor, hatırlatıyor ve “adalet ahlâkı ile evrensel hukuk adına” talep ediyorum.
Talebimin sebep, dayanak ve gerekçeleri aşağıdaki gibidir.
1-      Kanunun hazırlık süreci katılımcı değildi:
Kanun, sözde müktesebat gereği bir AB dayatması olup; konunun gerçek tarafı “halk, bilim kuruluşları, Üniversiteler, basın ve kamuoyuna açık katılımcı bir süreçle” hazırlanmadı. Bu haliyle şeffaflık ilkesine aykırı, kamu yararı aleyhine, karar alma süreçlerini ihlâl ile sakat ve katılım yönünden demokratik değildir!.. Ülkemizi 30 yıl önce hazırlanan yasaların daha da gerisine götürecek niteliktedir.
2-Doğal Sit statüsü kalkıyor, mevcut ve “milli servet” değeri yönünden korunan alanların statüleri yeniden değerlendirilecek:
Kanun’la birlikte ülkemizde bugüne kadar ilan edilmiş bütün korunan alanların (Sit, Milli Parklar, Yerel Habitatlar, Doğal ve Yaban Hayatı Koruma Alanları, vb) statüsü yeniden değerlendirilecek. Söz konusu yeniden değerlendirme sürecinin nasıl bir yöntemle, hangi usul, esas, kriter ve bilimsel esaslar göz önüne alınarak gerçekleştirileceği sarahaten tespit ve tayin edilmiş değil. Aksine, hüküm ve kavramlar çok muğlâk, esnek, belirsiz.. Tasarıyla öngörülen bu süreçte birçok Milli servet, kültürel değer, nadide eser, alan ve endemikler mevcut koruma statüsünü kaybedebilir, orijinal fauna tahrip edilebilir; Şu an için Ankara 100 Yıl Birlik Parkı kalkışmasında olduğu gibi kadim park ve bahçeler peşkeş çekilebilir. Yaşamın olmazsa olmaz şartı doğal denge bir daha tamir imar ve telâfisi kabil olamayacak derecede tahrip ve tarumara maruz kalabilir. Dolayısıyla ve bu yönüyle teşebbüs emanete hıyanet meyanındadır...  
Ayrıca mezkür Kanun tasarı ve teşebbüsü ile birlikte, mevcut ve meri ‘Doğal Sit alanı’  statüsü ortadan kalkmakta; Halen kısmi yahut bütünsel koruma kapsamında yer alan “mevcut eko sistem, milli servet, tabii değer, doğal sit alanı-orman, meralar ile; Geçerli bilumum kural, kanun ve tedbirlere rağmen, ülkemizin her tarafında “bilinçsizce, adeta insanlık, sürdürülebilir yaşam ve doğal değer düşmanlığı” ile ihtirasla, hırsla yağmalanan tarım ve ziraat arazilerinin  akıbetinin ne olacağı:, “Çok büyük bir tehdit, gasp ve tehlikeye maruz kalabilecek derecede” kuralsız, korumasız, tedbirsiz ve belirsizdir. Bu belirsizlik: Avrupa, Asya ve Orta Doğu’nun en zengin faunasına sahip ve fakat sürekli yağmalanan “mevcut Türkiye” şartlarında asla göze alınamaz. Zira çok iyi bilindiği üzere hali hazırda Türkiye yüzölçümünün yaklaşık % 4 - 5 civarı korunan alan statüsüne sahip olup; Bu alanların daha da genişletilmek suretiyle koruma işlem ve kapsamının genişletilerek sürdürülmesi hayati önem ve mutlak zarureti haizdir.
Kaldı ki; Türkiye’nin de taraf olduğu; Aynı AB ülkeleri ile gelişmiş dünya devletleri tarafından en kapsamlı şekilde, hassasiyetle, tam bir dikkat ve özenle uygulanan Uluslar arası Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi gereğince ülkemizin 2020 yılına kadar;
1) Doğal habitatlarının, (ekolojik değer, ekilebilir ve sulanabilir tarım, ekim, ziraat alanı, park, bahçe, mera ve orman; Nadir bitkiler, doğal havzalar ve endemik yapı) tahribat, amaç dışı kullanım ve kaybını sureti katide önlemek, ortadan kaldırmak; Merkezi veya yerel idarenin buna muktedir olamaması, aciz kalması gibi dumur hallerinde ise en az yarı yarıya azaltmak, her şeye rağmen mümkün olan yerlerde sıfıra indirmek;
2) Mümkünse tamamını, değilse karasal ve içsu alanlarının (havzaların) minimum % 17’sini, deniz ve kıyı alanlarının %10’unu korunan alan olarak ilan etmek; Gerçekten koruma altına almak, mevcut tahribatı imar ve ıslah ederek kıyı yağmasını bütünüyle önlemek; Denize şehir atıkları dökümü, lâğım ve atık su (kanalizasyon) bağlanması nevinden;. Ancak ve sadece insan altı idare unsurlarının işleyebileceği suç saiklerini kesinlikle men ve tedip etmek…    
3) Amaç dışı edinim ve tasarruflar sonucu, doğal yapısı bozulmuş alanların mümkünse tamamının, değilse en az %15’inin (hedef mutlaka tamamı olmalıdır) koruma ve restorasyon çalışmaları ile geri kazanmak hedeflerini yerine getirilmesi gerekiyor.
Oysa malum, münhasıran çıkar odaklı ve melhus tasarı bu haliyle yasalaşırsa bırakın yeni alanlar ilan etmeyi mevcutların bile etkin biçimde korunması mümkün olmayacaktır.
3-“Üstün kamu yararı” gerekçesiyle korunan alanlar yatırıma açılabilecek:
Parlamentoya sunulan taslak içeriğinde: “üstün kamu yararı” gerekçe gösterilerek korunan alanlarda her türlü yatırıma izin verilmesine ilişkin düzenleme var. “Üstün kamu yararı” ise açıkça tanımlanmamış. (Örneğin bir otoyol, enerji yatırımı, sanayi tesisinin bir milli park içerisinde veya milli parkı doğrudan etkileyecek bir bölgede yapılması mümkün olabilecek) Bu düzenleme teşebbüsü, “insani veya doğal hayatin davamı yönünden hayati önemi haiz ve halkın tamamının mutlak menfaatine müteallik zaruret halinde kamulaştırma yoluyla” tasarruf hariç olmak üzere,; Başkaca bir “üstün kamu yararı” düşünülemez… 
Mutlak bir hayati zaruret olmadıkça doğal fauna, ekolojik denge, bitkisel ve hayvani hayatın neş’et ettiği alanlar; Dereler, Göller, Su kaynakları, Deniz sahilleri, ekilebilir toprak, sulandığı takdirde yeşerebilir alanları: Sanayi, ticaret, yoğunluklu bina içeren turizm tesisi ve konut alanı olarak imar ve ikame etmek insana ve vatana ihanet etmektir.      
4- Bakanlık dışında kimsenin söz hakkı yok:
Kanun’un genelinde; Hali hazır AB ülkelerinde uygulanan usul ve esasa dahi aykırı olarak; Yöre halkının, bilim ve sivil toplum kuruluşlarının ve diğer hukuki hak sahibi malik ve paydaşların; Korunan alanların ilânı, planlaması ve yönetimi süreçlerine aktif bir biçimde katılımını sağlayacak hiçbir düzenleme, amir hüküm, takip ve denetim mekanizmaları yok.
16 Mart 2011 tarihinde kabul edilen tasarıda yer alan katılım mekanizmaları (Ulusal Tabiatı Koruma Kurulu, Mahalli Tabiatı Koruma Kurulu ve Bilim Heyeti) bile iş bu tasarıdan (muhtemel art niyetler, bazı özel hesaplar ve sair çıkar sağlama niyetleri nedeniyle olsa gerek) çıkarılmış. Bütün dünyada biyolojik çeşitliliğin korunması için “katılımcılık” olmazsa olmaz fikir ve fiili bir ilke olarak benimsenmişken, bu Kanun taslak ve tasarısında halkın karar alma ve fiilen uygulama süreçlerine katılımını sağlayacak kanalların yer almaması kabul edilemez.
Ciddi bir takip ve koruma mekanizmasının yokluğu da büyük bir eksikliktir.
5- Milli Parklar Kanunu’nu yürürlükten kaldırıyor:
Kanun’la birlikte mevcut Milli Parklar Kanunu yürürlükten kalkıyor.
2873 sayılı “Milli Parklar Kanunu”, ülkemizde, doğa koruma konusundaki en önemli yasal düzenlemelerden bir tanesi. Oysa bu tasarıda korunan alan statülerinden bir tanesi olarak “milli park” statüsü yer almasına rağmen, bu kapsamda mütalâa edilecek alanların hangi usul ve esaslara göre yönetilip korunacağı belirsiz, muğlak ve muallaktır. Milli Parklar Kanununun (kabul edilmesi halinde) bu Kanun ile birlikte yürürlükten kaldırılması hali hazırda zaten ciddi baskılarla karşı karşıya kalan Milli Park alanlarımızı olumsuz biçimde etkileyecektir..
Özellikle son dönemde sayıları hızla artan ve çoğu “Mili Habitat’ın gerçek hak sahibi” halkın isteği hilâfına, şiddetli red ve tepkisine rağmen inşa edilmeye çalışılan HESlere açılan “karşı davalarda” Milli Parklar Kanunu önemli bir dayanak ve bu tasarı ile beraber bu sağlam dayanak, her ne hikmetse “rantiyenin önündeki engel” anlayışı ile olsa gerek maalesef ortadan kaldırılıyor. Bu da ülkemiz, milletimiz ve geleceğimiz için büyük kaygı, kayıp ve engeldir.
Şu hale nazaran: Beklenir yağma, haksız edinim girişimleri ve peşkeş kalkışmaları karşısında stabilizatör değeri olan kanunlar mutlaka kalmalı veya onu ikame eden kanunda, daha etkin bir düzenleyici / koruyucu biçiminde yer almalıdır.   .
NETİCE OLARAK:
Gerek hazırlık süreci, gerekse getirdiği aykırı düzenlemeler itibariyle son derece sakıncalı ve endişe verici bu Kanun Tasarısı’nın mevcut haliyle yasalaşması halinde, zaten yıllardır ekilebilir alanları, ormanları, sit ve sair ekolojik değerleri yağmalanan ülkemizdeki doğal yaşam alanlarının ve biyolojik çeşitliliğin; Nadir bitkiler, doğal havzalar ve endemik yapı ve hayvan potansiyelinin kaybedileceği bir gerçektir.
Esas amaç ve kurulum ilkeleri bağlamında “Koruma” misyonundan uzak, adeta doğa koruma alanlarını ticari kullanıma açmanın yollarını tanımlamak için hazırlanmış bu Kanun tasarısının ülkemizin doğasını çok kısa bir süre içerisinde geri dönüşü olmayacak şekilde yok edeceğine inanıyorum. Bu alanda uzun yıllardır örnek çalışmalar yürüten birçok sivil toplum kuruluşunun da bu Tasarı’ya karşı çıktığını biliyor ve bu çabalarını yürekten destekliyorum.
Tüm bu olumsuzluklar, mücbir nedenler ve yaşamsal sebeplerle sizlerden bir an önce “Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı’nı”; Millet iradesinin “yasama erki ve devlet idaresinde” yansıması olmaktan uzak parlâmento seçkinleri gündeminden çıkartıp,; Çok ayrıntılı bir biçimde ve milletle birlikte değerlendirilmesi ve “mevcut yapı çerçevesinde” bu kadar önemli, hayati bir ve milli bir konuda “halk adına karar verme hak ve salâhiyetinizin bulunmaması” cihetiyle; referanduma gidilmesi kaydıyla taslağı işlemden kaldırmanızı ve bu haliyle üzerinde karar almamanızı talep ediyorum...
Gelecek nesiller için çölleşmemiş, kirlenmemiş, yaşanabilir bir Türkiye bırakılmasını arzu eden ve “nihayetinde bütün parlamenterlerinde bir insan olduğu düşüncesiyle” içtenlikle ve kamu yararına, ulusal onur ve sorumlulukla hareket eden bir yurttaş olarak.; Sizlerden söz konusu  kanun tasarısının parlamento gündeminden mutlaka geri çekilmesi ve kamu yararını esas alan şeffaf, katılımcı bir süreçte yeniden düzenlenip, hazırlanması için gerekli adımların atılmasını talep ediyorum. Bu Tasarı’nın durdurulmasına yönelik bugün atacağınız adımların, ülkemizin geleceği için yapılmış en değerli yatırım olarak tarihe geçeceğine inanıyorum.
Şurası mutlaka bilinmelidir ki: Bilerek ve isteyerek “doğa’ya ve doğal’a” saldıran, tabiatı tahribe yeltenen, hasar ve zarar verenler, azılı ve amansız insanlık düşmanıdırlar.
Gereğinin milli menfaatler doğrultusunda, ülkemiz, milletimiz, çocuk ve gençliğimizin geleceği dikkate alınarak yapılması ve icabında “sağlam, sağlıklı, demokrat, kalıcı, namuslu, dürüst, iyi ve uygulanabilir, sürdürülebilir” bir kanun hazırlanması için mevcut tasarının geri çekilmesi hususunda gereğinin yapılmasını; “Milli duyarlık ve sosyal sorumlulukla, yönetimi denetleme görevimiz gereği” arz ve talep eylerim.., 
Mustafa Nevruz SINACI 
Siyaset Bilimci - Hukukçu, Gazeteci, Araştırmacı-Yazar
(*) Not: İş bu açık mektup metni; AKUT (Arama Kurtarma Derneği) Başkanı sevgili ve değerli Ali Nasuh MAHRUKİ tarafından düzenlenen kampanya bazında düzenlenip hazırlanmıştır. 

22 Kasım 2012 Perşembe

AYDINLAR OCAĞI 38. ŞURASI


AYDINLAR OCAKLARI 38. ŞURASI
Aydınlar Ocaklarını bir araya getiren, ilişkileri geliştiren, ülke ve Dünya sorunlarını görüşme ve tartışma, kültür çevresini tanıma imkânları sağlayan şuraların 38. si Bursa Aydınlar Ocağı’nın ev sahipliğinde yapıldı. 16-18 Kasım 2012 tarihleri arasında Kervansaray Oteli’nde yapılan Şuraya yoğun iştirak dikkati çekti.
Toplantının açılışına milletvekilleri, vali ve belediye başkan yardımcıları, belediye başkanları, bürokratlar ve 25 Ocaktan gelen üyelerle misafirler katıldı.
Saygı duruşu, İstiklal Marşı ve şehitlerimiz için okunan Kuran-ı Kerim’den sonra protokol konuşmalarına geçildi. Ardından “Anayasa Çalışmalarına Milli Bakış” konulu açık oturum yapıldı. Oturum başkanlığını Prof. Dr. İsmail Tatlıoğlu’ nun yaptığı toplantıda Prof. Dr. Hasan Tunç ve Doç.Dr. M.Tevfik Gülsoy konuşmacı oldular. Anayasa çalışmaları çok yönlü ele alındı. Hiç bir ciddi devletin kabullenemeyeceği, kendi kendini inkâr anlamı taşıyan dayatma ve zorlamalar ortaya kondu. Devletin yeni kurulmadığı ve askeri darbe sonrası bir dönem yaşanmadığından “Yeni Anayasa” kavramının yanlış olduğu ifade edildi. Türkiye’nin egemenlik haklarını ihlal edecek ve milletleşme sürecini çözecek sözde demokratikleşme çabalarının kabul edilemeyeceği kaydedildi. Konuşmacılar; Anayasa, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel niteliklerini dışlayamaz. Eğitimde ve yargıda dil birliği esastır görüşünde birleştiler. Aslında AİHM’ne göre, eğitim ve yargı dili bir grubun veya şahsın isteği ile değiştirilememektedir. Mahalli dillerin kullanımı, devletin diline ait hakkını ihlal etmemek kaydıyla mümkündür. ABD’de 2007 yılında İngilizce Dil Birliği Kanunu’nun çıkarılarak İspanyolca ve diğer dillere karşı nasıl bir tavır alındığı ortaya kondu. Avrupa ülkelerinde ve bilhassa Fransa’da yargıda devletin dilinin esas oldu; ancak tercüman da kullanılabileceği belirtildi. Alman ve Fransız Anayasalarında milli kimliğin 15-20 defa ifade edildiği belirtildi.
2. ve 3. Oturumlar Ocaklar arası istişareye ayrıldı. 4. Oturumda Av. Özcan Pehlivanoğlu, Gümülcine Seçilmiş Müftüsü İbrahim Şerif ve Kosova Türk Aydınları Ocağı Başkanı Ferhat Derviş  gelişmeler ve gerçekler üzerinde durdular. Türk Dünyasının çeşitli meselelerini ele aldılar. Şura’da Kerkük türküleri ağırlıklı Türk musikisi şöleni de vardı.
Bütün şuralarda olduğu gibi, çevrenin kültür değerlerini tanıtıcı bir gezinin düzenlenmesi de ihmal edilmedi. Şuralar için büyük önem taşıyan sonuç bildirisi komisyon tarafından açıklandı. Bu bildiri Ocağın internet sitesinde ayrıntılı olarak yer almaktadır.
Şura’nın hazırlanmasına büyük emek veren Bursa Aydınlar Ocağı Başkanı İhsan Bilgili’ye, eski başkan Cafer Genç ve arkadaşlarına, önemli destek sağlayan İznik Belediye Başkanı Sayın Kadri Eryılmaz’a, Bursa Valisi Sayın Şerafettin Harput ve Bursa Belediye Başkanı Sayın Recep Altepe’ye, Cerrah Belediye Başkanı Sayın İsmail Karaman’a, Bursa Ocağımızın kurucu başkanı Sayın Dr. Ahmet Özkul’a, Ocağın İlim İstişare Kurulu üyesi Sayın Mehmet Ziya Aslanlı’ya teşekkürü bir borç biliriz.
Prof. Dr. Mustafa Erkal

1 Kasım 2012 Perşembe

UPCOMING TCF EVENTS; NOVEMBER 2012


UPCOMING TCF EVENTSNOVEMBER 2012
North Adams, MA - USA
Date: Ongoing - March 01, 2013
Exhibition: "Making Room: The Space Between Two and Three Dimensions" featuring Turkish artist Inci Eviner.
Place: Massachusetts Museum of Contemporary Art
Information: http://www.massmoca.org/event_details.php?id=715
This event is sponsored by a major grant from the Turkish Cultural Foundation.
Salt Lake City, UT - USA
Date: October 26, 2012 - January 13, 2013
Exhibition: "salt 6" by Emre Huner
Place: Utah Museum of Fine Arts, 410 Campus Center Drive
Information: http://www.chriscooksey.demon.co.uk/dha/dha31.html
This presentation is made possible by the Turkish Cultural Foundation.
Boston, MA - USA
Date: October 29 - December 15, 2012
Festival: 17th Boston Turkish Festival, organized by the Turkish American Cultural Society of New England.
Information: http://www.BostonTurkishFestival.org
This event is supported by a major grant from the Turkish Cultural Foundation.
Dayton, OH - USA
Date: November 1, 2012
Event: "Celebrate Turkey" Workshop for teachers and the community, organized by the Dayton Council on World Affairs.
Information: http://www.vcwa.org/
This program is sponsored by TCF and organized as part of the "Spotlight on Turkey" national educational program in partnership with the World Affairs Councils of America.
Chicago, IL - USA
Date: November 2-4, 2012
Art Exhibition: TCF exhibition of Turkish contemporary art at SOFA Chicago, featuring Cetin Ates, Adnan Dogan, Ipek Kotan, Zeynep Torun, Ahmet Yazici and Belgin Yucelen.
Information: http://www.sofaexpo.com/exhibitor-webpage/turkish-cultural-foundation
This event is organized by TCF in cooperation with the ARMAGGAN Art & Design Gallery.
Washington - Seattle
Date: November 2-4, 2012
Film Festival: First Annual Seattle Turkish Film Festival, organized by the Turkish American Cultural Association of Washington in cooperation with the Moon and Stars Project.
Place: AMC Pacific Place & SIFF Film Center Cinema
Information: http://www.tacawa.org/content/first-annual-seattle-turkish-film-festival-tacawa-event
This event is supported by a grant from the Turkish Cultural Foundation.
Milwaukee, WI - USA
Date: November 2-4, 2012
Festival: 6th Annual Turkish Film Series, organized by the Turkish American Association of Milwaukee in cooperation with the Moon and Stars Project.
Information: http://www.zvents.com/milwaukee_wi/events/show/289785485-turkish-film-series
This event is supported by a grant from the Turkish Cultural Foundation.
Istanbul - TURKEY
Date: November 7, 2012 4:30 pm
TCF Istanbul Lecture Series: “Mimar Sinan Caginda Mimari Kultur ve Adap Kavrami” by Prof.Dr.Gulru Necipoglu, Harvard University.
Place: TCF Istanbul office
Information: http://www.turkishculturalfoundation.org/pages.php?ID=60
Lecture is presented in Turkish.
Istanbul - TURKEY
Date: November 13, 2012 2:30 pm
TCF Istanbul Lecture Series: “Turkish Works of Art in Poland” by Dr. Beata Biedronska-Slota, former curator, National Museum in Cracow.
Place: TCF Istanbul office
Information: http://www.turkishculturalfoundation.org/pages.php?ID=60
Riverside, CA - USA
Date: November 14, 2012
Lecture: “Portrait of Turkey” with Dr.Kevin E.Grisham, organized by the World Affairs Council of Inland Southern California.
Information: http://www.worldaffairscouncils.org/2011/images/insert/InlandSoCal.pdf
This program is sponsored by TCF and organized as part of the "Spotlight on Turkey" national educational program in partnership with the World Affairs Councils of America.
Santa Fe, NM - USA
Date: November 17, 2012
Event: Authentic Turkish luncheon with TCF Teacher Study Tour participants, featuring chefs Burcu Tuzen and Dogucan Cetin, organized by the Santa Fe Council on World Affairs.
Information: https://www.sfcir.org/events/featured-events/portrait-of-turkey-authentic-luncheon-with-teacher-tour-participants
This program is sponsored by TCF and organized as part of the "Spotlight on Turkey" national educational program in partnership with the World Affairs Councils of America.
Istanbul - TURKEY
Date: November 27, 2012 3:00 pm
TCF YESAM  Lecture Series: “Sonbaharin Antioksidan Otlari” by Nedim Atilla.
Place: TCF Culinary Arts Center - YESAM - Nuruosmaniye Cad.No:65 Nuruosmaniye
Information: http://www.turkishculturalfoundation.org/pages.php?ID=60
Lecture is presented in Turkish.
Washington D.C. - USA
Date: November 28, 2012 6:00 pm
Lecture: “In the Sultan's Gardens: Ottoman Gardens and the Decorative Arts" by Prof.Dr.Nurhan Atasoy, TCF Senior Scholar in Residence.
Place: The Textile Museum, 2320 S St NW, Washington DC 20008
Information: http://www.textilemuseum.org/calendar/EmpireofBeauty.html
This lecture is co-sponsored by TCF as a part of the TCF Lecture Series on Turkish Culture and Art.

The events listed on this newsletter require registration or invitation. For more information on how to attend, please visit the provided links. 
For a listing of Turkish cultural events around the world, visit the TCF Calendar.
info@turkishculturalfoundation.org

TCF [TUKISH CULTURAL FOUNDATION] KONFERANSLARI

TÜRK KÜLTÜRÜ VE SANATI KONFERANS DİZİSİ
"Mimar Sinan Çağında Mimarî Kültür ve Âdâb Kavramı"
Prof. Dr. Gülru Necipoğlu
Harvard Üniversitesi
Prof. Dr. Nurhan Atasoy
Bilimsel Danışman
7 KASIM 2012, ÇARŞAMBA
16.30 - 17.30
TURKISH CULTURAL FOUNDATION İSTANBUL ŞUBESİ
Cumhuriyet Cad. Cumhuriyet Apt. No: 17/1 Taksim - İstanbul
Yerimiz kısıtlıdır. L.C.V. 6 Kasım 2012, 0212 297 40 38 veya lecture@turkishculture.org
Konferans dili Türkçe'dir.
www.turkishculturalfoundation.org
TURKISH ART AND CULTURE LECTURE SERIES
"Turkish Works of Art in Poland"
Dr. Beata Biedrońska−Słota
Former curator, National Museum in Krakow
Prof. Dr. Nurhan Atasoy
Resident Scholar
TUESDAY, NOVEMBER 13, 2012
14.30 - 15.30
TURKISH CULTURAL FOUNDATION ISTANBUL OFFICE
Cumhuriyet Cad. Cumhuriyet Apt. No: 17/1 Taksim - Istanbul
Seating is limited and registration is required.
R.s.v.p. by November 12, 2012 to 0212 297 40 38 or lecture@turkishculture.org
Lecture wil be in English.
www.turkishculturalfoundation.org