Değerli katılımcılar…
Türkiye’de demokrasiye, çok partili sisteme, sancılı bir sürecin sonunda, 1950
yılında geçilebilmiştir.
Bu dönemde Türkiye, her bakımdan adeta tıkır tıkır işleyen bir saat iken, 1960
müdahalesiyle bu saatin zembereği kırılmış, bu saat durdurulmuştur.
Milletin ihtiyaçları, talepleri, değerleri, 1960 müdahalesiyle çok ağır bir
baskı altına alınmıştır.
27 Mayıs’ın o kara gölgesi, ne yazık ki, bugün bile Türkiye’nin üzerindedir.
Anayasasının birçok maddesiyle, birçok yasalarıyla, kurumlarıyla, 27 Mayıs
yaşatılmak istenmektedir.
Ne yazık ki, 27 Mayıs’la şekillenmiş bir siyaset, devlet, bürokrasi, medya,
üniversite, sivil toplum anlayışı, bugün bile belli alanlarda, çeşitli
biçimlerde varlığını idame ettirmektedir.
Esasen, Türkiye’de değişimin önündeki en büyük engel, açık açık ifade ediyorum,
27 Mayıs’ın o karanlık gölgesidir, 27 Mayıs’ın bugün bile çeşitli kesimlerce
yaşatılan zihniyetidir.
Başta Anayasada ve siyasette olmak üzere, bu zihniyet değişmediği müddetçe,
Türkiye’de değişim zor olmaya, meşakkatli olmaya devam edecektir.
Ancak, saati durdurulsa da, zembereği parçalansa da, Türkiye’de millet, zamanın
ruhunu kavramayı her zaman başarmış; millet, devletin, bürokrasinin, hatta
siyasetin önünde ilerlemiştir.
Milletimiz her yeniliğe açık olmuş, yeniliklere çok hızlı ayak uydurmuş, hatta
devleti ve siyaseti dönüştüren de bizzat milletin kendisi olmuştur.
Şimdi, şu andan itibaren, bu paketin açıklandığı andan itibaren, aynı
zihniyetin, 27 Mayıs refleksleriyle, malum korkuları canlandırmaya çalışacağına
hiç ama hiç kuşku yoktur.
Sarf edilecek cümleleri tahmin etmek bile hiç güç değil…
11 yıl boyunca, attığımız her adımda, yaptığımız her reformda söylenenler, şu
andan itibaren yine ezberden dile getirilecek.
11 yıl boyunca, her reformla birlikte, “Türkiye bölünüyor, parçalanıyor,
dağılıyor” iddiasını dile getirdiler, göreceksiniz bunları bugün de aynı
şeyleri söyleyecekler.
11 yıl boyunca, her reformdan sonra milleti korkuttular, göreceksiniz bugünden
itibaren de korkutmaya çalışacaklar.
11 yıl boyunca değişimden her zaman ürktüler, çekindiler, değişimin hep
karşısında durdular, göreceksiniz bugünden itibaren de değişimin karşısında duvar
olmayı sürdürecekler.
Ama biz 11 yıl boyunca, 27 Mayıs zihniyetinin, statükonun, çözümsüzlükten beslenme siyasetinin
milletin taleplerinin önüne geçmesine izin vermedik, bugün de izin
vermeyeceğiz.
Muhalefet, artık dilini, üslubunu, en önemlisi de siyaset yapma tarzını
değiştirmek, millete ayak uydurmak, büyüyen Türkiye vizyonuna göre hareket
etmek zorundadır.
Türkiye 2013 yılını yaşarken, 1960’da durdurulan saate kilitlenip
kalmak, muhalefet adına, demokrasimiz adına, Türkiye adına bir talihsizliktir.
Ben bunu defalarca ifade ettim…
İstiklal Marşı’mızın ilk kelimesi,
“KORKMA” diyor…
Korkaklar, zafer anıtı dikemezler…
Değişimden, yeniliklerden, ileri standartlardan korkanlar, bir milim dahi
ilerleme kaydedemezler.
Siyasetlerini korku üzerine, korkutmak üzerine kuranlar, değişimin karşısında
ayakta duramaz, varlıklarını idame ettiremezler.
Türkiye’nin bölünme, parçalanma, gerileme diye bir meselesi asla yoktur, ama
Türkiye’nin muhalefet diye bir sorunu vardır.
Türkiye’nin kendisi hiçbir politika, hiçbir proje üretmeyen, sadece
yapılana, yapılmak istenene karşı çıkan bir muhalefet anlayışıyla yoluna devam
etmesi fevkalade zordur.
Kendi hatasını, kendi eksiğini görmeyen, sorgulamayan muhalefetin, adeta
milleti suçlar hale geldiğini görüyoruz.
Muhalefetin, artık bu korku söylemini, korkutma üslubunu bir kenara bırakması,
hem değişmesi, hem de değişimin önünde engel olmaktan çıkması gerekiyor.
Yeni Türkiye’ye, Büyük Türkiye’ye, Büyük Türkiye vizyonuna yakışan bir
muhalefet, Türkiye’nin hakkıdır ve bu artık ertelenemez bir ihtiyaç halini
almıştır.
Diğer taraftan, bir başka zihniyetin, daha şimdiden, daha paket açıklanmadan,
“Dağ Fare Doğurdu” bahanesini hazırladığını tahmin edebiliyorum.
Paketten, insanoğluna ölümsüzlük iksiri bekleyenler, irrasyonel bir beklentinin
içindedirler, abartılı bir bekleyişin içindedirler ve kuşkusuz hayal
kırıklığına uğrayacaklardır.
Bugüne kadar taş üzerine taş koymayıp sadece bizi taşa tutanlar, bundan sonra
da yapılanları tezyif etmeyi, küçük göstermeye çalışmayı sürdüreceklerdir.
Sorundan beslenenlerin ileri çözüm lafları etmeleri sadece çözümsüzlük
çağrısıdır.
11 yıldır yaptığımız hiçbir reforma destek olmayan, sadece gerilim üreten bu
zihniyetin, bugünkü reformları alkışlamasını da beklemiyoruz.
Biz, yüzümüzü millete çevirdik, sadece ve sadece milletimizin hissiyatını ölçü
olarak alıyoruz.
Bu paketin kıymetini en iyi, bu işin dertlisi olanlar, yüreği yananlar, ocağına
ateş düşenler bilir…
Bu paket, acıların tedavisi, özellikle, ölümlerin son bulması, akan kanın
durması, akan gözyaşlarının dinmesi noktasında son derece önemli bir adımdır.
Bu paket, bir istikamet çizmektedir, bir kapı aralamaktadır.
Bu paket, 11 yıl önce hayali dahi kurulamayan, telaffuzu dahi
yasak olan
hak ve özgürlükleri getiren bir pakettir.
Yine tekrar ediyorum: Bu bir aşamadır, bir basamaktır, “Büyük Türkiye” istikametinde
çok önemli bir safhadır.
Türkiye, siyasetin, hukukun, demokrasinin rehberliğinde, milletin desteğiyle
bugünlere ulaşmıştır; bu şekilde devam ederek, çok daha ilerisine mutlaka
ulaşacaktır.
Bu paket, bir dayatmanın eseri değildir.
Bu paket, bir müzakerenin, bir pazarlığın eseri asla değildir.
Demokratik hak ve özgürlükler, müzakerenin, pazarlığın, dayatmaların konusu
olamaz.
11 yıl boyunca hiçbir reformu dayatmalarla, baskıyla, pazarlıkla açıklamadık.
Millet ne dediyse, biz onu yaptık ve yapıyoruz.
Milletimiz için hayırlı olan neyse, biz onu yaptık ve bugün de onu
yapıyoruz.
Milletimizin talepleri, ihtiyaçları neyse, biz ona kulak verdik ve bugün de
onun gereğini yapıyoruz.
Paket, çözümler itibariyle sürprizlerden ibaret; ama sorunların hiç biri
sürpriz değildir.
Paketin gizlendiği, saklandığı, kamuoyunda tartışılmadığı eleştirisinin son
derece temelsiz olduğunu özellikle vurgulamak istiyorum.
Pakette yer alan sorunlar, çoğunluğu son 30 yılın olmak üzere, Cumhuriyet
tarihimiz boyunca var olan ve sürekli konuşulan sorunlardır.
Her bir sorun alanıyla ilgili olarak, tüm tartışmalar, görüş, öneri, tavsiyeler
dikkate alınmış, çözümler ona göre şekillenmiştir.
Gönül isterdi ki, bütün bu sorunların kaynağı olan Anayasa yeniden
yapılabilse ve sorunlar kökten çözüme kavuşabilseydi.
Ancak, bugün çözümün karşısında duran, her çözüm girişimini sabote etmek için
çalışan böyle bir muhalefetle, ne yazık ki yeni bir Anayasa da mümkün
olmamıştır.
Bizim, bütün reformlarımızda olduğu gibi, bu reform paketimizde de referans
noktamız önce millettir.
Parti programlarımız, özellikle 4’üncü Büyük Kongremizde açıkladığımız “2023
Siyasi Vizyonumuz” bizim referansımızdır.
Seçim beyannamelerimiz, Hükümet programlarımız, kongrelerimizde açıkladığımız
yol haritalarımız, bizim referansımızdır.
Evrensel hak ve özgürlükler, altına imza attığımız uluslararası antlaşma ve
şartlar bizim referansımızdır.
Katılım müzakerelerini başlattığımız, aday ülke olduğumuz Avrupa Birliği Müktesebatı
bizim referansımızdır.
Bugüne kadar, çeşitli sorunlar için yaptığımız Çalıştaylar, hazırlanan
raporlar, Akil İnsanlar Heyeti’nin çalışmaları referansımızdır.
Pakette açıklayacağımız her bir maddenin, işte bu referansların bir ya da bir
kaçına tekabül ettiğini göreceksiniz.
Burada özellikle bir noktanın altını çiziyorum…
Bundan tam 1 yıl önce, yine bir 30 Eylül gününde, Partimizin 4’üncü Büyük
Kongresini gerçekleştirdik.
O Kongrede, kamuoyuna, 63 madde halinde, 2023 vizyonumuzu açıkladık.
10 yıllık bir vizyon olmasına rağmen, sadece 1 yıl içinde, bu 63 maddenin
önemli bir çoğunluğunu yerine getirdiğimizi, bir kısmında sürecin hızla devam
ettiğini göreceksiniz.
Yani açıklayacağımız paket, 2001’de, partimizi kurduğumuz andan itibaren
başlayan uzun soluklu yürüyüşün, verdiğimiz sözlerin, milletimize açıkladığımız
plan, proje ve hedeflerin yerine getirilmesidir.
Pakette, milletimizden gizlenen, saklanan, referanslar anlamında yeni hiçbir
şey yoktur.
Her bir maddenin sözü geçmişte verilmiştir.
Her bir madde, geçmişte hedef olarak ortaya konulmuştur.
Her bir madde, seçimlerde milletimizden teyit almıştır.
Aziz milletim,
Çok değerli katılımcılar…
Artık, paketin içeriğine geçmeden önce, milletime şu hususları bir kez daha
vurgulamak istiyorum…
Bu ülkede, bu topraklar üzerinde, Ay Yıldızlı Bayrağımız altında, 76 milyon,
her bir fert olarak, biriz, beraberiz, kardeşiz ve birlikte Türkiye’yiz.
Bize oy verenlerle ya da vermeyenlerle birlikte yaşadığımız ve birlikte
yürüdüğümüz bir yolun, bir istikametin içindeyiz.
Nasıl ki, her bir vatandaşın talep, arzu, istek ve ihtiyaçları bizim için
önemliyse, her bir vatandaşın, korkusu, endişesi, tereddüdü de bizim için son
derece önemlidir.
Biz burada gelip geçiciyiz.
Kalıcıolan millettir.
Kalıcıolan, eserlerdir.
Biz, sadece bizi sevenler tarafından değil, muarızlarımız tarafından,
muhaliflerimiz tarafından da takdir edilmeyi istikamet tarzı olarak benimsemiş
bir kadroyuz.
Bunu defalarca ifade ettik, icraatlarımızla defalarca ortaya koyduk: Biz, 76
milyonun hükümetiyiz; 76 milyon nazarımızda birdir ve beraberdir.
En başından itibaren, herkesin birlikte yaşayacağı, bir arada ve birbirine
hoşgörü içinde yaşayacağı bir ülke inşa etmenin mücadelesini verdik.
Siyasi görüşler farklı olabilir…
İdeolojiler, diller, inançlar, mezhepler, yaşam tarzları farklı olabilir...
Sorunlar, sıkıntılar, kaygılar, çözüm önerileri farklı olabilir...
Ama ortak olan bir şey var: Aynı geminin içindeyiz ve aynı istikamete, aynı
limana, aynı büyük Türkiye hedefine doğru gidiyoruz.
Birbirlerine müdahale etmedikleri sürece, her yaşam tarzına saygılıyız, her
yaşam tarzı bizim teminatımız, güvencemiz altındadır.
Bugüne kadar bunu yaptık, bundan sonra da bunu muhafaza edeceğiz.
Birbirlerinin özgürlük alanlarına müdahale etmedikleri sürece, her türlü
özgürlüğü savunduk ve savunmaya devam edeceğiz.
Birbirlerinin değerlerini tehdit etmedikleri sürece, her türlü değeri
baş üstünde tuttuk, tutmaya devam edeceğiz.
İnsanın, insan olmaktan kaynaklanan her hakkını savunmak, bunun için mücadele
vermek, insan olarak bizim mesuliyetimizdir.
Dışlamadan, ayırt etmeden, ötelemeden, horlamadan geleceği inşa edeceğiz.
Bin yıldır bir ve beraber yaşadığımız bu topraklarda, aynı hedef ve idealler
doğrultusunda, ebediyyen bir ve beraber olacağız.
Konuşacağız, istişare edeceğiz, birbirimizin görüşlerine değer verecek, birbirimize
yüreklerimizi açacağız.
Silahı, şiddeti, sıkılı yumrukları, vandallığı, hakareti elimizin tersiyle
itecek; dil ile gönül ile konuşacak, her sorunumuzu çözeceğiz.
Olamaz denilenler, 11 yıl içinde olur hale geldi.
İmkansızları mümkün hale getirdik.
Hayalleri hedefe dönüştürdük.
Milletçe çok büyük sevinçleri birlikte inşa ettik, birlikte yaşadık.
İnşallah çok daha fazlasını yapacağız.
Bir olmaya, iri olmaya, diri olmaya devam edecek; herkesin gönül huzuruyla,
emniyetle, hoşgörüyle, kardeşçe yaşadığı bir Türkiye’de nefes alıp vermeyi
sürdüreceğiz.
İşte bu paket, bunu sağlayacak aşamalardan biridir.
Önyargısız biçimde ele alındığında bu paketin, on yılların tortusunu
kaldırdığı, on yılların sorunlarına çözüm ürettiği, kardeşliğimizi daha da
güçlendirdiği açık şekilde görülecektir.
Bir kez daha hayırlı olmasını diliyorum.
Ülkemiz, milletimiz, bölgemiz için yeni bir dönemin, yeni bir sürecin
kapılarını aralamasını, kardeşliğimizi ve ülkemizi yüceltmesini gönülden arzu
ediyorum.
Bizleri ekranları başında izleyen aziz milletim,
Çok değerli dostlarım, değerli katılımcılar…
PAKETİN İÇERİĞİ
Demokratikleşme Paketimizdeki reformların bir kısmıyasal düzenleme
gerektiriyor; diğer bir kısmı ise, idari düzenlemelerle, yani Bakanlar
Kurulu Kararı, Yönetmelik Değişikliği, Genelge ile hayata geçecek.
Sizlere öncelikle yasal düzenleme gerektiren reformlarımızı sıralamak
arzusundayım.
Bazı kanunlarda yapacağımız değişikliklerle, çıkaracağımız bazı kanunlarla,
siyasi hakları daha da genişletiyor; on yıllardır devam eden tartışmalara artık
son veriyoruz.
Bu kapsamda, öncelikle, seçim sistemini değiştirmek için önemli bir adım
atıyor; seçim sistemini tartışmaya açıyoruz.
Türkiye’deki mevcut Seçim Sistemi, özellikle 12 Eylül müdahalesinin
ardından her zaman tartışma konusu oldu, her zaman eleştiri konusu
oldu.
Hemen tüm siyasi partiler de, seçim sisteminin değişmesi gerektiğini ifade
ettiler ve ediyorlar.
Şunu altını çizerek ifade etmek istiyorum: Mevcut seçim sistemi, yüzde 10
barajı, AKP’nin getirdiği bir sistem değildir.
Biz, 2002 seçimlerine girerken bu sistem uygulanıyordu, yüzde 10 barajı vardı.
Daha Partimizi kurarken, mevcut seçim sisteminin katılımcılıktan uzak olduğunu,
değişmesi gerektiğini güçlü şekilde ifade etmiştik.
Geçen yıl, 30 Eylül’deki 4’üncü Büyük Kongremizde yayınladığımız 63 maddelik
Siyasi Vizyon belgemizde de, 2023 Vizyonumuz çerçevesinde seçim sistemini
değiştireceğimizi bir hedef olarak ortaya koymuştuk.
Gerek Akil İnsanlar Heyeti raporlarında, gerek Avrupa Birliği İlerleme
Raporlarında, gerekse bugüne kadar hazırlanmış bir çok raporda, seçim sistemindeki
sorunlar dile getirilmişti.
Tüm öneri, tavsiye, eleştirileri gözden geçirdik ve bu sorunu çözmek için artık
adım atıyoruz.
Yeni seçim sisteminin nasıl olması gerektiği konusunda biz bir tek seçenek
sunmuyor, 3 farklı alternatifi tartışmaya açıyoruz.
Mevcut sistemle, yani yüzde 10 barajıyla devam edebiliriz…
Barajı yüzde 5’e çekip, 5’li gruplandırmayla Daraltılmış Bölge Seçim Sistemini uygulayabiliriz.
Üçüncü seçenek olarak da, ülke barajını tamamen kaldırarak, Dar Bölge Seçim
Sistemini getirebiliriz…
Bu 3 seçeneği önümüzdeki günlerde tartışacak, Türkiye için en doğrusu, en
isabetlisi hangisiyse, o yönde düzenlemeyi Meclis’e getirecek, yolumuza o
şekilde devam edeceğiz.
Siyasi Haklar alanında İkinci düzenlemeyi Siyasi Partilere Devlet Yardımı
konusunda yapıyoruz.
Siyasi partilere devlet yardımının kapsamını genişletiyoruz.
Siyasi Partiler Kanunu’nun Ek 1’inci maddesini değiştiriyor, devlet yardımı
için yüzde 7 olan mevcut oranı yüzde 3’e çekiyoruz.
Yani seçime katılan siyasi partilerden yüzde 3’ü aşan oranda oy alanlara da,
Hazineden ayrılan toplam kaynak içinden devlet yardımı yapılacak.
Bu düzenlemenin de, siyasi partilerimizi güçlendireceğine, katılımcılığı artıracağına,
rekabetin daha adil hale gelmesine katkı sağlayacağına inanıyoruz.
Bir başka düzenlemeyle, siyasi partilerin teşkilatlanmalarına kolaylık
getiriyoruz.
Siyasi Partiler Kanunu’nun 20’inci Maddesini değiştiriyor; ilçede teşkilatlanma
için, beldelerde teşkilat kurma zorunluluğunu kaldırıyoruz.
Mevcut durumda, bir ilçede teşkilatlanmak için, ilçe sınırları içerisindeki
beldelerin en az yarısında teşkilat kurma zorunluluğu vardı.
Bunu kaldırıyor, “Beldelerde teşkilat kurulması zorunlu değildir” ibaresini
getiriyoruz.
Bir başka düzenlemeyle, siyasi partilerde eş genel başkanlığın önünü açıyoruz.
Bu alanda uluslar arası örnekleri inceledik, demokrasilerdeki işleyişe baktık
ve ilgili yasa maddesini değiştirmeyi uygun gördük.
Seçim Kanunu’nun 15’inci Maddesi’ne bir ek yapıyor, tüzüklerinde yer almak ve 2
kişiden fazla olmamak kaydıyla, partilere, eş genel başkanı sistemini uygulama
imkânı getiriyoruz.
Bir başka yasal düzenlemeyle, siyasi partilere üyelikte engelleri kaldırıyoruz.
Siyasi Partiler Kanunu’nun 11’inci maddesinde yapacağımız değişiklikle, siyasi
partilere üye olmayı daraltan, kısıtlayan bazı engelleri ortadan kaldırıyoruz.
Seçim Kanunu hükümlerine göre, oy verme hakkına sahip olan herkesin, siyasi
partilere de üye olabilmesinin önünü açıyoruz.
Bu amaçla, 11’inci Maddenin B Bendindeki 6 kısıtlayıcı engeli ortadan
kaldırıyoruz.
Yine Siyasi Partiler Kanunu’nda yapacağımız değişiklikle, farklı dil ve
lehçelerde siyasi propaganda imkânını getiriyoruz.
298 Sayılı Kanunu’nun ilgili maddesini değiştirerek, siyasi parti ve
adaylar tarafından yapılacak her türlü propagandada Türkçenin yanında
farklı dil ve lehçelerin de kullanılabilmesini mümkün hale getiriyoruz.
Aynı şekilde, ön seçimlerde farklı dil ve lehçelerde propaganda imkânını getiriyoruz.
Siyasi Partiler Kanunu’nun 43’üncü Maddesindeki kısıtlayıcı hükmü kaldırıyor,
ön seçimlerde de Türkçeden başka bir dil ya da lehçeyle propaganda imkânını
tüm partilere sağlıyoruz.
Ekranları başında bizleri izleyen sevgili vatandaşlarım,
Çok değerli medya mensupları,
Yeni süreçte, nefret, ayrımcılık, yaşam tarzına müdahale gibi suçlarla
daha etkin şekilde mücadele etmeye başlıyoruz.
Nefret saikiyle işlenmesi durumunda, belirli suçların cezalarını daha da
artırıyoruz.
Belirli suçlar, kişinin, dili, ırkı, milliyeti, rengi, cinsiyeti, engelliliği,
siyasi düşüncesi, felsefi inancı, dini veya mezhebi nedeniyle işlenirse, cezası
daha da ağırlaşacak.
Ayrımcılıkla daha etkin mücadele etmek için, ceza miktarlarını artırıyoruz.
Kişinin, inançlarının gereğini yerine getirmesi dolayısıyla, belli haklarını kullanmasını,
belli haklardan yararlanmasını engelleyenleri ceza kapsamına alıyoruz.
Bu sebeple işlenen suçun cezasını da 1 yıldan 3 yıla kadar artırıyoruz.
Türkiye’de hiç kimse, dilinden, ırkından, milletinden, renginden, inancından ve
inancının gereğini yerine getirmekten dolayı ayrımcılığa maruz kalmayacak.
Ayrımcılıkla mücadele ve eşitlik kurulu kuruyoruz.
Ayrımcılık yasağının ihlali halinde, konuya ilişkin görev ve yetkisi bulunan
kamu makamları, ihlali sona erdirmek, sonuçlarını gidermek, tekrarlanmasını
önlemek üzere gerekli tedbirleri almakla yükümlü kılınacak.
Yaşam tarzına saygıyı, Türk Ceza Kanunu ile güvence altına alıyoruz.
Türk Ceza Kanunu’nda yapacağımız değişiklikle, dini inancın gereğinin yerine
getirilmesinin engellenmesini de ceza kapsamına alıyoruz.
Dini ibadet ve ayinlerin, bireysel olarak da yapılmasının engellenmesini aynı
şekilde bu kapsama alıyoruz.
“cebir veya tehdit kullanarak, ya da hukuka aykırı başka bir davranışla, bir
kimsenin inanç, düşünce veya kanaatlerinden kaynaklanan yaşam tarzına ilişkin
tercihlerine müdahale edenlere, ya da bunları değiştirmeye zorlayanlara, 1
yıldan 3 yıla kadar hapis cezası getiriyoruz.
Yapacağımız bir başka düzenlemeyle, Türk Ceza Kanunu’nda, belirli harflerin
kullanılmasından dolayı var olan cezai müeyyideyi kaldırıyoruz.
Böylece fiilen de uygulama alanı kalmayan ihlalleri ceza kanunumuzdan
çıkarıyor, bir nevi klavyelere özgürlük getiriyoruz.
Değerli katılımcılar,
Aziz milletim…
Reform Paketimiz kapsamında, 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri
Hakkındaki Kanunda önemli değişiklikler yapıyoruz.
Bu kapsamda, öncelikle, toplantı yer ve güzergâhının belirlenmesinde
katılımcılığı sağlıyoruz.
Mülki Amir, ilgili Sivil Toplum Örgütlerinin görüşlerini almak suretiyle, nihai
kararını verecek.
Toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin sürelerini uzatıyoruz.
Açık yerlerde, güneşin batışından bir saat önceye kadar sürebilen toplantılar,
güneş batmadan dağılacak şekilde; kapalı yerlerde saat 23’e kadar süren
toplantılar da, saat 24’e kadar yapılabilecek.
Toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde, hükümet komiseri uygulamasına son
veriyoruz.
Mevcut durumda, Hükümet Komiseri tarafından üstlenen yükümlülükler, artık
Düzenleme Kurulları tarafından yerine getirilecek.
Kurul, toplantının amacının dışına çıktığı veya düzen içinde gerçekleşmesinin
imkânsız olduğunu gördüğü durumda, dağılma kararı alacak ve durumu kolluk
amirine bildirecek.
Gösteri ve yürüyüş, kanuna aykırı hale gelirse, Düzenleme Kurulu, gösteri ve
yürüyüşün sona erdiğini ilan edecek ve bunu kolluk amirine bildirecek.
Düzenleme Kurulu bu görevi yerine getirmezse, o mahallin en büyük mülki amiri,
toplantıyla ilgili kararını verecek.
Demokratikleşme Paketimizde, bir başka önemli düzenlememiz eğitimle ilgili…
Yapacağımız yasal değişikliklerle, özel okullarda, farklı dil ve lehçelerde
eğitimin önünü açıyoruz.
Bu konuda dünya örneklerini çok yakından inceledik.
Biliyorsunuz, 2003 yılında yaptığımız değişiklikle, farklı dil ve lehçelerin
öğrenilmesi amacıyla özel kurs imkânını getirmiştik.
Daha sonra ise, üniversitelerimizde, farklı dil ve lehçelerle ilgili birimlerin
açılmasını sağlamıştık.
Geçen yıl yaptığımız eğitim düzenlemesiyle, farklı dil ve lehçelerin
okullarda seçmeli ders olarak öğretilebilmesinin yolunu açmıştık.
Şimdi de, özel okullarda farklı dil ve lehçelerde eğitim verilmesini mümkün
hale getiriyoruz.
Ülkemizde Türkçe dışındaki dillerde eğitim ve öğretim konusu, 2923 Sayılı Kanun ile
düzenlenmiştir.
Bu kanuna yapacağımız bir Ek ile Özel Eğitim Kurumları Kanunu hükümlerine tabi
olmak üzere, farklı dil ve lehçelerde özel öğretim kurumu açılabilecek.
Bu kurumlarda eğitim ve öğretimin yapılacağı dil ve lehçeler Bakanlar
Kurulu’nca tespit edilecek.
Milli Eğitim Bakanlığımız, bu tür kurumların açılmasına ve denetimine ilişkin
esasları çıkaracağı bir yönetmelikle düzenleyecek.
Programlar, Kanun’da yer aldığı gibi, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından
belirlenecek.
Yine mevcut Kanun’da yer aldığı gibi, bu okullarda da belli dersler Türkçe
olacak.
Bir başka yasal düzenlemeyle, köy isimlerinin değiştirilmesinin önündeki yasal
engeli kaldırıyoruz.
1949 tarihli İl İdaresi Kanunu’nun 2’nci maddesinde yer alan ve dayatma içeren
ibareyi kaldırarak, köylerin 1980’lere kadar kullandıkları tarihi isimlerini
yeniden almasını mümkün hale getiriyoruz.
Mevcut Kanun’da belirtildiği gibi, Köy isimlerinin değiştirilmesi, İçişleri Bakanlığımızın
tasvibiyle olacak.
İl ve İlçe isimlerinin değiştirilmesi için mevcut kanun hükmünce yasal
düzenleme gerekiyor.
İl ve İlçe isimlerinin değiştirilmesi yönünde talepleri Hükümet olarak dikkate
alacağız.
Yine bu kapsamda, bir üniversitemizin de ismini değiştiriyoruz.
Nevşehir Üniversitesi’nin ismini, Hacı Bektaş Veli Üniversitesi olarak
değiştiriyoruz.
Böylece, tarihimizin bir büyük şahsiyetinin, bir gönül dostunun, gönül
mimarının ismini, kabrinin bulunduğu Nevşehir’deki üniversitemize veriyoruz.
Demokratikleşme paketiyle getireceğimiz bir başka yenilik, kişisel verilerin
korunması hakkında.
Kişisel verilerin korunmasına yasal güvence getiriyoruz.
12 Eylül 2010’da yaptığımız Anayasa değişikliğiyle, kişisel verilere Anayasal
güvence getirmiştik.
Şimdi, bu Anayasa maddesinin uygulamasını sağlamak için, taslağı hazır olan kanunu
Meclis’imize gönderiyoruz.
Kişilerin özel bilgileri ilgisiz kişiler tarafından kullanılamayacak, ilgisiz
kişilerle paylaşılamayacak.
Yardım toplamada kısıtlamaları kaldırıyoruz.
Yardım toplama konusunda, zaman zaman özgürlükler sınırlama altına alınmıştı.
Kurban derisi, fitre ve zekât toplama konusunda Türk Hava Kurumu’na yetki
verilmiş, aslında Anayasa ve yasalara tamamen aykırı, insan hak ve hürriyetlerine
ters bir durum oluşturulmuştu.
Bununla ilgili yönetmelik geçtiğimiz hafta yayınlanmıştı. Şimdi, yasal olarak
da bu yanlış uygulamaya son veriyor, ilgili kanunun 8’inci maddesindeki söz
konusu hükmü kaldırıyoruz.
Vatandaşımız, bundan sonra yardımlarını hür iradesiyle istediği yere
verebilecek.
Sevgili vatandaşlarım, değerli katılımcılar…
Şu ana kadar açıkladığımız reformlar yasal düzenleme gerektiriyor.
Belli bir takvim içerisinde bu yasal düzenlemeleri hayata geçireceğiz.
Ancak reform paketimiz bundan ibaret değil…
İkinci kısımda, sadece idari düzenleme gerektiren reformlarımız bulunuyor.
Bu düzenlemeleri, Bakanlar Kurulu Kararı, Genelge ya da Yönetmelik
Değişikliğiyle gerçekleştirmek mümkün.
Şimdi de sizlere bunları aktarmak istiyorum…
Kılık Kıyafet Yönetmeliğini değiştirerek, kamu kurumlarında başörtüsü yağsını kaldırıyoruz.
“Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Çalışan Personelin Kılık ve Kıyafetlerine Dair
Yönetmelik”, kadın ve erkekler için kısıtlayıcı hükümler içeriyordu.
Bu kısıtlamalar, çalışma hakkını, din ve vicdan özgürlüğünü ihlal ediyor,
ayrımcılık içeriyordu. Yönetmeliğin 5. maddesinde değişiklik yaparak, kadın
çalışanların giyimleri üzerindeki ayrımcı ihlalleri kaldırıyoruz.
Resmi Elbise giymek zorunda olan, Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarını, Emniyet
mensuplarını, Yargıda Hakim ve Savcıları bunun dışında tutuyoruz.
İlkokullardaki öğrenci andı uygulamasını kaldırıyoruz.
1933 yılında, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından bir genelge yayınlanmış, ilk ve
orta dereceli okullarda Andımız uygulaması başlatılmıştı.
Bu uygulama zaman zaman kaldırıldı, metin değişikliğe uğradı.
12 Mart ve 12 Eylül’de, bireysel girişimler neticesinde bu uygulama devam etti.
Geçen yıl, ortaokullarda bu uygulamayı kaldırmıştık.
Şimdi de, ilkokullarda bu uygulamaya son veriyoruz.
Mor Gabriel, diğer adıyla Deyrulumur Manastırı arazisi, manastır vakfına iade
ediliyor.
Böylece, bir haksızlığı gideriyor, Süryani vatandaşlarımıza önemli bir
haklarını teslim ediyoruz.
Esasen, Cumhuriyet tarihimiz boyunca, bu konuda en büyük hassasiyeti
Hükümetimiz gösterdi, hakların iadesi konusunda ciddi bir çalışma sergiledi.
2003, 2008 ve 2011 yılında yaptığımız düzenlemelerle, mağduriyetlerin
giderilmesi için samimi adımlar attık ve somut neticeler elde ettik.
Şu ana kadar, bu kapsamda 250’den fazla iade yaptık ve 2,5 milyar Liralık mülkü
hak sahiplerine teslim ettik.
Süreç devam ediyor, incelemeler devam ediyor… Hiç kimseyi mağdur etmeden, hak
sahiplerine haklarını teslim edeceğiz.
Roman Dil ve Kültür Enstitüsü kuruyoruz.
Roman vatandaşlarımızın dil ve kültürleri ile, karşılaştıkları sorunlara
ilişkin araştırmalar yapmak, çözüm önerileri üretmek amacıyla, bir ilimiz
üniversitesi
bünyesinde, Roman Enstitüsü kuracağız.
Roman vatandaşlarımızın yaşam şartlarının iyileştirilmesi ve eğitim alanındaki
sorunların giderilmesi için adımlar atıyoruz.
Bu amaçla, 2009 yılında Türkiye’de ilk kez gerçekleştirdiğimiz Roman Çalıştayı sonrası
başlatılan çalışmaları hızlandırıyoruz.
İlgili bakanlık ve kurumlarımız çalışmalarını hızla tamamlayacaklar.
Özellikle barınma noktasında Roman vatandaşlarımız için çok önemli bir adım
attık ve TOKİ eliyle Roman konutları üretmeye başladık.
Edirne, Çanakkale, Sakarya, Bursa ve diğer birçok il ve ilçemizde bu inşaatlar
devam ediyor.
Sevgili vatandaşlarım,
Değerli medya mensupları,
Değerli çalışma arkadaşlarım…
Demokratikleşme paketimiz işte bu başlıklardan oluşuyor…
Türkiye’de, bugüne kadar, tek bir paket halinde açıklanan en kapsamlı reform
sürecini başlatıyoruz.
Bu süreci en kısa zamanda tamamlayacak, yeni hedeflere doğru ilerlemeye devam
edeceğiz.
Bu paketle birlikte, Türkiye ekonomisi, demokrasisi, Türkiye’nin toplumsal
yapısı ve kardeşliği inanıyorum ki çok büyük güç kazanacak.
Sürece katkı sağlayan herkese, her kesime, tüm kurum ve kuruluşlarımıza bir kez
daha teşekkür ediyorum.
Açıkladığımız reform paketinin ülkemize, milletimize hayırlı olmasını diliyor,
katıldığınız için sizlere teşekkür ediyor, sevgi ve saygılarımı sunuyorum.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "Bu paket bu
yaraya derman olmaz, çünkü demokrasi konusunda samimi değiller. Türkiye'nin
sorunları makjayla, çözülemez. Bu basiretsizlik, ciddiyetsizliktir. Bütüncül,
kapsamlı bir demokrasiye ihtiyacı var." dedi.
Kılıçdaroğlu, CHP Genel Merkezi'nde düzenlediği basın toplantısında, dün
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan demokratikleşme paketini
değerlendirdi. Ülkenin kolay kurulmadığını ve hazır bir tepsi içinde sunulmadığını
anlatan Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin 90 yıldır bu bölgenin model ülkesi olduğunu
ve bunun devam edeceğini kaydetti.
Hasta adamdan genç bir Türkiye kurulduğunu dile getiren Kılıçdaroğlu, çok
partili hayata geçilmesiyle egemenliğin de millete teslim edildiğini ifade
etti. Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü ve Bülent Ecevit'e yaptığı
devrimlerden dolayı teşekkür eden Kılıçdaroğlu, devrimleri darbelerin bile
ortadan kaldıramadığını ve silemediğini kaydetti.
"Demokratikleşme tarihi dün başlamadı, 90 yıldır devam ediyor. Daha çağdaş
Türkiye için çok bedeller ödendi. Bunları yok saymakta kimsenin haddine
değildir." diyen Kılıçdaroğlu, Nazım Hikmet ve Ahmet Arif başta olmak
üzere bazı isimleri sayarak bedel ödeyen herkesi birkez daha saygıyla andığını
ifade etti. "Son 11 yılda ne oldu?" diye soran Kılıçdaroğlu,
"Gelinen nokta Türkiye'nin hak ettiği bir nokta değil. Çok zaman
kaybettik. Atılması gereken demokratikleşme adımları atılmadı. Tüm sıralamada
geriye götürdü ve zemin kaybedildi." diye konuştu.
11 yılda Türkiye demokrasisinin büyük bir erozyon yaşadığını dile getiren
Kılıçdaroğlu, "Darbe yok ama darbeden daha ağır, demokrasi tahribata
uğradı." ifadelerini kullandı. "Açıklanan bu sözde demokrasi paketi
bu yaraya, bu ilaca derman olur mu?" diye soran Kılıçdaroğlu, bu paketin
bu açığı kapatmayacağını vurguladı.
"Bu paket bu yaraya derman olmaz, çünkü demokrasi konusunda samimi
değiller." diyen Kılıçdaroğlu, çağdaş bir iktidar açığı bulunduğunu ve
Türkiye'nin temel sorununun du bu olduğunu kaydetti. Paketin yapılış biçimini
eleştirerek açıklanması sırasında bazı medya organlarına tıpkı OHAL'deki gibi
sansür uygulandığını dile getiren Kılıçdaroğlu, "Kenan Evren nasıl
açıklıyorsa aynı model üzerinden kendisi açıklıyor. Hiçbir farkı yok. Birinin
apoletleri var, birinin apoletleri yok." şeklinde konuştu.
"PAKETİN HAZIRLANIŞI DEMOKRATİK
DEĞİL"
Paketin hazırlanışının demokratik olmadığını, kapalı kapılar ardında bir paket
hazırlandığını anlatan Kılıçdaroğlu, "Katılımcılıktan, toplumsal uzlaşma
ve şeffaflıktan uzak açıklandı. Ayıp olan ise bunun demokrasiyle yan yana
getirilmesidir." dedi.
Pakettekileri daha önce kendilerinin verdiğini ancak reddedildiğini hatırlatan
Kılıçdaroğlu, bu önerilerin tamamını reddeden bir partiden "demokrasi,
adalet özgürlük çıkar mı?" diye sordu. "Bu iktidar henüz muhalefetin
önerilerini bile kopyalayamıyor." diyen Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin en
statükocu partisi, değişime en kapalı partinin Adalet ve Kalkınma Partisi
olduğunu ifade etti. Lider sultasının en çok yaşandığı partinin de Adalet ve
Kalkınma Partisi olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, Türk demokrasisinin
ilerlemesindeki engelin AK Parti olduğunu kaydetti.
"Klavyeye değil klavyeyi kullanana özgürlük getireceksiniz." diyen
Kılıçdaroğlu, seçim sistemiyle ilgili sorunun daraltılmış bölge olmadığını
belirterek sorunun Kenan Evren ve arkadaşlarının getirdiği yüzde 10 seçim
barajı olduğunu kaydetti. Kılıçdaroğlu, "Yardım 3 diyorsun; getir 3'ü,
hemen kabul edelim." ifadelerini kullandı.
Devleti demokratikleşmeden demokrasinin getirilemeyeceğini ifade eden
Kılıçdaroğlu, devletin baskısını hiç hissetmediği bir devletin demokrasi
olacağına dikkat çekti. "Türkiye'nin sorunları makjayla, çözülemez. bu
basiretsizlik, ciddiyetsizliktir." diyen Kılıçdaroğlu, "Bütüncül,
kapsamlı bir demokrasiye ihtiyacı var. Diktatör lütfetmiş bize demokrasi paketi
hazırlamış; benim istediğim kadar demokrasi diyor. Gelen paket, çoğunlukçu
otoriter rejimi pekiştirmek için getirilen bir pakettir." ifadelerini
kullandı.
CHP olarak atılacak her demokratik adıma destek vereceklerini belirten
Kılıçdaroğlu, "Biz bu ülkeye demokrasi için bütün topluma söz veriyoruz.
Özgürlüğü ve demokrasiyi getirin desteği veririz." dedi.
aa/CİHAN
Partisinin grup toplantısında konuşan MHP Genel Başkanı Devlet
Bahçeli, Başbakan Erdoğan'ın dün açıkladığı demokratikleşme paketi ile
ilgili eleştirilerde bulundu. Bahçeli, şunları söyledi:
"Başbakan değiştirdim dediği gömleğin ilk düğmesini
yanlış iliklemiştir. Demokratikleşme paketleriyle milletin gözünü boyamaya, PKK
taleplerini bir bir karşılamaya başlamıştır. Başbakan, ustadır ama yıkımın
ustalığıyla anılacak. Bu leke de bozuk sicilini kapkara yapacaktır.
Sözde demokratikleşme paketi her haliyle büyük bir utanç vesikasıdır.
Gerçekten de Türkiye'nin demokratikleşme tarihinin son 10 yıllık buhran
döneminin tabii sonucu olarak görüyorsa aklını Kandil'de zekâsını da İmralı'da
bırakmış demektir.
Bu paket serisinin ne ilk en de son olacağını söylerken kendisi bizi
doğrulamış, PKK'ya tesliminde dur durak bilmeyeceğini doğrulamıştır.
Bir defa bu paket demokratikleşme parolasıyla hazırlansa da usul ve esas
bakımından demokrasi ile çelişmektedir. Hazırlanmıştır ama kimsenin fikri
sorulmamıştır. AKP'nin milletvekillerinin bile haberi olmamıştır. PKK'nın
emrivakilerini, tehditlerini ve kan tutkusunu tatmine yönelik olarak kaleme
alınmıştır. Başbakan, vicdan tapusunu PKK'ya ve İmralı canisine satmıştır. Bu
altından kolay kolay kalkılamayacak bir rezalettir"
Teröristlere özgürlük bonkörlüğü yapmak ahlakın neresine
sığmaktadır? Medyayı susturan sen, partilere tezgâh kuran sen şimdi demokrasi
ve özgürlükte ahkam mı keseceksin? Açıklanan paketten yüzü gülecek, içten içe
sevinecek azınlık dışında kaç kişi vardır? Türkiye inim inim ağlarken kim
sevinecek?
Başbakan hangi gezegende yaşamaktadır? Demokratikleşme
Paketiyle şehitlerimizin arzularını yerine getirdiklerini yüzü kızarmadan dile
getirmiştir. Sayın Başbakan sen de hiç mi vicdan yok, hiç mi erdem kalmamıştır.
Demokratik adap ve terbiyede kendi dışındaki partilere ayar
vermek demokraside var mıdır? PKK'ya övgüler yağdırdığı iki dudağından MHP'ye
nasihatler yağdırması hezeyandır. Akıl dışıdır.
Sözde demokratikleşme paketi PKK dayatmalarının yansımasıdır. Sessiz
devrim yapmakla övünen Başbakan, sinsi devrimle PKK'ya teslim olmuştur. Paket,
İmralı canisinin tezgahından geçmiş, sözde akil insanın raporuyla
harmanlanmıştır. Pakette milletin iradesi yoktur.
Acaba milletimiz paketin neresine onay vermekte, nesini beğenmektedir. Açıktır
ki bu ihanet belgesinin patenti kanlı terör örgütüdür. İmralı canisi dayatmış,
Başbakan sinmiştir. Bölücü taleplere Başbakan eliyle meşruiyet kazandırılmak
istenmiştir."