25 Mart 2014 Salı

AKP'YE REDDİYE GÜNCEL DP'YE UYARI; SİYASETTE DİKTA VE CUNTA; ADAY KİMDİR, SEÇMEN NEDİR, SEÇİM NE İÇİN YAPILIR?...

AKP’YE REDDİYE 
(ve güncel DP’ye uyarı)
Mustafa Nevruz SINACI
Vakti zamanında, merhum Menderes’i ‘maindros’ (Grekçe) hitabıyla anan, Demokrat Parti’den istihza ile bahseden; Atatürk ve Türk İnkılâbı, bir şekilde söz konusu olduğunda ise, “bırakın şu Selânikli Kemal”i diyerek insanları azarlayan, sözde İslâmcı, hakikatte din tüccarı zihniyet.; Başta Çoban Sülü ile bilhassa Karaoğlan B. Ecevit’in hesaplı himmetleri sayesinde, N. Erbakan’ın milli nizam, milli selâmet, refah, fazilet, saadet çizgisinin ilk zuhur ettiği 1970 yılında, halk arasında hayret uyandıran büyük çelişkiler, nifak ve aykırılıklarla vücut buldu.
Hâlâ, Milli Nizam ve Milli Selâmet Partilerinin ad’ında kullanılan; Refah’la birlikte terk edilen ‘milli’ söyleminin, hangi amaç ve anlamda ikame edildiği muğlâktır. Ancak ‘AK Evler’ lügatinde “ne kadar millet o kadar devlet” anlamında derc edildiği görülmektedir. Şu kadar ki, MNP’nin tarihi süreç ve geleneksel silsilesinde milli nizam/milli selâmet/milli görüş ve adil düzen gibi söz, spot, slogan ve söylemlerin;. “Türk ve Türkiye milliyetçiliği, Adalet ahlâkı ve evrensel hukuk” gibi orijinal tanım, objektif ve norm kavramları çağrıştırdığı halde, kesinlikle / asla kapsamadığı 40 yıl içinde sarahaten anlaşılmıştır...
BİR SİLSİLE-İ MERATİPTİR Kİ!..
Bu silsile-i meratipte, Asr-ı Saadet (dört Halife) döneminin arı-duru, orijinal İslâm, sırat-ı müstakim ve ehlisünnet vel’cemaat anlayışının da emaresi olmayıp; Müslümanları bir birlerine düşürmek ve bölmekle görevli Yahudi âlim Abdullah Bin Sebe ile İslâma fitne, fesat, ihtiras ve tefrikalar sokan Muaviye mektebine mensup gibi müşahede edilir.; Dolayısıyla da, tıpkı işgal, nefret ve fetret (İstiklâl Harbi) dönemlerinde görüldüğü gibi, Kraliçe’nin “Şarki İslâm Akademileri”nden mezun ve memur din tüccarı Ebu Cehil’den neş’et dönme, devşirme, mason ve misyoner “din alimi” kisveli şarlatan kriptolardan fetva aldıkları iddia edilir ve halk içinde yoğunlukla söylenir!.. Zaten uygulamalar da bu iddiaları doğrular mahiyettedir!..
FETVALAR İLE ALDATMAK
Bu şeytani fetvalara göre: Genellikle kul hakkını gasp, kamu kaynaklarını tasallut, hak ihlâlleri, rüşvet-iltimas, yalan-talan, ayırma-kayırma, yolsuzluk-suiistimal ve illa zina serbest; Kamu ihalesi verilen bir müteahhitlerden (cebri) bağış almak helâldir. 14 Ekim 1969 tarihinde Konya’dan bağımsız milletvekili olarak Meclise girmeyi başaran Prof. Necmettin Erbakan’ın siyaset çizgisi ve/veya Anadolu deyimiyle saadet zincirinde bunlar daima varittir. Geleneğin yol büyükleri: Necip Fazıl Kısakürek, M. Zahit Kotku, Bayburtlu Paşa Dede, AP’den istifa eden Hüsamettin Akmumcu ve Hüseyin Abbas ile Hasan Aksay olarak gösterip; Neş’et/Esin kaynaklarının da Eşref Edip ve Milli Şair Mehmet Akif Ersoy (?) olduğunu iddia ederler!..
1971’de Milli nizam partisinin kapatılmasıyla, 1972 yılında Milli Selâmet’e iblâğ olan ‘milli nizam/milli görüş ve milli selâmet’ misyonu’nun ilk icraatı 14 Ekim 1973 seçimlerinde elde ettikleri 3 parlamenter ile önce Karaoğlan Ecevit, sonra Demirel’le koalisyonlara katılıp; Ecevit’le 1974 affını çıkartarak, akabinde 1. ve 2. Milli Cephe hükümetleriyle Türkiye’nin en büyük felâketi, bölünme, çözülme ve antidemokratik açılım sürecini tetiklemek olmuştur!..
ASLA DEMOKRAT, SAĞCI VEYA MİLLİYETÇİ OLMADILAR!..
Sonra vukuatlar peş peşe sürer gelir. “27 Mayıs karşı devrim süreci” Demirel, Ecevit, Erbakan, Türkeş, Özal, Çiller, Yılmaz, “hep birbirlerinin paralelinde, tamamlayıcı-bütünleyici unsurlar, ittifak ve iştirakler olarak” 2002’ye kadar gelir. Son halka, kendi partisini (rol icabı) bölerek kapattırmak suretiyle; Sözde yeni ad, libas ve gömlekle politikada bekraunda soyunan AKP’dir. Teşekkülün adı sadece açılım cihetiyle “adalet ve kalkınma partisi” olup; Şimdiye kadar adının anlamıyla ilgisi (örtüştüğü, müsemma olduğu) maalesef görülememiştir!
On iki yıla yönelen iktidarına (!) rağmen asla adı ile müsemma olmayı başaramayan bu partinin başkanı, özellikle son günlerde ve seçim konuşmalarında sıkça Menderes’i andığı halde; Gerçekte, MNP-AKP çizgisinin 1970’de başlayıp, 2014’e kadar sürüp gelen tarihinde: Kadim Demokrat Parti davası, 46 Ruh ve misyonu ile örtüştüğü görülmemiştir. Dahası Adnan Menderes’e yapılanları, bugün Devlet’te sabık ortağının kendisine yapmakta olduğunu beyan ve ilan etmesi çok komik, haddini aşan ve zatıyla mülzem olmayan iddialar meyanındadır…
Kaldı ki, bütün ısrar, istek ve yazılı-sözlü taleplere rağmen, henüz 27 Mayıs’ın davası başlamamış; 14 Mayıs Milli Demokrasi Bayramı olarak ilân edilmemiş; Milli birlik, kardeşlik ve beraberlik ruhu “demokrasi ve demokrat partinin istediği yönde” pekiştirilememiş.; Başta Atatürk Cumhuriyeti’nin kadim insan hakları, evrensel hukuk, adalet ahlâkı, gerçek lâiklik ve mutlak eşitlik bağlamında demokratik siyasi hayata intikali sağlanamamıştır.
Şu an için ülkemizde hâlâ, 27 Mayıs ürünü olan adaletsizlik, ayrımcılık, ağalık, cunta, sulta, vesayet ve dikta hüküm sürmektedir. Zenginler ve fakirler arasındaki korkunç uçurum, gelir dağılımındaki utanç verici adaletsizlik, maaş ve ücretler arasındaki iğrenç dengesizlik ve yıllardır Millet Vekili seçilmeyip.; Bol maaş, haksız ayrıcalık, dokunulmazlık ve imtiyazlarla donatılmış “Parti Sahibi Memurları” ile idareye tasallut;
Aradan geçen 90 küsur yıla rağmen, Demokrasi, insan hakları, adalet ve hukukun olmazsa olmaz emri: “Devlet idaresinde Millet İradesinin hâkim ve hükümran kılınamaması” büyük bir ayıp, tarihi vebal, hicap ve utançtır!..       
ŞİDDETLE MEN, TENZİH VE TEKZİP OLUNUR
Hangi cihette bakarsanız bakın, AKP’nin tarihi, kadim Demokrat Parti ve Menderes’le hiçbir ilgi-alâka, misyon bağı, benzerlik ve örtüşmesi yoktur. Son 11 yılın icraatları dikkate alındığında, zaten böyle bir iddiada bulunmak abes, gülünç, suiistimal ve istismar olur. En azından;. Celâl Bayar, Adnan Menderes ve kadim DP, on yıllık iktidarında 100 yıla bedel kalkınma/gelişme, maddi-manevi, ilmi/milli, iktisadi, sanayi ihyanın mimarı olmuş; AKP ise bütün bu yükselen değerleri satmak, devleti acze düşürmek, açılım ve çözüm adıyla çözülme sürecini başlatmış olmakla malûldür.
Sonuçta: AKP’yi, Demokrat Parti, başta Celâl Bayar olmak üzere nezih kadroları ve bilhassa Demokrasi Şehidi Adnan Menderes’e benzemekten men, tenzih, red ve tekzip eder;
Bu vesileyle de: 29 Mart 2009 Yerel Seçimlerinde İl Genel Meclisi bazında 1 538 947 oy alarak; Belediye Başkan ve Belediye Meclisi Üye Seçimi bağlamında aldığı 1 156 630 oy ile 148 Belediye Başkanlığı kazanan GÜNCEL Demokrat Parti’nin mevcut ve mer-i başkan ve yönetimini.; Yukarda sabit 2009 seçim sonuçlarını aşamadıkları ve partinin oy oranını yükseltemedikleri takdirde medeni, insani/siyasi/demokrat gelenek ve gerçek doğrultuda, bütün kurulları, asıl ve yedekleri ile birlikte onurları ile istifaya davet ederim..      
DEMOKRASİ ADALET VE HUKUK İÇİN
“İYİ, ADİL, DÜRÜST VE DEMOKRAT OLAN”
KAZANSIN
Zira “demokrasi, adalet ve hukuk yarışında” iyi olan kazanır.
Kazanamayanlar kötü, kifayetsiz muhteris, bencil ve cahillerdir.
Demokrasi, Demokrat Parti ve Türkiye Cumhuriyeti daima kazanmak, yükselmek ve Büyük Önder Atatürk ile Celâl Bayar, Adnan Menderes ve dava arkadaşlarının her vesileyle tekrarladıkları gibi:, “Türkiye Cumhuriyeti ve Aziz Türk Milleti, muasır medeniyet seviyesini mutlaka aşmak; Birlik, bütünlük içinde mamur, ümran ‘Yurtta Sulh Cihanda Sulh’ ikliminde özgür, mutlu ve müreffeh bir yaşam düzeyine” çıkartılmak zorundadır…  
GÖREV VE SORUMLULUK:    
İşte Bu Görev: Cumhuriyetçi, Demokrat ve Lâik,
Namuslu-dürüst, şeffaf-saydam, onurlu-sorumlu ve çalışkan;
Gerçek Demokrat Partililere aittir…
(Ankara, 25 Mart 2014) 
SİYASETE DİKTA VE CUNTA 
(açılım) AYARLARI
Mustafa Nevruz SINACI
            Sözde muhalefetin, sadece milleti kandırmaya matuf ve fakat hiçbir ciddi ve samimi tarafı olmayan direnişine rağmen;.
            30 Eylül 2013 Tarihli sözde “demokratikleşme paketi”nde vaat ve taahhüt edilen tavizlere ilişkin:, 6529 Sayılı “Temel hak ve hürriyetlerin geliştirilmesi amacıyla çeşitli kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun”, 02 Mart 2014 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi.
            Buna göre:
           KÜRTÇE, ERMENİCE VE RUMCA PROPOGANDA
            “Siyasi partiler ve adaylar tarafından yapılacak her türlü propaganda, Türkçenin yanı sıra farklı dil ve lehçelerde de yapılabilir.” (Madde:1)
            Bu hüküm, hiçbir gerek ve ihtiyaç olmaksızın, TBMM’de milleti temsil adına iş gören parlamenterlerin, müvekkillerine (temsil ettikleri veya temsile zorunlu oldukları halk’a) gidip akıl, fikir almadıkları, kesinlikle millete sormadan teşebbüs ettikleri hukuk, siyasi etik, genel ahlâk, cumhuriyetin temel ilkeleri ile demokrasiye bütünüyle aykırı bir kalkışmadır. Neticesi hesap edilmeden hayata geçirilmesinin bedeli çok ağır olacak; Dahası, başta Amerika, Rusya, Çin, Yunanistan ve Bulgaristan olmak üzere, emsal uygulamalar dikkate alınmadan, müesses devlet aleyhine, “çağdışı, ihanete yol açabilecek tehlikeli bir teşebbüs” algısına yol açacaktır.
            EŞ BAŞKANLIK SİSTEMİ:         
            “Siyasi partiler, tüzüklerinde yer almak ve iki kişiden fazla olmamak kaydıyla eş genel başkanlık sistemini uygulayabilirler. Eş genel başkanlar, bu Kanunda genel başkan için öngörülen hükümlere tabidir.” (Madde: 2)
            Eğer bu tasarım, AKP yeni geldiğinde ve 2002 yıllarında hayata geçse idi; Tıpkı ABD rejiminde uygulanan “yedek başkanlık” sistemi gibi, Türk siyaset sistemine ekstra teminatlar, millet adına güveni garantiler, sağlam, sağlıklı takipler ve hiçbir yolsuzluğa fırsat vermeyecek derecede sıkı denetim imkânları sunabilecekti. Nitekim (Anayasa ve 2820 Sa. Kanuna aykırı) ırkçı ve bölücü bir parti yetkilisinin alenen itiraf ettiği gibi, kendilerine ait belediyelerde her hangi bir yolsuzluk yapılmamasının tek nedeni ‘eş başkanlık’ sistemi olduğu gerçeğidir. Daha açık bir anlatımla: Bütün dünya denetim, devamlılık ve sağlıklı sürdürülebilirlik sistemlerine ağırlık verirken; Bizde tan bir gericilik, yobazlık, dikta ve cunta nedeni olan “Şeflik” sistemi kıskançlıkla korunmaktadır. Bu nedenle, eş başkanlık sistemi, kurumlar ve siyasette mutlaka uygulanması gereken, hayırlı ve yararlı bir düzenlemedir.
            ÖRGÜTLENME MODELİ HAKKINDA      
            “Siyasi partilerin ilçe teşkilatı; ilçe kongresi, ilçe başkanı, ilçe yönetim kurulu ve kurulmuş ise belde teşkilatından meydana gelir. Parti tüzüğünde ilçe disiplin kurulu teşkili de öngörülebilir. Beldelerde teşkilat kurulması zorunlu değildir.” (Madde: 3)
            Bu düzenleme, her ne kadar “ihtiyari/keyfi ve zorunluluk arz etmeyen” bir nitelikte olsa bile; Gerçekte siyasete, millet iradesinin temin, tezahür ve tecelli sahasına vurulmuş çok büyük bir darbedir. Muhtemelen bazı özel haller ile ince hesaplara dayanmakta ve birilerinin kolay örgütlenmesine ortam hazırlama imkânı sağlamaya matuf bulunmaktadır. Oysa Türkiye, Türk Milleti ve Türk Demokrasisinin gerçek ihtiyacı OCAK / BUCAK örgütlenmesidir.
            HAZİNEDEN GASP VE MİLLİ HAK İKTİSABI   
            “Bu madde uyarınca yapılacak yardımlar sadece parti ihtiyaçları veya parti çalışmalarında kullanılır. Milletvekili seçimlerinde geçerli oyların %3’ünden fazlasını alan partilere de devlet yardımı yapılır. Bu yardım en az devlet yardımı alan partinin ikinci fıkra gereğince aldığı yardım ve seçimlerde aldığı toplam geçerli oy esas alınarak kazandıkları oyla orantılı olarak yapılır. Bu fıkra uyarınca yapılacak yardım bir milyon Türk Lirasından az olamaz. Bunun için her yıl Maliye Bakanlığı bütçesine yeterli ödenek konulur.” (Madde: 4)
          Hazine yardımı, milletin rıza ve muvafakatine aykırı; cebren gasp, millet malını irtikap ve tasallut olup; İnsanlık/demokrasi/hukuk ve ahlâk dışıdır. Partilerin kitlesellik özelliği bu nedenle mümkün olamaz. Adalet, hukuk ve demokrasi gerçekleşmez. İcat edenler kahrolsun!..
ADAY KİMDİR? SEÇMEN NEDİR?
SEÇİM NE İÇİN YAPILIR?
Mustafa Nevruz SINACI
Mevcut tanımlama sisteminde adına “seçim” denilen ve fakat esasta seçimle, seçmek ya da seçilmekle hiçbir ilgisi, alâkası bulunmayan “30 Mart yerel yönetici belirleme” aksiyon, usul, eylem yahut ritüeline çok az kaldı. Günü gelince, 18 yaşından gün almış tüm vatandaşlar “seçmen” sıfatına bürünerek; Parti sahibi, sulta, cunta, vesayet, oligark, kripto veya eşkıyanın önlerine koyduğu listede yer alan seçenekler (adaylar) arasından birine oy verecekler. 
Bu eylem ve işleme yasa “vatandaşlık görevi” diyor.
Peki, öyleyse, gerçek anlam ve hakiki bağlamda vatandaş nedir?
Vatandaş: Kısaca, vatan/yurt üzerinde eşit hak sahibi sıfatıyla mevcuda paydaş olan; Adına Anayasa denilen toplumsal sözleşmede hüküm altına alınan ve evrensel hukukun temel ilkesi gereği:, Devlet idaresinde, bizzat seçeceği ve icabında azil edebileceği vekilleri yoluyla tayin, tespit ve belirleme hakkını kullanan; Böylece de, beşeriyetin ve medeni siyasetin üç ana ilkesi Cumhuriyet, Lâiklik ve Demokrasi bağlamında görev ve sorumluluğunu yerine getiren; Keza devlet cihazına karşı yükümlülüklerine sahip ve saygılı; İyi, onurlu-sorumlu, namuslu ve dürüst kişiler olup; Anayasa ve Siyasi Partiler Kanununun 11. maddesi bu tarifi amirdir.
Nasıl ki, anarşi, terör, tedhiş, rüşvet, iltimas, hırsızlık, yolsuzluk; Taammüden can, mal ve ırza tasallut; Gasp, irtikap, adi ve nitelikli dolandırıcılık, ferdi veya organize sahtecilik, suç örgütlerine iştirak, ihaleye fesat karıştırma, görevi istismar ve suiistimal, din tüccarlığı/siyaset simsarlığı, haksızlık, zulüm, işkence gibi yüz kızartıcı, utanç verici, insanlık dışı, hayvan altı, yaratıklar Avukat, Hâkim, Savcı ve idareci olamazlarsa, asla ve kesinlikle seçmen ve siyasetçi de olamazlar. Olmamaları da gerekir.
Modern sosyoloji, politika bilimi, medeni siyaset ve mülki idare ilminin gereği budur.
Ayrıca: Vatandaş, “dolaylı demokrasi” rejiminde, halk adına temsil görevini fiilen ve profesyonel olarak yürütecek vekilini bizzat kendisi seçmek zorunda ve durumundadır. Hangi derece ve düzeyde olursa olsun, başkalarının belirlediği adayın leh veya aleyhine oy verilmesi saçmalık, ahlâksızlık, nitelikli dolandırıcılık ve sahtekârlıktır. Kaldı ki, esas itibarıyla Milletin Avukatı hükmünde olan “Millet Vekili” de, aynı usul ve hükme tabii olup, asil istediği zaman vekili azletme salâhiyetine sahip bulunmadıkça vekâlet caiz değildir. Hukuki ve ahlâki olmaz.
Şu hale nazaran:
1. ADAYHalk içinde yüksek fazilet, gerçek ilim, mutlak dürüstlük, adalet ve ahlâki erdemlerle temayüz etmiş; Şerefli, soylu, prensip/ilke ve yerleşik karakter sahibi; Kendini hak yoluna ve millet hizmetine adamış.; Hırs, ihtiras, gösteriş ve alâyişten uzak kimselerden; Parti sahibi, sulta-cunta, vesayet ve dikta gibi terör-tedhiş, soygun-vurgun erbabı tarafından değil; Bizzat mahalle halkı ve yerel unsurlar tarafından, millet yöneticiliğine önerilen Hazreti İnsan.     
2SEÇİM: Mutlak surette millet adına ve milletten aldığı yetkiyi sadece millet için; Namuslu, dürüst, demokrat, onurlu, sorumlu, eşit/adil ve ilmî disiplinler dâhilinde kullanmaya ehliyetli, kadim ve liyakatli adayların:, (Daima takip, teftiş ve denetime açık olacak ve sürekli halka hesap vermeye hazır vekil taliplerinin) Bizzat vatandaş ‘seçmen’ tarafından bilumum ön hazırlık, oylama ve ilân evreleriyle ‘Yargı gözetimi ve Hâkim teminatı’ çerçevesinde, tam şeffaf, mutlak dürüst, adil ve eşit biçimde ifa ve icra edilen şerefli, soylu icraat’a seçim denir.
Bunun dışında, seçim adı altında yapılan her şey saçmalık, maskaralık, aldatma, oyun, düzen, sahtekârlık, nitelikli dolandırıcılık, suç örgütlerine katkı, amansız halk düşmanı hırsız, yolsuz ve soysuzlara yardım ve yataklıktır.               
  3. SEÇMEN: Yaşam çevresinde; Namuslu, dürüst, örnek ve önder insan gibi yüksek sıfatlarla temayüz etmiş, halk için hayırlı ve yararlı olacağına inanılan, kendisine itimat edilen kişilerden; Doğrudan halk tarafından belirlenip aday gösterilmiş Vekil adaylarına oy verecek; Bu esas ve kriterlere uymayan, “millete rağmen aday alarak dayatılmış ve/veya adaylığı satın almış fırsatçı, işbirlikçi, fesatçı, güdümlü uşak ve köpeklere” oy vermeyecek kadar akıllı kişi.      

15 Mart 2014 Cumartesi

Doç. Dr. Mehmet ÖZDEMİR (DP) “Kırım, Kaybedilmiş Türk Vatanıdır…”


Demokrat Parti (DP) Genel Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Mehmet Özdemir, Kırım olayları ile ilgili bir açıklama yaptı:
“Kırım, Kaybedilmiş Türk Vatanıdır…”
Demokrat Parti (DP)Genel Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Mehmet Özdemir, Kırım olayları ile ilgili yaptığı açıklamada, “ Kırım, kaybedilmiş Türk Vatanıdır…” dedi.
Demokrat Parti (DP)Genel Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Mehmet Özdemir, Kırım olayları ile ilgili yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Ukrayna ile Rusya arasında yaşanan gerginliğin ardından, tekrar Rus işgaline uğrayan Kırım bölgesinde, her geçen gün durum biraz daha vahimleşmektedir. Ruslar adeta Kırım’da 70 yıl önce yaşatmış oldukları trajediyi tekrarlamaktadırlar. Stalin liderliğindeki Sovyetler, 1944 yılında işgalci Nazilerle işbirliği yaptıkları gerekçesiyle 250 binden fazla Kırım Türkünü çok zalimane bir şekilde Sibirya ve Orta Asya’ya sürmüşlerdi.
Kırım binlerce senelik kadim bir Türk yurdudur.
MS 430 yılında Atila’nın amcası Aybars’tan başlayarak Hunlar, Avarlar ve diğer Türk kavimleri egemenlik kurdular. Yedinci sırada Türk Hazarlar sonra da Peçenekler Kırım’a yerleştiler. MS 1000 yılında Kamanlar ve Kıpçaklar geldiler. Cengiz Han’ın oğlu Cuci Altınordu Devleti’nin bir vilayeti olarak Kırım’ı ele geçirdi. Cengiz Han sülalesinden Hacı Giray 1430’da Kırım Hanlığını kurdu. Kırım Hanlığı’na Katerina tarafından çeşitli hilelerle 1783 yılında son verildi. Rus soylularına verilmek üzere, en iyi topraklarına el konuldu. Yüzyılı aşkın bir süre çok sayıda Kırım Türkü ağır koşullar altında kırıldı. Pek çoğu da Türkiye’ye göç etmek zorunda kaldı.
Kırım Türkü bugün yine bir felaketle karı karşıyadır. Günümüzde 250 bin Tatar Türkünün yaşadığı özerk Kırım Cumhuriyeti Rusya tarafından işgal edilmektedir.
Ukrayna ile birlikte Kırım, Rusya için vazgeçilmez öneme sahiptir. Stratejik olarak Kırım, Rusların Karadeniz’e, dolayısıyla Akdeniz’e ve sıcak denizlere açılan kapısıdır. Buradaki Sivastopol Limanı’nda Rusya’nın Karadeniz donanması bulunmaktadır.
“Kırımda kan dökülmesi an meselesidir.”
Kırımdaki Türk varlığı için yapmamız gerekenleri cesaretle yerine getirmeliyiz. Daha önceki hükümetler zamanında “Kültürel azınlığın himayesi” bağlamında kazanılmış haklarımız vardır.
Maalesef bu iktidar için Türklerin fazla bir önemi yoktur. Türk yurtları bazen yalnızca İslamiyet açısından akıllarına gelmektedir. Bir mesela Kırgızistan’ın değeri ancak Somali kadardır. Gazze Müslümanları için kıyameti koparanların, Sincan Türk Müslümanları için parmaklarını oynatmak akıllarına gelmemektedir. Kerkük adeta kaderine terk edilmiştir.
Kırım’daki Türk varlığı için yapmamız gerekenleri cesaretle yerine getirmeliyiz.
Türkiye için Filistin değil, kırım ve bütün Türk yurtları önemlidir. Türkiye Kırım’ın güvencesini ve soydaşlarımızın çıkarını bütün gücüyle savunmalıdır. Bu hem insan olarak ahlaki ve hem de stratejik ve tarihi bir gerekliliktir.
Türkiye Demokrat Parti gibi, geçmişiyle “Türk varlığını bilen, tanıyan; Türk kültürü ile yoğrulmuş kadroları iktidar yapmalıdır. O zaman Türkiye de Dünya Türklüğü de huzur bulacaktır.” (Ankara, DP Basın Merkezi-13 Mart 2014, Perşembe)
                                                                                                                                        Kaynak ( DP )

17 Şubat 2014 Pazartesi

Açılım Baskısı, İleri Demokrasi Kâbusu ve Milli Şuur Çağrısı...

AÇILIM BASKISI, İLERİ DEMOKRASİ KÂBUSU VE MİLLİ ŞUUR ÇAĞRISI
Mustafa Nevruz SINACI
            İleri demokrasi, kardeşlik-barış ve demokratikleşme süreci gibi, dayatmalarla oynanan menfur oyun, devletimiz ve milletimizin doğal stabilizatörlerini (dengelerini) bozmuş, siyasal, ekonomik, sosyal ve kültürel hayatı paralize ederek felce uğratmıştır. Bu akıl tutulması, cebir, dayatma ve psikolojik savaşın yol açtığı şaşkınlık, sarhoşluk, kibir, kinaye ve başıbozukluktan yararlanılarak; 30 yıl boyunca huzur, güven, kısmi refah, özgürlük ve barış içinde hür yaşayan KKTC’ni yok etmek pahasına bir çılgınlığın malûlü olunmuştur.  
Türkiye Cumhuriyeti’nin bekası, güvenlik, refah ve huzuru bakımından hayati öneme haiz “Milli Dava Kıbrıs”ı da kapsayacak biçimde etki alanı genişleyen senaryo kurgularının aslı, esası, hedef, amaç ve mahiyeti; 17 Aralık operasyonuyla birlikte deşifre oldu ortaya çıktı.
            Menfur maksadın boyutları açıklandı, bütün veçheleri ile kötü niyet anlaşıldı.
Muhalefetin inadına körlüğü, kronik sersemliği ve gaflet uykusunun düşmana verdiği öz güven ile sonsuz avantajlar sayesinde vahamet bütün boyutlarıyla görüldü. Ekranda iktidar biçiminde göründüğü halde, gerçekte “Adalet, Fazilet, Eşitlik, Hakkaniyet ve Hukuk” (hüküm ve hikmet) cihetiyle hiçbir karar ve icraata muktedir olamayan hükümet, kör ihanetin pervasız akıntısına kapılmış, büyük bir felâkete doğru bilinçsizce sürüklenip gitmektedir.    
Buna “dur” demek, başta ana muhalefet partisi olmak üzere; Mason, meczup, mecnun, kumarbaz, dönme-devşirme, etki ajanı, kripto ve fahişeler tarafından son 50 yıl içinde sinsice Meclise sokulmuş bulunan “Truva Atları”nın temizlenmesi.; Hali hazır, resmen kurulu bütün partilere aittir. Aksi takdirde, kamu vicdanında “tam sorumsuzluk, gaflet, dalâlet ve hıyanetle” mahkûm bu teşekkülleri millet asla affetmeyecektir!..      
            İŞTE OYNANAN OYUN,
MENFUR EMELLER VE ACI GERÇEKLER
            Evveli herkesçe malûm olmakla birlikte; Asıl felâket 30 Eylül 2013 günü açıklanan sözde demokratikleşme; Özde demokrasi, insan hakları, eşitlik, adalet ve hukukun üstünlüğü ile rejimin deformasyonu; Siyasal, sosyal, toplumsal, fiziki / fiili ve ilmi “kuvvetler ayrılığı” prensibinin anlamsızlaştırılarak “güç’ün tekelleştirilmesi operasyonu” ile ivme kazandı.
            “Anayasa Uzlaşma (yeni anayasa imal ve inşa) Komisyonu” akamete uğrayınca zuhur eden panik; “Hak yolunda ve millet hizmetinde muktedir olamayan iktidarı” adalet ve hukuk dışı arayışlara itti. Ne için?.. Kurucu Unsurun tesis-temin ettiği; 11 Kasım 1938 karşı devrimi ile ihanet sürecine giren Cumhuriyet Halk Partisinin yozlaştırdığı (malum ve menfur istibdat döneminde anlamsızlaşan, saptırılan, istismar ve suiistimal edilen) rejimi.; 07 Ocak 1946’dan başlayıp 27 Mayıs 1960’a kadar özenle imar, inşa ve ihya edilip orijinal haline dönüştürülen eseri imha, bölünmez bütünlüğü parçalama, ittihat ve tevhit-i ilga için!..
Aslında 11 yıldır yapılmak istenende bu idi! Şimdi bütün yönleriyle ortaya çıktı.
Ciddi bir araştırma yapılırsa, “milli görüş” denilen şeytani ütopyanın da malum icraat, ifşaat, ifrat, tefrit, tecrit, ayırma-kayırma, bölme, parçalama, Türk düşmanları, Ebu Cehil’ler, Hiram’lar, Abdullah Bin Sebe’ler ile iştirak ve işbirliği muhtevalı olduğu açıkça görülecektir.        
Kinayeten adına kardeşlik ve barış denilen; Vatana, insana ve İslâm’a ihanet yolunda, amaca ulaşmak için, her şeyin mubah sayıldığı; Yalan-talan, hırsız-yolsuz, anarşi, terör-tedhiş yoldaşlığının icabı ifa edilen, “açılım”ların yüz karası, içler acısı ve utanç verici haline bakın:         
            DEMOKRATİKLEŞME PAKETİ’NDEN!...
            “Sizleri en kalbi muhabbetlerimle selamlıyor; birazdan Türkiye’ye ve dünyaya ilan edeceğimiz demokratikleşme paketinin, ülke, millet, bölge; ekonomi ve demokrasimiz; en önemlisi de birlik ve kardeşliğimiz için hayırlara vesile olmasını Allah’tan niyaz ediyorum.”
            “Özellikle, 3 Kasım 2002 seçimleriyle oluşan, 11 yıldır aynı istikamet doğrultusunda fedakârca görev yapan, milli iradeyi en güçlü şekilde savunup, milletin talepleri yönünde çalışan Meclis’imize, değerli milletvekillerimize huzurlarınızda teşekkür ediyorum”
            “İç barışımızı güçlendirecek, toplumsal birlik ve bütünlüğümüzü, geliştirecek, huzurumuzu tahkim edecek her adım, milletimizin en büyük temennisidir. Bu paketle, Türkiye’nin istiklâlini güçlendiriyor, özgürlük alanını genişletiyor, ufkunu daha da açıyor ve umudunu çoğaltıyoruz. En önemlisi de, şehitlerimizin uğruna can verdikleri milletimizin, birliğini, kardeşliğini, dayanışmasını daha da pekiştiriyoruz. Böylece vasiyetlerini yerine getirdiğimiz tüm şehitlerimizi, bu anlamlı günde bir kez daha rahmetle, minnetle yâd ediyor; Allah Onlardan razı olsun, mekânları inşallah Cennet olsun diye dua ediyoruz”,
“1950’de başlayan demokratikleşme tarihimiz..”
OYSA!.. ALDATAN PUT
- Millete muhabbet merhamet, adalet, eşitlik, hukuk, saydamlık ve dürüstlükle olur;
- Söz’de Demokratikleşme paketi, öz’de bölücü, ayrımcı, adaletsiz ve despotiktir;
- 11 yıldır atanan parlamenterler millet iradesini değil; Gayri milli AB+ABD, BOP ve BİP dayatması, BOP Eş başkanlığı emirlerini uygulamış; Vatan topraklarını düşmana satmış, Milli değer, toplumsal konsensüs, birlik-beraberlik, adalet-hak, eşitlik ve hukuk namına her ne varsa, binlerce yılın birikimi milli değerlerin deformasyonu için şuursuzca el kaldırmışlardır.
- Böylece iç barış berhava edilmiş, 0 sorun politikası ile dış barış da çökertilmiştir;
- Türkiye Cumhuriyeti’nin istiklâli güçlendirilmek yerine zayıflatılmış; Kötülerin, adi hırsız, yolsuz, soysuz, katil, anarşist, terörist, bölücü, barış, ahlâk, namus-şeref, dil-din, devlet ve hukuk düşmanlarının özgürlük alanı genişletilirken; Namuslu-dürüst, onurlu-soylu, yüksek karakter sahibi sorumlu iyi insan ve iyi vatandaşlarımızın.; Yegâne hak sahibi oldukları halde, özgürlük alanları bütünüyle kısıtlanmış ve pervasızca daraltılmıştır.        
- Şehitlerimiz alçakça rencide edilmekte, hain leşlerine bile şehit denilebilmektedir;
- “1950’de başlayan demokratikleşme tarihimiz..” Cümlesi doğrudur.
Ancak, 1950’de başlayan, aleni yalan-sinsi talan, soygun-vurgun ve aldatmaca furyası değil; Bil âkis; Milli kalkınma, Milli-Manevi, ilmi ve kültürel değerleri ihya; Dikta, vesayet, halka ihanet ve despotizmi ilga; Cumhuriyeti demokrasi ile ihlâsla bütünleştirip, milli birlik ve beraberliği tahkim; Halk için/halkla beraber, el ele ve gönül gönül’e, milletle beraber vaki bir kalkınma, gelişme ve çağdaş medeniyet düzeyini yakalama-aşma hareketidir..
Milleti bölme, devleti parçalama, halkı sefalete mahkûm etme, milli kültür ve manevi değerleri yozlaştırıp, Türk Milletini kimliksizleştirmeye, yozlaştırmaya çalışarak; Ahlâksızlık, namussuzluk, anarşi, terör-tedhiş, yalan ve talanı teşvikle vatan topraklarını düşmana peşkeş kalkışması değildir!..   
SİYASETTE FAZİLET DÜŞMANLIĞI
Pakette bahse konu, sözde siyasetin demokratikleştirilmesi (!?) öngörüsü:
            “Siyasi Partiler Kanunu’nun 11’inci maddesinde yapacağımız değişiklikle, partilere üye olmayı daraltan, kısıtlayan bazı engelleri ortadan kaldırıyor, Seçim Kanunu hükümlerine göre, oy verme hakkına sahip olan herkesin, partilere de üye olabilmesinin önünü açıyoruz. Bu amaçla, 11’inci Maddenin B bendindeki 6 kısıtlayıcı engeli ortadan kaldırıyor, yine Siyasi Partiler Kanunu’nda yapacağımız değişiklikle, farklı dil ve lehçelerde propaganda imkânını getiriyoruz. 298 Sayılı Kanunu’nun ilgili maddesini değiştirerek, parti ve adaylar tarafından yapılacak propagandalarda, Türkçenin yanında farklı dil ve lehçelerin de kullanılabilmesini mümkün hale getiriyoruz. Aynı şekilde, ön seçimlerde farklı dil ve lehçelerde propaganda imkânını getiriyoruz. SP Kanunu’nun 43’üncü Maddesindeki kısıtlayıcı hükmü kaldırıyor, ön seçimlerde de Türkçeden başka dil ve lehçeyle propaganda imkânını partilere sağlıyoruz…”
            17 ARALIK OPERASYONU VE GERÇEKLER
            Öncelikle yukarda sözü edilen: “Muhabbet, demokratikleşme, birlik ve kardeşlik.; Fedakârca görev yapan, milli iradeyi en güçlü şekilde savunup, milletin talepleri yönünde çalışan Meclis; İç barışımızı güçlendirecek, toplumsal birlik ve bütünlüğümüzü, geliştirecek, huzurumuzu tahkim edecek her adım.; Bu demokratikleşme paketiyle, Türkiye’nin istiklalini güçlendiriyor, özgürlük alanını daha da genişletiyor, ufkunu daha da açıyor ve umudunu daha da çoğaltıyoruz. En önemlisi de, bu paketle, şehitlerimizin uğruna can verdikleri milletimizin, birlik, kardeşlik ve dayanışmasını pekiştiriyoruz; 1950’de başlayan demokratikleşme tarihi!.” Gibi lâflar, bütünüyle iyi niyet ve devletin temel öğesi olan “İyi İnsan ve İyi Vatandaş” ilkesi, “halka hizmet Hak’a hizmet” fenomeni ve TBMM’nin varlık nedeni “Egemenlik, kayıtsız ve şartsız Türk Milletine aittir” düsturuna aykırıdır.
            17 Aralık’tan bu güne açıkça görülmüş, anlaşılmıştır ki; Pakette yer alan bu ve benzeri sözler kesinlikle samimi değil, sadece bir oyalama, göz boyama, hile ve aldatmacadır. Çünkü aynı paketin sonlarında yer alan: “SP Kanunu’nun 11’inci maddesinde yapılacak değişiklikle, partilere üye olmayı daraltan, kısıtlayan engeller ortadan kaldırılacak; Seçim Kanununa göre, oy verme hakkına sahip olan herkesin, partilere de üye olabilmesinin önü açılacaktır…”
            Siyasi Partiler Kanunu’ndan “adalet, fazilet, insanlık ve hukuk” atılmak isteniyor.
            “SPK 2. Bölüm: Siyasi Partilere Üye Olma:
MADDE 11 - (Değişik 1. fıkra: 4445 - 12.8.1999) On sekiz yaşını dolduran, medeni ve siyasi hakları kullanma ehliyetine sahip bulunan her Türk vatandaşı bir siyasi partiye üye olabilir. Ancak; (a) Hâkimler ve Savcılar, Sayıştay dâhil yüksek yargı organları mensupları, kamu kurum ve kuruluşlarının memur statüsündeki görevlileri, yaptıkları hizmet bakımından işçi niteliği taşımayan diğer kamu görevlileri, Silahlı Kuvvetler mensupları ile yükseköğretim öncesi öğrencileri siyasi partilere üye olamazlar.
b) (Paket Gereği Kanundan Çıkartılacak Hükümler)
1 - Kamu hizmetlerinden yasaklılar,
2 - Zimmet, ihtilâs, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı suçlar ile istimal ve istihlâk kaçakçılığı dışında kalan kaçakçılık suçları, resmi ihale ve alım satımlara fesat karıştırma veya devlet sırlarını açığa vurma suçlarından biriyle mahkûm olanlar,
2. Basit ve nitelikli zimmet, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı suçlar ile istimal ve istihlak kaçakçılığı dışında kalan kaçakçılık suçları, resmi ihale ve alım satımlara fesat karıştırma veya devlet sırlarını açığa vurma suçlarından biriyle mahkum olanlar,
3 - Herhangi bir suçtan dolayı ağır hapis veya taksirli suçlar hariç üç yıl veya daha fazla hapis cezasına mahkûm olanlar, 3. Taksirli suçlar hariç beş yıl ağır hapis veya beş yıl ve daha fazla hapis cezasına mahkûm olanlar,
4 - Türk Ceza Kanununun ikinci Kitabının birinci babında yazılı suçlardan veya bu suçların işlenmesini alenî olarak tahrik etme suçundan mahkûm olanlar,
5 - Türk Ceza Kanununun 312. maddesinin ikinci fıkrasında yazılı halkı sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etme suçlarından mahkûm olanlar, 5. Terör eyleminden mahkûm olanlar, 
6 - Siyasi partilere üye olamazlar ve üye kaydedilemezler. Yükseköğretim elemanları, yasaklamanın dışındadır. Bunlar hakkında Yükseköğretim Kanunu uygulanır.
ÜYELİĞE KABUL ŞARTLARI
MADDE 12 - Siyasî parti üyesi olmaya kanuna göre engel hali bulunmayanların üyeliğe kabul şartları parti tüzüklerinde gösterilir. Tüzükte üyelik için başvuranlar arasında dil, ırk, cinsiyet, din, mezhep, aile, zümre, sınıf ve meslek farkı gözeten hükümler bulunamaz.
Siyasî partiler üye olma istemlerini sebep göstermeksizin de reddedebilirler. Ancak, üyeliğe kaydını isteyenin istemini reddeden teşkilatın bir üste kademesine, parti tüzüğünde gösterilen şekilde itiraz hakkı vardır. İtiraz üzerine verilen karar kesindir.
ÖNSEÇİMDE PROPAGANDA İLE İLGİLİ HÜKÜMLER
MADDE 43 - Aday yoklamalarına katılan aday adayları için propaganda yapmak amacı ile açık hava toplantıları, örf ve âdete göre sohbet toplantısı sayılanlar hariç olmak üzere kapalı salon toplantıları tertiplenemez, duvar ilânı, el ilânı ve her nevi matbua, ses ve görüntü bantlarıyla propaganda yapılamaz. Bu tür toplantılarda başka aday adaylarına karşı kötüleyici beyanlarda bulunulması yasaktır. Siyasî partiler, tüzüklerinde gösterilmek kaydıyla aday adayları için bunların vereceği bilgileri de esas alarak aday adaylarının meslek veya sanat hayatlarındaki derece, başarı ve eserlerini, memlekete yaptığı hizmetleri gösterir, vesikalık fotoğraflarını taşıyan matbualar bastırıp dağıtabilir. Aday adaylarının soyadı alfabe sırasına göre düzenlenecek benzer bilgileri içeren matbualar sandık başlarına asılabilir.
Aday adayları, mensup oldukları partinin programı, büyük kongresinin ve yetkili merkez organlarının kararları ile partinin seçim bildirisi dışında, milli mahalli yahut mesleki çapta herhangi bir vaatte bulunamazlar ve Türkçe'den başka dil ve yazı kullanamazlar.
Aday adayları, önseçimlerde oy kullanacak partili üyelere veya yakınlarına maddi çıkar sağlama amacı güdemezler; önseçimlerde oy kullanacakları etkilemek maksadıyla meşru ve hukuka uygun olmayan davranışlarda bulunamazlar…”
Tasarlanan bu değişiklikler hayata geçtiğinde:
1. Hiç af çıkartmadıkları yalanına rağmen, esasa müteallik yasa “paket ve torba” biçim düzenlemelerle “denetimli serbestlik”, “tutuksuz yargılama” ve sair nam ve kapsamlar altında hapisten çıkan 117 bin civarında suçlu,
2. Yukarda arz ve ifade edilen 2820     Sayılı Siyasi Partiler Kanunu 11/b fıkrasının iptali ile yüz binlerce insanlık düşmanı, alçak, namussuz, şerefsiz-soysuz, karaktersiz mahlûk, hırsız -yolsuz, anarşist, terörist, katil, ırz düşmanı, bebek katili cani ve hain serbestçe siyasi partilere üye olabilecek.; Canları isterse parti kurabilecek ve her düzeyde seçme-seçilme hakkına sahip hale gelecek, getirilecek;
3. Azat edilme altyapısı ilmek-ilmek dokunan bebek katili, düzenlemeyi müteakip bir şekilde tahliye edilecek; Serbest kaldığında dilediği partiye üye olabilecek, başkan seçilecek ve seçilmesi halinde bakan ve baş bakan bile olabilecektir!..     
4. Siyaset iyice “iyi insan, iyi, onurlu, sorumlu, namuslu ve dürüst vatandaşların hakkı, işi ve görevi” olmaktan çıkacak; Bütünüyle pislik, hırsız-yolsuz, despot, demokrasi, adalet ve hukuk düşmanı, yalancı-talancı, soyguncu-vurguncu lânetli domuzlarının eline kalacak;
            KİRLİ ELLER VE MENFUR EMELLER
           
Bu değişiklik istemi ile öteden beri plânlanan ve kerameti kendinden menkul torba ve paketlerle Meclise dikte edilen müstakbel hedef belli olmuştur. Bu menfur süreçle başta bebek katili olmak üzere, bilumum hırsız, yolsuz, soysuz, katil, hain, terör-tedhiş unsuru hain, cani ve bölücü unsurlar meclise taşınmak istenmektedir. Bizim gaflet, dalâlet ve hıyanet ile malûl muhalefet, ya hâlâ, bu vahim ihanete uyanamamış, ya da işin kârlı “işbirlikçiliğine” yatmış olsa gerektir!...
            ŞURASI BİLİNMELİDİR Kİ!..
            Yıllar boyunca insan hakları, adalet, hukuk ve DEMOKRASİ diye haykıran, daha da doğrusu, tam bir mürailik, iki yüzlülük ve çifte standart kurgusuyla inleyen “dâhili ve harici bedhahlar”.; ABD + BOP + BİP ve AB hapları ile uyutulup gaflet tuzağına düşürülen, harici dayatma darbeleriyle narkozladıkları Türk Milleti’nin hıyanet ve dalâlet uykusundan dehşetle uyandığını yakında görecek ve “malum, melhus ve menfur tahrikleri ile” tüm vatandaşların “oynanan oyuna” uyanmasına vesile olacaklardır.. 
            NETİCE OLARAK:
            Haydi; İyi, namuslu, dürüst, demokrat, onurlu ve sorumlu İnsan’lar kazansın.
            Din tüccarı, misyon taciri kötüler kahrolsun, adaletsiz ve ahlâksızlar mahvolsun, tövbekâr olmayan, ıslah-ı nefs etmeyen, milletle hesaplaşmayan, insanlarla hellâlaşmayan, müzmin suçlular cemiyetten dışlansın!..
            Sonuçta: TC yurttaşları, ya Milli Birlik, Milli Devlet, Ayrılmaz-bölünmez bütünlük; Tek Dil, tek Bayrak, tek Millet, tek Başkent, tek Vatan emel ve idealine saygı duysunlar;
Ya da, canlarının istediği yere, defolup gitsinler!..

YANİ; Ya saygı duyun, sahiplenin; Ya da terk edin... (17.02.2014)

30 Aralık 2013 Pazartesi

Ayşegül Akbay Yarpuzlu, Devlet Başkanı Adayı

Ayşegül Akbay Yarpuzlu, 
Devlet Başkanı Adayı
Liberal Devlet Başkanı adayı,  Prof. Dr. Ayşegül Akbay Yarpuzlu, adaylığına dair;     
‘2005'den bu yana liberal felsefeyle aktif siyasetteyim. Ancak Türk siyasetinde Troika'lı yıllarda liberallerin siyasetten çeşitli söylenti ve ayak oyunlarıyla silinmesinden sonra, liberal siyasi felsefe, muhafazakar sağ ve hatta ulusalcı sol tarafından marjinal bir gurup gibi gösterilmeye çalışılmaktadır. Esasen, liberalliğin ilk şartı, bireyciliği anlamaktan geçer. Liberal siyasetin devletten hiç bir desteği yoktur. Siyaset yapanların her biriyse, propaganda ve tanıtım çalışmalarını tümüyle kendi akıl ve maddi güçleriyle bireysel olarak yüklenmektedirler. Bu bağlamda, liberal felsefede 20 yıldır yerini koruyan, tam başkanlık sistemine geçiş teması, çoğuna göre simgesel bir yorumdur. Bu sebeple, kimseden destek görmeden, 3 ay önce, Devlet Başkanlığı sistemine geçiş olması halinde, Cumhurbaşkanlığı'na değil, Devlet Başkanlığı'na aday olacağımı basına açıkladım. Önümüzdeki yıl bir seçim var. Bu arada, Anayasa değişiklik çalışmaları aksaklıklarla sürüyordu. Anayasa uzlaşma komisyonu paketinden Devlet Başkanlığı, ya da Cumhurbaşkanı seçim yöntemleriyle ilgili bir metin çıkmadı. Büyük ihtimalle, gelecek seçimlerde TC. Cumhurbaşkanı'nı yine meclis seçecek. Oysa olması gereken, Başkan'ın milletin oyuyla seçilebilmesiydi. Ve tabii, tüm diğer kurumlarıyla tam Başkanlık sistemi !  Bu değişikliğin alt yapısını hazırlamaya meclisin ve mevcut siyasi yapılanmanın heves ve zamanı kalmamıştır. Öte yandan AKP içinde, bu partinin devamlılığı kaygısıyla çeşitli alternatif isimler nabız yoklamak maksadıyla gündeme düşmeye başlamışlardır. Mevcut seçim sisteminde, resmen Cumhurbaşkanlığına aday olabilmek için, meclis içinden en az 20 parlamenterin destek imzasına ihtiyaç bulunmaktadır. Ben gerek iktidar, gerekse muhalefet partilerinin siyasi çizgi ve önermelerini benimsemiyorum, desteklemiyorum. Bu sebeple, farklı ideolojilerin temsilcilerinden destek turuna çıkmak gibi bir niyetim henüz şekillenmedi. Kaldı ki, mevcut siyasi grup ve blokların, liberal felsefeyi anlamaktan çok üzak ve sürü mentalitesiyle, kendi aralarından uzlaşarak belirleyecekleri kendi partilerinin adayına destek verecekleri daha kuvvetli bir ihtimaldir. Bu durumda, şimdilik, sadece zayıf da olsa, görünürlüğümü artırma çabasındayım. Milletinse, oyunu çoğu zaman adayının siyasi felsefesine vermediği, ve kamuoyunda yer alan tartışmalara içgüdüsel tepkilerle karar verdiği gerçeği çok acıdır. Bu durumda, yılmadan, 80'lerde muhafazakar kalıplar içinde gerçek içeriği anlaşılamamış olan liberal demokrat felsefeyi millete ve halka anlatabilmek ve yaşam tarzına dönüşmesine katkıda bulunabilmek, Türkiye'yi ileri götüreceğine inandığım yöntemdir. Girişimimi bu çerçevede yorumlayabilirsiniz.’ dedi.
Yarpuzlu; Başkanlık Programının temel esaslarını oluşturmasını planladığı Liberter Deklarasyonunu ise şöyle özetledi;
Ayşegül Akbay; ‘Liberter Deklarasyon’;
Bir ‘LİBERTER’ olarak, ‘özgür bir dünya’ arayışımda , tüm bireylerin kendi yaşamları üzerinde egemen olduğu ve hiç kimsenin, başkalarının yararına, kendi değerlerini feda etmek zorunda olmayacağı bir dünyada yaşamak istiyorum .
Düşünüyorum ki; özgür ve müreffeh bir dünya için ön koşul, bireysel haklara saygı, cebren ve hile ile insan ilişkilerindeki sürgünlerin yerine sadece özgürlük ile barış ve refahın fark edilebilir olması gereğidir.
Sonuç olarak, her kişinin, huzurlu ve dürüst herhangi bir faaliyete girişme hakkını savunmaya, ve özgürlüğün getirdiği çeşitliliğe hoş geldiniz. İnşa etmeye çalıştığım ideal, dünyadaki bireylerin, hükümetten müdahale veya herhangi bir otoriter güç olmadan , kendi yollarını, kendi hayallerini takip edebilme hak ve özgürlüğüdür.
İlerleyen sayfalarda benimsediğim temel ilkelerle belirlenen çeşitli politika prensiplerimi bulacaksınız;
Bu öznel politik fikirler aslında bir hedef değildir. Amacım ne fazla ne de eksik bir dünyada serbestliği standart ve amaç edinmektir.
İLKELERİMİN BEYANI
Özgürlükçülüğü prensip edinmiş bir birey olarak, her şeye gücü yeten devlet kültürüne meydan okuyorum ve bireyin haklarını savunuyorum .
Prensipte, tüm bireylerin kendi yaşamları üzerinde tek hakimiyet ve egzersiz hakkına sahip olduklarını düşünüyorum, ve bu kadar uzun çaba ve zorluklarla seçtikleri ne olursa olsun bir şekilde yaşamak için yine de hiç kimsenin başkalarının eşit haklarına müdahale hakkı da yoktur. Başkalarının tercihleri ne olursa olsun bir şekilde yaşama hakkına sahip oldukları en önemli gerçektir.
Bireycilik prensibinin zıddına; tarih boyunca devletler ve hükümetler, düzenli olarak bireylerin yaşam emeklerinin meyvelerini ellerinden kapma hakkına sahip olduğu varsayım ve ilkesiyle faaliyet göstermişlerdir. Hatta gerek Osmanlı gerekse Türkiye Cumhuriyeti içinde, devlet için kendi varlıklarını hibe edecek bireylerin yaşamlarını düzenleyen ve hatta kimilerinin rızası bile olmadan emeklerinin meyvelerini devletleştirme yasasını desteklemiş olan, cumhuriyetin siyasi partilerinin neredeyse tümüdür. Yazık!

Biz; liberterler ise, tam tersine, herhangi bir devlet ya da hükümetin bireysel özgürlükleri çiğnemeye hakkı olmadığının bilinciyle; birey haklarını inkar ve ihlal edenlere şu noktalarda dur demeliyiz, (1) yaşam hakkı - yasakçı zihniyetlerin baskıcı destek arayışları, başkalarına karşı fiziksel güç kullanmaya başladığında, (2) konuşma ve eylem özgürlüğü hakkı - kısacası, hükümet tarafından konuşma ve basın özgürlüğü, herhangi bir biçimde sansüre konu olduğunda, (3) mülkiyet hakkı- buna göre, özel mülkiyetlere el koyma, kamulaştırma ve kamulaştırma benzeri tüm devlet müdahalelerinde karşılaşılan, devlet eliyle soygun, izinsiz işgal, dolandırıcılık ve yanlış ve haksız temsil uygulamalarında.
Hükumetler bireysel haklarını ihlal etmeye kalkıştığında, biz bireyler aramızdaki gönüllü ve akdi ilişkiler alanlarında, devlet tarafından uygulanacak tüm müdahalelere, girişim özgürlüğümüz adına, karşı çıkalım. İnsanlar başkalarının yararına, kendi can ve mallarını feda etmek zorunda olmamalıdırlar. Serbest ticaret (piyasa) ile uğraşanlar, zaten hükumet tarafından ücretsiz bırakıldığında, kendiliğinden gelişen ekonomik sistem (serbest pazar), bireysel hakların korunması ile uyumlu tek çözümdür.ve basın özgürlüğü, herhangi bir biçimde sansür girişimlerine konu olduğunda (3 ) mülkiyet hakkı - buna göre özel mülkiyetlere el koyma, kamulaştırma ve kamulaştırma benzeri tüm devlet müdahalelerinde karşılaşılan devlet eliyle soygun, izinsiz işgal, dolandırıcılık ve yanlış ve haksız temsil uygulamalarında.ve basın özgürlüğü, herhangi bir biçimde sansür girişimlerine konu olduğunda (3 ) mülkiyet hakkı - buna göre özel mülkiyetlere el koyma, kamulaştırma ve kamulaştırma benzeri tüm devlet müdahalelerinde karşılaşılan devlet eliyle soygun, izinsiz işgal, dolandırıcılık ve yanlış ve haksız temsil uygulamalarında.ve basın özgürlüğü, herhangi bir biçimde sansür girişimlerine konu olduğunda (3 ) mülkiyet hakkı - buna göre özel mülkiyetlere el koyma, kamulaştırma ve kamulaştırma benzeri tüm devlet müdahalelerinde karşılaşılan devlet eliyle soygun, izinsiz işgal, dolandırıcılık ve yanlış ve haksız temsil uygulamalarında. ve basın özgürlüğü, herhangi bir biçimde sansür girişimlerine konu olduğunda (3 ) mülkiyet hakkı - buna göre özel mülkiyetlere el koyma, kamulaştırma ve kamulaştırma benzeri tüm devlet müdahalelerinde karşılaşılan devlet eliyle soygun, izinsiz işgal, dolandırıcılık ve yanlış ve haksız temsil uygulamalarında.
1.0 Bireysel Özgürlük
Bireylerin kendileri için yapacakları seçimler ve yaptıkları seçimler sonuçlarının sorumluluğunu kabul, kendi öz tercihleri olmalıdır . Hiçbir birey, grup, ya da hükümet başka bir birey, grup veya hükümete karşı zorlama, baskı ve kuvvete başvurmamalıdır. Hayatta yapılan seçimler için bir bireyin hakkının diğerleri tarafından onaylaması veya seçeneğin reddi de başlı başına bir seçimdir .
1.1 İfade ve İletişim
İfade özgürlüğü tam anlamıyla desteklenirken, hükümet tarafından uygulanacak sansür , sınırlama ve düzenlemeler, iletişim, medya ve bilgi teknolojilerinin kontrolüne karşı durulmalıdır . Özgürlük adına, başkalarının haklarını ihlal eden ya da yok sayan herhangi tipten inançlar ve din üzerinden yürütülen baskı faaliyetlerinden de kaçınmak gerektiğini düşünüyorum. Din adına yardım veya herhangi dini saldırıların hükümet eylemine dönüştüğü durumlara da karşı durulmalıdır.
1.2 Kişisel Gizlilik
Özgürlükçüler kişilerin konut ve özel hayatın gizliliği haklarına dair anayasa belirtmelerini desteklerler. Haksız arama ve el koymalara karşı durulurken, e-posta, tıbbi, ve kütüphane kayıtlarının gizliliği gibi üçüncü şahıslar tarafından tutulan kayıtların gizliliğine önem verilir. Başkalarının haklarını ihlal, sadece eylemlerin doğrudan suçlularının kişisel sorumluluğudur. Ayrıca, tıbbi veya zevk amaçlı ilaç kullanımı gibi mağduru olmayan "suç " larda, tüm suçlayıcı ve baskıcı yasaların yürürlükten kaldırılması lehine tavır sahibidirler.
1.3 Kişisel İlişkiler
Cinsel yönelim , tercih , cinsiyet ya da cinsel kimlik sınırlaması olmayan güncel evlilikler , velayet, evlat edinme , göç ya da askerlik yasaları kapsamında, bireylerin kararları üzerinde , hükümetin herhangi bir etkisi olmaması gerekir . Hükümet kişisel ilişkileri tanımlamak, belgelendirmek veya kısıtlamak yetkisine sahip değildir . Rıza sahibi yetişkinlerin kendi cinsel uygulamaları ve kişisel ilişkileri konusundaki seçim özgürlüğüne etki edilmemelidir .
1.4 Kürtaj
Kürtaj kabulü hassas bir konudur ve insanların her taraftan iyi niyetli görüşlere sahip olabilmesine bağlıdır. İşe hükümet karıştığında, vicdani göz için her kişinin bireysel soru ve karar hakkı, meselenin dışına itildiğinden kürtaj konusundaki hükümet müdahalelerinin sınırlı tutulması gerektiğine inanıyorum.
1.5 Suç ve Adalet
Hükümet; yaşam , özgürlük ve mülkiyet dahil olmak üzere her bireyin haklarını korumak için vardır . Ceza yasaları, güç veya dolandırıcılık, ya da kasıtlı eylemler yoluyla başkalarının haklarının ihlali ile sınırlıdır. Gerektiğinde zarar tazmini, önemli risklerin istemsiz ihlallerinin çözümüdür. Bireyler gönüllü olarak kendilerine ait zarar tazmin riski üstlenme hakkını saklı tutarlar. Suç veya ihmal halinde zararın, zorunluluk pahasına mümkün olan en geniş ölçüde kurbana iadesi desteklenir. Ancak, cezai sanık haklarının anayasal güvencelerin azaltılması karşısında, süreç, hızlı bir sorgu, hukuk danışmanı hakkı, hızlı yargılanma ve masumiyet karinesi yasal hakları, kanıtlanmış suçlu kadar , mağdur tarafından da inkar edilmemelidir . Gerçekleri daha tarafsız yargılamak için tek hakim yerine, jürinin kararının, hukukun adalet iddialarının en gerçek yansıması olacağı kanaatindeyim .
1.6 Öz Savunma
Meşru müdaafa, - yaşam , özgürlük , ve haklı olarak edinilmiş mallara karşı - saldırganlığa karşı, bireysel hakların korunması için en önemli hak ve mekanizmadır . Bu hak, herhangi bir birey ya da grup tarafından desteklendiğinde de kabul edebilir. Meşru müdaafa hakkına bağlı silah taşıma adına tanınan bireysel hakların teyidi, kendini savunma hakkı için silah kullanmış kişilerin yargılanmasında göz önünde bulundurulmalıdır. Hükümet gerekli silah kayıtlarını tutmada yasal düzenlemeleri aşırıya vardırdığında, mülkiyet ve üretim haklarını savunma özgürlüğünün caydırıcılığına kısıtlama getirmiş olur.
2.0 Ekonomik Özgürlük
Liberterler, toplumun tüm üyelerinin ekonomik başarıya ulaşmaları için bol bol fırsatlar isterler. Bir serbest ve rekabetçi piyasa, kaynakları en verimli işlere ayırır. Her kişi, serbest piyasada başkalarına mal ve hizmet sunmak hakkına sahiptir. Ekonomik alanda hükümete düşen tek rol, mülkiyet haklarını korumak adına anlaşmazlıkları karara bağlamak, ve gönüllü ticaretin korunduğu bir yasal çerçeve sağlamaktır. Yeniden dağıtma; zenginlik, ya da ticareti kontrol etmek veya yönetmek için hükümet tarafından ortaya konacak her türlü çabalar, özgür bir toplumda yanlıştır.
2.1 Mülkiyet ve Sözleşme
Mülkiyet hakları tüm diğer insan hakları ile aynı önemle korunması gerekli haklardır. Mülkiyet sahipleri, kontrol egzersizini başkalarının geçerli haklarını ihlaline kadar ve sürece, müdahale olmaksızın, ya da herhangi bir şekilde zevk amacıyla bile olsa , mülklerinin kontrol, kullanım hatta imhası için tam hak sahibidirler. Ücretler, fiyatlar , kiralar , kar , üretim ve faiz oranları üzerindeki tüm devlet kontrollerine karşıyım .Fiyat, ürün veya hizmetlerin reklamını yasaklayan veya kısıtlayan tüm yasaların yürürlükten kaldırılmasını savunuyorum . Özel mülkiyet , sözleşme özgürlüğü ve ticaret özgürlüğü hakkının tüm ihlallerine karşı herhangi bir nedenden dolayı arazi dahil olmak üzere, bireysel mülkiyet haklarının ihlali; hükümet veya özel eylemciler tarafından hak sahiplerine karşı nerede yapıldıysa; mülkün, hak sahiplerine iadesi lehine oy kullanırım.
2.2 Çevre
Temiz ve sağlıklı bir çevre ve doğal kaynakların mantıklı kullanımını desteklemek maksadıyla, özel toprak sahipleri ve koruma gruplarının, doğal kaynakların korunmasında çıkar sahibi olmasını destekliyorum. Kaynaklarının kirliliği ve yanlış kullanımı ekosistemimize zarar verir . Hükümetler , özel işletmelerin aksine , çevremize yapılan bu zarar için çoğu zaman, sorumluluktan kaçınırken, çevre koruma konusunda çok kötü bir sicile sahiptirler. Çevrenin korunması, toprak, su , hava ve yaban hayatı gibi kaynaklara ait bireysel mülkiyet haklarının açık bir tanımı ve uygulamasını gerektirir . Serbest piyasa, mülkiyet hakları adına, çevre ve ekosistemlerin korunması için gerekli yeniliklere uygun teknolojik ve davranış değişikliklerini uyarır. Gezegenimizin iklimi sürekli değişirken , ancak çevre savunucuları ve sosyal baskı gurupları, kamu davranışlarını değiştirmede etkili araçlardır .
2.3 Enerji ve Kaynaklar
Enerji modern toplumun yakıtı olarak gerekli olsa da , hükümet, enerji piyasasına herhangi bir şekilde müdahale ve destekte bulunmamalıdır. Enerji fiyatlandırması , tahsis ve üretiminde devlet kontrolüne karşıyım
2.4 Hükümet Finans ve Harcama
Tüm kişiler emeklerinin meyvelerini, ellerinde tutmak hakkına sahiptir . Gelir vergisinin kaldırılması ve Anayasa koruması altındaki gerekli görülen tüm devlet programları ve hizmetlerinin peyderpey kaldırılması için çağrı yapıyorum . İşverenleri, vergi memuru gibi hizmet vermeye zorlamak, yasal gerekliliklere karşı çıkanların sayısını artırıyor. Hükümetin, bireylerin kendi rızası olmadan iktidar harcamaları adına gelecek nesillere yüklediği borç , kabul edilemez. " Dengeli Bütçeye Yönelik Değişiklikler "ve sorumlu harcama programlarına geçiş seçimle işbaşına gelen iktidarlara yönelik en önemli denetleme mekanizmasıdır ve desteklemelidir.
2.5 Para ve Finansal Piyasalar

Bankalar ve her türlü mevduat kurumları arasında sınırsız rekabet , serbest piyasada bankacılık sektörünün lehinedir. Gönüllülük karşılığında iş yapan kişilere ödenen para ya da malların nasıl ve nerede kullanılacağı serbest iradeye bağlı olmalıdır. Devletin enflasyonist para politikaları, kişileri anayasaya aykırı yasaları ihlale sürükler. Rekabet ve serbest Pazar ilkesine aykırılık gösteren yaptırımcı ve zorlamacı ihale yasaları da yürürlükten kaldırılmalıdır.
2.6 Tekeller ve Kurumlar
Yalnızca ‘gönüllülük’ esasına dayalı olarak oluşabilecek dernekler, şirketler, kooperatifler ve ticari organizasyonların diğer türlerinde, oluşumların varlık sebebi, bireylerin hakkını savunmaktır . Bu durumda, sivil toplum kuruluşları ya da özel kişiler tarafından sağlanabilen tüm fonksiyonların hükümetten mahrem kalmaya hakkı olmalıdır.  İş, ya da başka bir özel ilgi için hükümet sübvansiyonları gereksizdir. Bu sübvansiyonlar için bütçeli bir devlet tekeli organizasyonun varlığına kaynak sağlamak yerine,  gönüllülük endüstrisi, serbest piyasa tarafından yönetilmelidir.
2.7 İşgücü Piyasaları
İş bulmak için herhangi bir kişinin yeteneğini engelleyen tüm yasaların yürürlükten kaldırılmasını destekliyorum. Devlet tekeli tarafından teşvik edilen ve memurları köleleştiren zorunlu emeklilik uygulamalarına da karşıyım . Sendikaların ortak olarak ilişkilendirdiği ya da ücretsiz kişilerin doğrudan işveren desteği arayışıyla destekledikleri organizasyonları tanımak ve dahil olmak zorunluluğa değil gönüllüğe bağlı olmalıdır. Zorunlu tahkim veya sendikalarla karşılıklı pazarlık yükümlülükleri, bireysel sözleşme hukukunu komüniter baskı ve hükümet müdahalelerine karşı savunmasız bıraktığından, toplu pazarlıklara karşıyım .
2.8 Eğitim
Eğitim için en iyi seçenek olan daha fazla çeşitlilik, daha fazla kalite , hesap verebilirlik ve verimlilik , ancak, serbest piyasa tarafından sağlanabilir . Bu; eğitime, hükümet müdahalesi olmadan , çocuklarının eğitimindeki seçimleri belirlemek için velilere yetki geri verilerek , çocukların eğitimini bir ebeveyn sorumluluğu olarak kabul etmekle olur . Ebeveynler, çocuklarının eğitimi için harcanan tüm fonlar için tek sorumluluk sahibidirler.
2.9 Sağlık
Serbest piyasanın işlerliği, sağlık sisteminin canlandırılması lehinedir. Gönüllü sağlık sigortası düzeyini belirlemek için bireylerin özgür seçim hakkı, istedikleri sağlık düzeyini , istedikleri personeli ,ilaçları ve tedavileri kullanmak ve  tıbbi bakımı diğer tüm yönleriyle, tanımak – yaşam sonu  kararları da dahil olmak üzere- özgür tercihe bırakılmalıdır . İnsanlar devlet hatları üzerinden sağlık sigortası satın almak için zorlanmamalıdır.
2.10 Emeklilik ve Gelir Güvenliği
Emeklilik planları çoğu zaman hala bireylerin değil, hükümetin sorumluluğundadır . Mevcut devlet destekli Sosyal Güvenlik sisteminden, özel gönüllü sisteme geçiş aşamalı olacaktır. Yoksullar için sosyal güvenlik desteğine uygun ve en etkili kaynak özel grupların ve bireylerin ‘gönüllü’ çabalarıdır ve hükümetin vergi kesintileri zorlamasından arındırılmalıdır. Toplumun daha hayırsever üyelerinin çabalarıyla, hükümetlerin bu alanda faaliyetleri ne kadar azaltılırsa, sivil toplum ve bireylerin rekabet içinde yaşama tutunma hırsı o denli güçlendirilecektir.
3.0 Özgürlüğü Güvenceye Almak
Liberter bir siyasi sistemde, bireysel hakların korunması, hükümetin tek doğru amacıdır. Hükümet tek başına bireysel hakların ihlalini önlemek amacıyla gerçekleştireceği uygulamalarda anayasa ile sınırlıdır. Güç kullanımının ‘başlatılmaması’ ilkesi hükümetler  arasındaki olumsuz ilişkileri yönlendirebilecek kontrol mekanizmasıdır.
3.1 Milli Savunma
Biz saldırıya karşı ülkenin bütünlüğünü savunmak için yeterli bir askeri destek minimal seviyede tutulmalı, cephe ittifakları önlenmeli ve dünya için polis olarak hareket etme girişimleri terk edilmelidir. Zorunlu askerlik hizmeti bir biçimde kaldırılmalıdır.
3.2 İç Güvenlik ve Bireysel Haklar

Ülkenin savunma algısındaki tehditlere karşı ancak minimal yeterli seviyede bir istihbarat birimi hazır bulundurulmalıdır. Bu gereklilik, öncelikle, vatandaşların sivil özgürlüklerinin korunmasına odaklı olmalıdır . Haklar Anayasası savaş zamanlarında bile askıya alınmayacaktır .Milletin meşru güvenliğini korumak için istihbarat örgütlerinin arama ve gözetim faaliyetleri, tam şeffaflığa tabi olmalıdır. Hükümet eğer bizzat yasaları ihlal ediyorsa kamuyu bu konuda bilgili tutmak için gizli sınıflandırmayacak istihbarat birimleri hükümetlerden bir şekilde bağımsızlaştırılmalıdır.
3.3 Uluslararası İlişkiler
Dış politikada dünya ile barışık bir ülke hedef alınmalıdır. Dış politikada dış saldırılara karşı savunmayı vurgulamak yerine yabancı karışıklıklara taraf olmaktan kaçınarak barış olasılığını artırmak gerekir. Askeri ve ekonomik yardım da dahil olmak üzere dış müdahale yönündeki, mevcut  hükümet politikalarına son verilecektir. Zulme karşı, müdahillerin kendilerini ve haklarını savunmaları adına insan haklarını tanımak bölgemizde barışın temelidir. Ne olursa olsun saldırgan eylemler ister hükümetlerden veya isterse siyasi ya da devrimci gruplar tarafından gelsin, masumlara karşı, güç kullanımı ve özellikle terör kullanımını kınıyor fakat birincil müdahil olma fikir ve eyleminden de kaçınılması gerektiğini savunuyorum .
3.4 Serbest Ticaret ve Göç
Serbest ticaret için hükümet engellerinin her türlüsünün ortadan kaldırılmasını destekliyorum. Bireylerin  siyasi sınırları geçişinin hükümetler tarafından kontrol altında tutulması gerekli değildir. Ayrıca, zulüm sebebiyle siyasi özgürlük ve iltica talepleri, ekonomik özgürlük, ulusal sınırların ötesinde kullanılabiliyorsa, mali sermaye karşılığında, güvenlik, sağlık veya mülkiyet haklarına tehdit oluşturmadığı ölçüde yabancı uyrukluların ülkemize girişlerindeki aşırı kontroller kaldırılmalıdır.
3.5 Hakları ve Ayrımcılık
Liberterler, tüm insanların bazı doğal haklara doğuştan sahip oldukları kavramını benimserler. Doğal bir hakkı, hiç yerine getirmeme kararı kadar, başkalarına bir yükümlülük empoze etme fikrini reddetmek de "doğru’’ bir yaklaşımdır. Bunun ötesinde, her türlü akıldışılığı ve bağnazlığı kınıyorum. Hükümetlerse; cinsiyet, zenginlik , etnik köken , inanç , yaş , ulusal köken , kişisel alışkanlıklar , siyasi tercih veya cinsel yönelime dayalı herhangi bir bireyin insan haklarını inkar politikasına dayanıyorsa desteği ne olursa olsun meşru kabul edilemez. Anne-babalar, ya da diğer veliler , kendi standartları ve inançlarına göre kendi çocuklarını yetiştirme hakkına sahiptir . Ancak, bu ifade çocuk istismarı veya ihmaline göz yummak anlamına gelmez .
3.6 Temsili Hükümet
Gelişecek yeni anayasal süreçte, federal, eyalet ve yerel düzeyde seçmenlerin daha çok demokratik basamakta temsilcilerini doğrudan seçecekleri seçim sistemlerini destekliyorum . Özel gönüllü gruplar olarak , siyasi partilerin aday işlemleri için , programları ölçüsünde sözleşmelerle kendi kurallarını uygulamaları için izin verilmelidir . Aday ya da partilerin ve seçim kampanyalarının gönüllü finansmanını kısıtlayan tüm yasalarının yürürlükten kaldırılması ve herhangi bir vergi – sübvansiyon yöntemiyle iktidar ya da çoğunluk gurupların finansmanına dayanan desteklere son verilmelidir. Etkin bir şekilde tüm yasal alternatifler dikkate alındığında, alternatif adayların hakları ve partiler haricinde oya erişim, seçim hileleri ve seçmen guruplarını kollayan seçim bölgeleri uygulamaları, ve adaylık ve oy kullanma özgürlüğüne kamusal kısıt ve engellere karşıyım. Hükümetin seçim sistemi üzerindeki yönlendirme ve muhtemel kollama hileleri bireylerin demokratik ve yasal denetimine açık kalmalıdır.
3.7 Kendi Kaderini Tayin
Hükümet herhangi bir bireysel özgürlük yıkıcı olduğu zaman, diğerlerinin özgürlüğünü korumak adına birilerinin özgürlüklerini değiştirmek veya ortadan kaldırmak noktasına geldiyse, özgürlükleri ellerinden alınanlar için yeni yönetimi kabul etmemek ve kendi kaderini tayin de bir hakdır .
4.0 Haricen
Herhangi bir diğer kanun, yönetmelik, kararname, yönerge, ferman, kontrol, düzenleyici kurum, faaliyet, ya da entrika hakkındaki sessizlik, bunların onayını ima etmek olarak ele alınmamalıdır.
İletişim:
Cep: 0-530-9283959
Web: liberalpolitika.blogspot.com
İngilizce Özgeçmiş: http://en.wikipedia.org/wiki/User:Yarpuzlu
Facebook Arkadaşlık Sayfası: http://www.facebook.com/aysegul.yarpuzlu
Skype:aysegul.yarpuzlu

18 Aralık 2013 Çarşamba

HASAN KORKMAZCAN'A YSK'DAN CEVAP GELDİ

YSK Başkanı Sadi Güven:
Suriyeli Sığınmacılar Oy Kullanamaz
Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Başkanı Sadi Güven, Suriyeli sığınmacıların önümüzdeki yerel seçimlerde oy kullanmasının mümkün olmadığını söyledi.
Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Başkanı Sadi Güven, Suriyeli sığınmacıların önümüzdeki yerel seçimlerde oy kullanmasının mümkün olmadığını söyledi. Güven, “Türkiye’de 6 ay ikamet eden yabancılara kimlik verilmektedir ancak bu kimliklerin numaralarının başında 99 rakamı bulunmaktadır. Dolayısıyla sistem otomatik olarak bu kişilerin oy kullanmasını engeller.” dedi.
YSK Başkanı Sadi Güven, Okan Üniversitesi’nin düzenlediği bir konferansa katıldı. ‘Yüksek Seçim Kurulu ve Türkiye’de Seçimler’ konulu konferansta konuşan Sadi Güven, seçim güvenliğine ilişkin açıklamalarda bulundu. Suriyeli sığınmacıların önümüzdeki yerel seçimlerde oy kullanıp kullanamayacaklarına da değinen Güven, böyle bir durumun mümkün olmadığını belirtti. Güven, “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkes seçimlerde oy kullanacak. Suriyeli sığınmacılar Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı değil, 6 ay ikamet edene kimlik veriliyor. 6 aydan fazla oturan kişilere bir kimlik numarası ve kimlik veriliyor. Bu kimliğin bizim kimliklerle farkı, başlarında 99 rakamı bulunuyor. TC kimlik no’sunu sistem otomatik olarak reddediyor. Bu kişiler oy kullanamaz. Türkiye ikamet eden Suriyeli sığınmacıların kesinlikle oy kullanmaları mümkün değil.” ifadelerini kullandı.
‘BAKANLARIN İSTİFA ETMESİNİ GEREKTİRECEK YASAL DÜZENLEME YOK’
HASAN KORKMAZCAN 
Belediye başkanlıklarına aday gösterilen bakanlarının istifa edip etmemeleri gerektiğine ilişkin de açıklamalarda bulunan Güven, Anayasa’da ve yasalarda buna ilişkin bir düzenleme olmadığını kaydetti. Temel hak ve özgürlükler açısından bakanların istifasının gereksiz olduğunu anlatan Güven, sözlerini şöyle sürdürdü: “Milletvekilleri, belediye başkanları, il genel meclisi, belediye meclisi üyeleri, muhtarlar mahalli seçimlerinde adaylıklarını koyabilmek için istifa etmek zorunda değiller. Hakimler ve savcılar, yüksek yargı mensupları, YÖK’teki öğretim elemanları, RTÜK üyeleri, kamu kurum kuruluşlarında memur sıfatındakiler istifa eder ancak burada bakanlar yok. Anayasa’nın 114. Maddesi TBMM genel seçimlerinden önce sadece ‘Adalet, Ulaştırma ve İçişleri Bakanı istifa eder’ diyor. Yasa koyucu irade mahalli seçimleri unutmuş olabilir mi? Böyle bir irade var mı? İstifa etmeleri yönünde karar olursa gelecek seçimlerde tüm bakanların istifa etmesi gerekir. Bakanların istifa etmelerini gerektirecek bir yasal düzenleme yok. Temel hak ve hürriyetleri kısıtlama gibi bir hakkım yok. Anayasa ve yasalarda bakanların seçimlerde istifasını gerektiren düzenleme olmadığından böyle bir karar verdik.”
'ASKI LİSTELERİ 10 OCAK'TA ASILACAK'
Askı listelerinin 10 Ocak tarihinde askıya çıkacağını belirten Güven, şehir dışındaki öğrencilerin oy kullanmasının da mümkün olduğunu anlattı. Güven, “O tarihten itibaren de 23 Ocak akşamına kadar kayıt yaptıracaksınız. Önce üniversiteden belge alacaksınız. Yurt müdürlüklerinden de belge alacaksınız. İlgili nüfus müdürlüğüne giderek adres değiştirdiğinizi bildireceksiniz. Asıl adrese uygun belge verilecek ve ilçe seçim kuruluna teslim ettiğinizde kayda uygun görülünce onaylanıp oy kullanacaksınız.” şeklinde konuştu.
Önümüzdeki cumhurbaşkanlığı seçiminde yurt dışındaki vatandaşların oy kullanması için düzenleme yaptıklarını kaydeden Güven, şunları söyledi: “Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Türkiye dışındaki vatandaşlara, oralara sandık koymak suretiyle oy kullandıracağız. 187 temsilcilikte sandık kurmak suretiyle oy kullandıracağız. Daha sonra oyları buraya transfer ettireceğiz. Tabi bir hafta önce yapacağız seçimi ve oyları buraya getireceğiz.”

CİHAN-17 Aralık 2013, Salı

16 Aralık 2013 Pazartesi

HASAN KORKMAZCAN: "SEÇİM GÜVENLİĞİ MERKEZİ KURULMALI"

ANAYURT // 16 ARALIK 2013 - MANŞET
Ana Sayfa
Seçim güvenliği merkezi kurulmalı
Seçim güvenliği merkezi kurulmalı
TÜRK PARLAMENTERLER BİRLİĞİ
ONURSAL BAŞKANI VE 4 DÖNEM DENİZLİ MİLLETVEKİLİ; HASAN KORKMAZCAN
Korkmazcan, seçim sürecinin etik ilkelere uygunluğunun sandık meşruiyetinin temeli olduğunu belirterek seçim güvenliği konusunda uyarılarda bulundu.
16 Aralık 2013 Pazartesi 
ANKARA- TBMM eski Başkanvekili Hasan Korkmazcan” Seçimlere şüphe düşmesin. önce sandığa giden yola bakalım”dedi. 
Türk Parlamenterler Birliği Eski Başkanı ve Merkez Sağ’ın önemli ismi Korkmazcan seçim süreci ve seçim güvenliği konularında AKP ve YSK’yı uyardı. 
TBMM E. Başkanvekili Hasan Korkmazcan yerel seçimler öncesinde kampanya süreçlerine ilişkin açıklamalar yaptı. 
Korkmazcan sözlerini şöyle sürdürdü: 
“Seçim sürecinin demokratik ve etik ilkelere uygunluğu sandık meşruiyetinin temelidir. Sandığa giden yoldaki yasalara, ahlaka ve demokratik geleneklere bağlılık seçim sonrası huzurun ön koşuludur. Başlayan seçim kampanyalarında ortaya çıkan ilk belirtiler kaygılara yol açmaktadır. 
Nüfus kayıt sistemi, seçmen kütükleri, seçim bölgelerinin belirlenmesindeki hukuksuz düzenleme ve uygulamalar güvenilirlik kaybı oluşturmuştur. 
Seçim süreçlerinin fiilen yargı denetimi dışına çıkarılması ve yargı bağımsızlık ve tarafsızlığının esasen tartışılır halde olması sandık yolunu gölgelemektedir. 
YSK’nın seçime katılacak bakanların istifası konusundaki kararı güvensizliği büyütmüştür. Anayasaya göre aday olmadıkları seçimlerde bile istifaları öngörülen iki bakanın aday gösterilmesi masum bir kriter ihlali olarak değerlendirilmemektedir. 
İktidar Mart yerel seçimleri kampanyasını fiilen başlatmıştır. 
Bu kampanyada devletin bütün erk, kurum ve personeline her türlü kuralsızlığı göze alarak yürütülecek bir ‘seçim seferberlik görevi’ verildiği anlaşılmaktadır. 
Önümüzdeki seçim yolu kaynakların bulanık, kullanımın sınırsız, denetimin kuralsız kılındığı ve serbest rekabetin baskılandığı karanlık bir tünele dönüştürülmektedir. Sanki tanıtım yüzü iktidar partisi başkanı olan bir reklam filmi devletin bütün sahnelerine, perdelerine ve ekranlara dayatılmaktadır. 
Korkmazcan “Türkiye’nin Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerinde seçimler güvenli yapılamayabilir. Günümüzde devlet yönetiminde Anayasa ve yasalar yerine ‘süreç kuralsızlığı’ yürürlüktedir. 
Terörle müzakere gibi tamamı örgütlü suçlar zinciri oluşturan uygulamalar bazı bölgelerimizde serbest seçim koşullarını ortadan kaldırmıştır. 
Bu çevrelerde seçim değil, terörle programlanmış koalisyonun güç paylaşımı yapılabilir. Bütün seçim çevrelerinde düşünce, ifade, seyahat, propaganda, siyasi örgütlenme, siyasi faaliyet, basın yayın özgürlükleri ve can güvenliği sağlanması şarttır. 
Seçim harcamaları şeffaf, eşit ve denetlenebilir duruma getirilmelidir. Kamu imkân ve kaynaklarının suç olan kullanımı derhal durdurulmalıdır. Devlet-parti ilişkileri demokratik düzleme çekilmelidir. 
Kural ve kurumlar, demokratik siyasi iktidarların zırhıdır. Zırhı çıkarıp hukuku keyfilikle, ahlakı sınırsız çıkarcılıkla değiştirirseniz korumasız kalırsınız. Böyle yöntemler uygulayanları bodyguardlık ve lejyonlara muhtaç eder. 
Demokrasinin daha fazla kan kaybetmemesi için milli iradenin ‘sahibi hakikisi’ olan vatandaşlarımızın bir Milli Seçim Güvenliği Merkezini kurarak sandık birimlerine kadar örgütlemesi gerekmektedir.” dedi.