1 Ekim 2012 Pazartesi

Necdet SEVİNÇ, MERAL AKŞENER'E MEKTUP 1 VE 2


Yazan: Necdet Sevinç
Gündem günaydın 10 Haziran 1997 Çarşamba
Meral akşener’e mektup -1-
Sayın bakan, öyle sanıyorum ki Türkiye’de  ikamet izni verilmeye 17 Irak Türkmen’in ege denizinde boğulması en az bizim kadar sizi de üzmüş ve duygulandırmıştır.  Bu yazı, o insanlık dramını hatırlatarak yeni faciaları dilerseniz önleye bileceğiniz umuduyla kaleme alınıyor.
            Biliyorsunuz ki bizim  kısaca Kerkük Türkleri  dediğimiz ırak Türkmenlerine Türkiye cumhuriyeti oturma izni vermiyor, fakat onları kendi vatanlarında da koruyamıyor. Dolayısıyla Irak’ın lütfen inanmanızı istirham ederim ki  sırf Türk oldukları için hapishanelere doldurup, akılaşamaz işkencelere
Maruz bıraktığı soydaşlarımız bir yolunu bulup kurtuluş umuduyla Türkiye’ye sığınınca bu kez Türk polisi peşlerine düşüyor. 
Polisin, Irak makamlarına  teslim ettiği soydaşlarımız akıbetini benden iyi biliyorsunuzdur ölüm polisin baskısı sebebiyle Türkiye’yi kanun dışı yoluyla terk etmek mecburiyetinde kalanlar da ege denizinin karanlık sularında boğulmasalar bile batının muhtelif ülkelerinde kaçak olarak yaşamak zorunda kalıyorlar. Yani Kerkük Türklerine oturma izni vermemekten maksat soydaşlarımızı ırakta muhafaza etmek olduğuna göre bu politikada muvartak olamadığımızı tespit etmek durumundayız o halde ne yapmak gerekir sorusuna Kerkük Türklerine çifte vatandaşlık hakkı tanına bilir cevabını verebiliriz
Sayın bakan size somut bir örnekten bahsetmek istiyorum Sadun  Osman Köprülü 1957 yılında Kerkük’ün Altunköprü kasabında dünyaya gelmiştir Bağdat kanun ilahiyat fakültesi mezunudur Erbil’de yayınlanan Türkmeneli gazetesinde başyazar olarak çalışmıştır. Şairdir.sizinde çok beğeneceğinizi tahmin ettiğim ilk şiir kitabı 1973 te basılmıştır bunu 1974 yayınlanan Türkmen şiir antolojisi takip etmiştir.
       Sadun köprülü 1976 da Kerkük’ü ziyaret eden rahmetli cumhurbaşkanımız fahri Korutürk’ü çoşkuyca karşılayan gençler arasında bulunduğu için daha 13 yaşında bir Türkmen delikanlısın iken Irak polisi tarafından takibe alınmıştır yasal bir kuruluş olan Türkmen kardeşlik kulübüne üye olması ve Bağdat’ta ilahiyat kanun fakültesi öğrencisi olduğu yıllarda gene yasal bir kuruluş olan  Türk Kültür merkezine Türkçesini ilerletmek için devam etmesi onu Irak gizli servisinin hedefi haline getirmiş ve 29 Ocak 1991de işlenmemiş  suçlardan dolayı müebbet hapis cezası çarptırılmıştır.
               Sadun Osman köprülüye isnat edilen suçlardan biri mhpye üye olmak ikincisi Musul Kerkük yöresini Türkiye ye ilhak etmek için çalışmaktadır. Takdir edersiniz ki yaşlarımız herhangi bir siyasi partinin yurt dışında teşkilata katılmaya manidir Sadun köprülü mahkûmiyet kararından önce Türkiye’ye çocuk yaşta geldiğine göre de mhpye üye olması esasen mümkün değildir. Musul Kerkük  yöresini Türkiye’ye ilhak etmek suçlaması da Irak rejiminin  yok etmek istediği her Türk için kullandığı bilinen bir iftiradan ibarettir. Zaten bu hukuk faciası sebebiyle Sadun köprülü BM insan hakları komisyonun girişimiyle 17 yıl hapis yattıktan sonra 1995 te serbest bırakılmıştır köprülünün asıl dramı İsa işte bu tahliyeden sonra başlamıştır.                                         
Meral akşenere açık mektup 2  
11 Haziran 1997
Sayın bakan dünkü mektubumda MHP ye üye olmak ve Musul Kerkük yöresini
Türkiye’ye ilhaka çalışmak isnadıyla Saddam rejimi tarafından müebbet hapis cezasına mahkum edilen Sadun Osman köprülünün  birleşmiş milleler insana hakları komisyonunun girişimiyle serbest bırakıldığını yazmıştım.
Sadun Osman 17 yıl boyunca Irak’ın çeşitli cezaevlerinde yatıktan sonra Kerkük’teki baba ocağına geldiğinde Bağdat’tan gönderilen bir yazı ile karşılaşmıştır 48 saat içinde emniyet genel müdürlüğünde olun yine BM insan hakları komisyonun teşebbüsüyle tahliye edilen Süryani asıllı şirzat fermanın  bu  davete icabet ettiği için kayıplara karıştığını emre itaat etmeyen Macit Türkmen’inde Irak gizli servisi tarafından trafik kazası süsü verilerek ezildiğini bildiği için Sadun köprülü Bağdat’a gitmemiştir bu arada ikinci bir tebligat yapılarak Sadun köprülü ve ailesinin Irak’ın Araplara meskun bir  bölgesinde ikamete mecbur edildiği bildirilmiştir. Sayın bakan bilirsiniz ki Irak’ın Araplara meskûn bölgesinde ikamete mecbur edilmek demek Araplaşmak demektir bu bölgelerde Türkçe yazamak  da Türkçe konuşmak da fiilen yasaktır. Üstelik Irak’ın güney kesimlerinde ikamete  mecbur edilenlerin nüfus cüzdanlarından ana dil hanesine Arpça yazılmaktadır hatırlatmak isteriz ki birlerce soydaşımız bu şekilde Araplaştırılmıştır Sayın Akşener Sadun Osman köprülü bu baskılar karşısında işkence yorgunu ailesini de alıp 36. paralelin kuzeyindeki Erbil’de kaçmış ve Türkmeneli gazetesinde başyazar olarak çalışmaya başlamıştır. Fakat burada da pkk’nın tehditlerine hedef olunca Türkiye’ye sığınmaktan başka çare bulamamıştır.
Sayın bakan işlenmiş bir sı-uçtan dolayı değil  sırf Türk olduğu için  şu anda BM nezdinde Irak temsilcisi olan devrin gizli servis şefi Barzan Tikriti’nin emri üzerine ve bu cani ruhlu adamın gözü önünde tırnakları sökülen Sadun köprülü, annesi ve babasıyla birlikte bizim misafirimizdir. Yine Barzan Tikriti’nin emri üzerine annesi şeker köprülünün sağ eli felç edilmiştir maruz kaldığı işkencelerden dolayı iki kulağı da işitme yeteneğini kaybetmiştir. Bacağından yaralı olan Osman köprülünün önünde iki kardeş Ümit ve Sadun çok işkence görerek Sadun’un iki ayak tırnağını sökülmüştür  yıllarca Saddam’ın zindanlarında kalan kardeş ümit köprülü, Türkiye’de barınmasına izin verilmediği için bir Avrupa ülkesine kaçmak zorunda kalmıştır.
               Sayın Akşener, tekrar etmek isterim ki hayatlarını Türklüğe adayan bu aile şu anda bizim misafirimizdir fakat bizim onlara misafir muamelesi yaptığımızı ne yazık ki söylemiyoruz
                  Eğer Irak vatandaşı Türklere çifte pasaport vererek binlerce soydaşımızı Türkiye’de sürgün hayatı yaşamaktan kurtarmak yetkinizi aşıyorsa köprülü  ailesine ikamet izni verebilirisiniz çünkü BM insan hakları örgütünün konusu olmalarından dolayı onların istisnai bir durumları var.
                 1976 dan dan beri devam edegelen bir insanlık dramına son vererek bütün Irak’lı soydaşlarımızın ve inancımı muhafaza etmek istiyorum. Uygun gördüğünüz takdirde BM insan hakları örgütü ve ilgili kuruşların yazışmaların dâhil bütün Köprülü  dosyasını zatı âlinize takdim ederim   Saygılarımla  
Necdet Sevinç
Not: Sevgili kan kardeşlerimi, soydaşlarımız kendisini Türk davasına adayan, ve her zaman Türk dünyasına ve Irak Türklerine sahip çıkan büyük Türkçü hocamıza ne kadar sevgilerimiz, teşekkürlerimizi sunarsak azdır kendi ve ağabeyim Hakan Cumalı Oğlu, ve sayın Türk Ocakları başkanı Cezmi Bayram, ve sayın Emniyet genel müdürü Kemal Yazıcı oğlu tam bizlere yardım ederek destek oldular.
Allah’tan Necdet Sevinç büyüğümüze Allahtan Rahmet dilerim yeri cennet olsun Mezarı nurla dolsun ve bu uğurda bizlere ve ailemize yardımı bulunanlara sonsuz teşekkürlerimizi sunarız ne mutlu bizlere Türk kan kardeşlerimiz Saddam döneminde yanımızda oldular, uzun yıllar geçse bile hiçbir zaman unutmayacak
Bu yazınız sayın rahmetli Türkçü kardeşimiz hocamız Necdet Sevinç Gündem günaydın gazetesinde 10 Haziran 1997 Çarşamba günü bu yazıyı yazarak dönemin MHP bakanı Sayın
           Meral Akşener’e göndermiştir                                 

2 Kasım 1971 tarihinde Irak Türk Öğrencilerinin Saddam rejimine karşı İlk boykot Silkinme Hareketi
Yazan: Av. Sadun KÖPRÜLÜ
Irak Türklerinin dikta rejimlere yönelik ayaklama, Silkinme hareketi tüm kesimlerle birlikte tüm işkence, baskı, acı saldırılara karşı ercesine, yiğitçesine başararak, Irak Türkleri büyük bir millet olduğunu kanıtlayarak sokaklara, caddelere inerek varlıklarını göstermişlerdir.
Arap BAAS partisine karşı İlk defa Irak’ın Türk şehri Kerkük’te ve öteki Türk bölgelerinde tüm milletlerden önce Türkler çok önemli Arap BAAS partisine karşı büyük bir boykot, silkinme düzenleyerek  Karşılık vermişlerdir.
Kıyıcı diktatör rejimin sinsi, asimilasyon politikasıyla Irak Türkleri kanlar, şehitler vererek bir bölüm haklar elde etmişlerdir Türklerinin Kerkük’teki 120 okuldan 112’si isim ve tabelaları Türkçeye değiştirtmiş ve oluşturulan komisyonlarca Türkçe kitapların basımına hızla başlatılarak yayınlanmıştır.
BAAS Rejimi ve değişme Türklerinin kendi dillerini Türkiye Türkçeyle olunmasına engel durarak çok sayıda Türkleri idam ederek, hapishaneye atarak sonradan bu dikta rejim bu hakları almak üzere baskılar nedeniyle birçok insanlarımızı tutuklamıştır.
Ancak Türkçe eğitim yapıldığı 1970 döneminde Emniyet birimlerinin baskı ve işkence gözetmeleri, gözaltına aralıksız devam ederek, Irak Türk milletinin her türlü baskıyla korkutularak Arapça eğitim talebiyle dilekçe vermeye zorlanmaları sonucunda Irak Türkleri bütün eğitim hakları ellerinden geri alınmıştır.
Irak Türkleri durumu 2 Kasım 1971 tarihinde öğrenci, öğretmen ve tüm kesimlerinin birliğiyle Kerkük’te dükkânları kepenek indirerek, ve okulları 7 gün süreyle kapatarak protesto etmiştir, Bu protestolar sırasında Emniyet mensupları ile halk arasında çatışmalar meydana gelmek üzere ve birçok Türkler tutuklanarak hapsedilmiştir.
Irak Türklerinin Silkinme Boykotuna Musul şehrine bağlı Türk ilçesi TELAFER, ALTUNKÖPRÜ, TUZHURMATU ve bir çok Türk bölgeleri birlikte katılmışlardır, cedde iş yerleri okullar kapatılarak hiç kimse okula işyerlerine uğramadan silkinme boykotu sürdürmeye çalışarak yiğit TELAFER ilçesinde polis Merkezini yandırarak, gösterişler başlatılarak, yapılarak okula tüm Türk Öğretmen, Öğrenciler Boykot ederek gedmemişlerdir.
Kerküklü kan kardeşleriyle tüm ilçe, köy, Türk bölgelerimiz el ele, gönül gönüle korkuya, saldırıya, ölüme rağmen canlarıyla durmuşlardır.
İlk Irak Türkmen silkinme boykotu Irak diktatörü sarsılmakla bıktırmıştır.
Ve Arap BAAS rejimi toplantılarını sürdürerek tüm gücüyle Irak Türklerine saldırarak tutuklamalar, idamlar, hapisler başlatılmıştır.
Bu Silkinme Boykot Kerkük şehrinde 45 uzakta olan ALTUNKÖPRÜ ilçesinde çok büyük önemli olmuştur ALTUNKÖPRÜ Türkleri karşılık vererek kardeşleri Kerkük Türkleri yanında durmakla destek vererek üç gün ALTUNKÖPRÜ ilçesinde Dükkân, çarşı kapatılarak, 7 gün okullar kapatılmıştır. Bütün kahvehane, çayhane iş yerleri kapatılmıştır özellikle Alçak su, Beşiktaş, Altunköpru, Orta yaka, Çevrik, Sultan Özbek, okulları, kahvehaneler kapatılmıştır
Bu Boykotta öğrenci, öğretmenlerin yanında ALTUNKÖPRÜ ilçesinde çok büyüklerimizde bu davaya katılarak destek vererek gençler, öşrenci, öğretmenler yanında Boykotu sürdürmüşlerdir, bunlardan Avni Çaycı, Usta Vahit Mardan, Enver Hacı Vali, Demirel, Cavit Demirel ve Pazarda çalışan soydaşlarımız.
Türklerinin tarihinde ilk Türkmen Silkinme Boykotu Milli Mücadele  Yolumuzda parlak bir ışık, güneş olarak Irak Türklerinin büyük bir millet olduklarını tüm Haklarından alındıklarına BAAS Yönetimine karşı  varlığımızı ve büyük bir millet olduğumuzu yansıtmak için hatırlama cevap verme masajının vurgulamazı   sayılmaktaydı.
Irak Türkleri yüzyıllardır Irak’ta varlıklarını sürdürmektedirler.
Tarih boyunca çeşitli işkence, baskı ve zulme maruz kalan Türkmenler her şeye rağmen ayakta kalmak için mücadele ederek direnmişlerdir.
Irak Türkleri Irak nüfusunun 3. büyük unsurunu oluşturmaktadır. Nitekim bu ülkede yaşayan diğer insanlar gibi bütün hakların kendilerine tanınması konusunda yıllarca mücadele ederek şehitler vermişlerdir.
24 Ocak 1970 yılında Irak hükümeti Devrim Komite Konseyi Türkmenlere Yasa (kanun) hükmünde “Kültürel Haklar” tanıdı. Bu haklar aşağıdaki maddeleri içermektedir.
1-Türkçe okumak (tedrisat)
2-Enformasyon Bakanlığına bağlı olarak Türkçe gazete ve dergi basımı ve yayımı
3-Irak Milli Eğitim Bakanlığına bağlı olarak Türkmen Eğitim Müdürlüğünün oluşturulması.
4-Irak Kültür Bakanlığına bağlı olarak Türkmen Kültür Müdürlüğünün kurulması.
5-Türkmen Yazarlar Birliğinin kurulması resmi olarak gazetede yayınlanmıştır.
Okullarda eğitimin özellikle Türkmence olarak vurgulanmasının temeli Türkiye ve Türkiye Türkçesiyle olan bağları zayıflatmak ve Arapça olan mevcut alfabenin Latin alfabesine dönüştürülmesini engellemek  idi.
BAAS rejimi ilk günden Türkiye Türkçesi ile olmasına karşı durarak birçok nedenler ortaya atarak okullarının kapatılmasına karar vermiştir.
Bu hakların tanınmasının ardından başta Kerkük olmak üzere tüm Türkmen bölgelerinde Türkmence eğitime hızla geçinmiştir.
İlkokul öğrencisi kendi dilleriyle okumaya çok sevinmişlerdir.
Şöyle ki, Kerkük’teki 120 okuldan 112’si isim ve tabelaları Türkmence olarak değiştirtmiş ve komisyonlar kurulmuştur Türk kitapların basılmıştır
Ancak bu çalışmalar 1971 yılının sonuna kadar devam etmiştir.
Ve baskılar başlayarak okullar kapatılmaya başlanmıştır.
Ve Türkmence eğitim döneminde emniyet, gizli servis birimlerinin baskı ve entrikaları aralıksız sürmekle her türlü oyunlarla bütün eğitim hakları geri alınmıştır.
Eğitim çalışmaları konusu alanında Türkmen milletine uygulanan entrika ve danışıklı dövüş politikası, Yazarlar Birliğini oluşturulması konusunda da aynı şekilde izlenmiştir. Arap BAAS rejimi kendi adamlarını, elamanlarını iş başına getirmeye çalışmıştır böylece milliyetçi, mücadeleci Türkleri uzaklaştırarak birçoğunu suçsuz yere tutuklamıştır, hapishaneye atarak, idam etmiştir.
Önce, Türkmen Yazarlar Birliğini kurulmasına müsaade eden Irak BAAS Hükümeti birliğin yönetim kurulunu oluşturan üyelerin, Türkmenler tarafından seçilmeyerek, kendi tespit ettiği kişilerin atanması şeklinde verdiği kararla durumu yine Türkmenlerin aleyhine çevirmiştir.
Irak Enformasyon Bakanlığına bağlı olarak Türkmence gazete ve dergilerin yayınlanması konusunda tanınan haklar da ne yazık ki, Türkmen halkına olumlu bir şekilde geri dönmemiştir.
Çünkü sadece hükümet yanlılarının gazetede yazı ve makale yayınlamasına izin verilmiş, BAAS partisinin gözü daima bu gazete ve dergilerin üzerinde olmuştur. Özellikle Bağdat’ta çıkan Türkmen Kardeşlik dergisi
Durumun farkında olan Irak Türkleri bu uygulamayı protesto ederek basılan dergi ve gazeteleri satın almamış ve boykot etme yoluna gitmiştir.
Ayrıca Irak’ta Saddam döneminde yayınlanmış olan bu dergiler gazeteler Türkmen halkı tarafından alıcı ve okuyucu bulamamıştır.
Türkmen halkı eğitim haklarının elinden geri alınmasına tepkisiz kalmamıştır.
Irak Türkleri tam olarak durumu 2 Kasım 1971 tarihinde Kerkük’te dükkânları kepenek indirerek ve okulları 7 gün süreyle kapatarak protesto etmiştir.
Bu Silkinme boykotla tutuklanarak, hapsedilen insanlarımızdan Hüseyin Demirci
(Tembel Abbas) gizlice idam edilerek aziz naaşsını yandırarak Kerkük Televizyon istasyon yanına cadde ortasına bırakılmıştır.
Tutuklanan bir kısım öğretmen ve öğrenciler daha sonra 1979-1981 yılları arasında idam edilmişlerdir, İdam edilenler arasında öğretmen Muhammet Korkmaz, Rüştü Muhtar oğlu, Celil Terzi oğlu, Mehmet Remzi Saatçi, Mustafa Telaferli, Yaşar Tuzlu, Dr Necdet Koçak, Rıza Demirci, Abdullah Abdurrahman, Adıl Şerif, ve birçok sayıda başka kahraman yiğitler bulunmaktadır.
Irak Türklerinin  mücadele tarihinin bir parçasının oluşturan bu büyük silkinme, Boykot olayı tarih boyunca baskı altında yaşamaya mahkum edilmiş olan insanlarımızın acı hatıralarından bir tanesi olarak akıllara kazınmıştır.
24 Ocak 1970 tarihinde Türkmenlere tanınan bu haklar Irak hükümetinin yapmış olduğu bir iyilik olarak algılanamaz, bunlar Irak Türklerinin ezelden beri sahip olduğu haklardır, Bunların tekrar geri alınması ise Türkmen milletimize ve insanlığa yapılan ayıbın en büyük örneğidir.
Önce Araplaştırma politikasıyla yaşayan Türkler Saddam rejiminden kurtarmalarıyla yinede tam olarak özgürce yaşamamaktadır, her gün şehitler vererek acı durumda Kürtleştirme politikasıyla yan, yana yaşamaktadırlar, Suikastlar, patlama, kaçırma, öldürme olayları her gün yaşanılmaktadır.
Şimdi Türkmen milleti cellât Saddam rejimi düştükten sonra Anne haklarını şehitlerimizin kanlarıyla almaya çalışarak bütün Türkmen elimizde çok sayıda Anne dilimizle Eğitim yapan Türkçe okullarımız açılmıştır, bunun yanında Irak Türkmen kuruşlarımız Parti, Dernek, Örgütlerimiz, Teşkilatlarımız  Türkmen şehirlerimizde, Köylerimizde, İlkelerimizde açılmıştır.
Anne, Babalardan, Kan kardeşlerden biricik arzumuz bu Türkçe okullarımıza, Milli kuruluşlarımıza önem değer vermelidirler,
Artık büyük Milletimiz gözleri, Gönülleri hayatları gibi tüm haklarını korumalıdırlar. Savunmalıdırlar dillerine sahip çıkmalıdırlar.
Tüm korkuya, ölüme karşı durarak milletimizi her bir alanda savunmalıyız.
Bu haklar kanla, şirin canlarla alınmıştır.Onu birlikte korumalıyız.
 Bu uğurda milli mücadelemiz sonsuza dek sürerek haklerimize el koyanların, göz tıkan düşmanların paylarını vereceğiz.
Saddam rejiminden sonra biz Irak Türkleri olarak tarihimizi, varlığımızı dünyaya bildirerek, milletimizin nasıl bir büyük atılgan, kahraman, yiğit bir millet olmasını tüm barışçı gösterişlere Bağdat’ta, Kerkük’te, TUZHURMATU, TELAFER’DE, ALTUNKÖPRÜ, tüm bölgelerimizde katılarak kan döktük, şehitler verdik yolumuzdan, ilkemizden dönmedik.
Ve dönmeyeceğiz.
Bundan sonra birliğimizle şehirli, köylümüzle kanla, silaha sarılarak savaşla, barışla olsu TÜRKMENELİMİZİ koruyacağız hiçbir düşmana bırakmayacağız, KERKÜK, ERBİL, MUSUL, DİYALA, VASİT, AZİZİYE, TUZHURMATU, TAZEHURMATU, ALTUNKÖPRÜ, TELAFER ve tüm yerlerimiz, topraklarımız için can kanlar vererek, onları savunarak, düşmanlara terk etmeyeceğiz.
Milletimizin tüm kesimiyle bu büyük Silkinme boykotta birkaç gün Öğrencilik sırasında okullara kilit, anahtar vurmakla gözaltına bir çok soydaşlarımızla alınarak Kerkük Emniyet Müdürlüğünde her türlü işkence görmüştük,
 Ve bu uğurda milli mücadele yolunda aziz şehitlerimizi rahmetle anarken, yolumuza ve davamıza gururla ve onurla devam edeceğimize aziz Türk milletimiz önünde söz veriyoruz.
Mücadelemiz dünya ve Irak Türkleri olarak ölene dek, can, kan verene dek sürerek, tüm zaferleri elde edene kadar, yolumuz Türklüğe, yolumuz Turan’a doğru Bozkurt, Kızıl elmaya, Ötükene doğru giderecektir.
Umutlarımız, ilkemiz, ereğimiz gerçek olana kadar geriye dönmeyiz, dönmeyiz. Ereğimiz gerçek etmeye kadar bu yolda yürümemizi sürdüreceğiz.

IRAK TÜRKLERİNE KARŞI HER DÖNEMDE UYGULANAN İNSAN HAKLARI İHLALLERİ SÜRMEKTEDİR. Av. Sadun KÖPRÜLÜ


IRAK TÜRKLERİNE KARŞI HER DÖNEMDE UYGULANAN
İNSAN HAKLARI İHLALLERİ SÜRMEKTEDİR.
Av. Sadun KÖPRÜLÜ
Tarihten önceleri bu topraklarda Yaşayan Irak Türkleri her türlü Asimilasyon, soykırım,  katliamlara maruz kalmışlardı. Günümüze Kadar 24 soykırım, katliam gören Irak Türkleri,  şimdide Türklüğünü, milli mücadele davasını vermiş olduğu şehitlerin kanıyla Her türlü baskıya, acıya rağmen savunmaktadır.
Irak Türkleri Irak devletinin 1926 yılında kurulduğundan bu yana hiç bir Bağdat yönetimine karşı durmayarak, Silahlı eyleme katılmayan tüm haklarını demokratik yollardan elde Edilmeye çalışmışlardır.
Türk milletine inanarak, tüm amaç ve arzuları, milli ve kültürel Kimliklerini koruyarak, kendi topraklarında özgürce yaşamayı umut Etmişlerdir.
Irak Türkleri her bir her dönemlerde olduğu gibi çile acılarla yaşayarak, Irak Türklerine karşı Irak Başına gelen iktidarlar her Türlü baskılarla acımasız, işkence,  sinsi yok etme politikayla, insanlık dişi ve ürpertici Kıyıcı politikalar uygulayarak, bu kimsesiz, tek başına kalan bu Milleti yok etmeye hala baskılar sürerek ve birçok anayasal haklarına Kavuşmayarak, Irak'ta Saddam döneminde Araplaştırma politikası, yerine Amerika işgalinden sora Kürt politikası devam ederek, her türlü Baskılar, Irak Türklerini aleyhine hareket etmektedir.
Irak rejimi, nüfusları 4 milyonun üstünde olan ve ülke toplam nüfusunun %17 ünü oluşturan Irak Türklerinin kimliğini,  varlığını açıkça inkâr Edilerek, Irak'ın hukuk sisteminde Türklerin gözerdi olduğu Anayasasıyla açıkça meydana koymaktadır.
Irak başına gelen bu dikta rejimler böylece, çok açık ve net olarak Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen insan hakları Evrensel Beyannamesini günümüze kadar ihlal etmektedirler. Aydın Türk insanının baskıyla kaçırtması, para fidye vermesi, baskı
Patlama Suikast olayları korkusuyla kendi yerini, yurdunu, köyünü, toprağını bırakarak Türkiye Ve üçüncü Avrupa devletlerine uzaklaşmasıyla böylece nüfusunun sayımda
Çok az görünmesiyle, Ana yurtları Olan, Kerkük, Erbil, Musul, Altunköprü, Tuzhurmatu, Telafer Türkmeneli bölgelerine yüz binlerce Kürtler, Araplar yerleşmişlerdir, günümüze kadar 800 yüz bin olan Kerkük Türk şehrinin nüfüsü günümüzde 1 milyon 700 bine çıkmış yüzde, Yüz bir Türk şehri Kerkük'e 700 benin üstünde Irak'ın her bir Yerinden, komşu ülkelerden Suriye, İran Ve Irak’ın kuzeyinden Kürtler akın ederek, yerleşmişlerdir, tapu, Nüfus dairelerini yakıp, yandırarak, mezar taşlarını bile kırarak Türk kimliğini ortadan kaldırmaya uğraşmaktadırlar.
Irak Türkleri ana problemi büyük ölçüde buradan, yani Irak Anayasasında Türklerinin etnik kimliklerini, anayasal ve politik Haklarını tanımamasıyla eşit olarak başkaları gibi özgürce, selametle yaşamayı istiyorlar. Irak Türkler 1-Doğru bir Sayım olursa Irak Topraklarında nüfusunun % 17 sini kapsayacaktır. Baskıyla yok sayılmakta olarak, Irak içinde hiç bir platformda genel haklarını tam doğruca savunmamaktadırlar, birçok Toprakları Araplar, Kürtler tarafından el koymuştur hala bu haklar Almadan verilmemiştir.
2-Irak devletinin kurulusundan bugüne kadar 85 yıl içerisinde Irak Başına gelen bütün iktidarlar hükümetler tam olarak haklarını Vermemişlerdir.
3-Irak'ta kraliyet döneminde bile Türkler genel olarak haklarına kavuşmayarak, yene o dönemde bir parlamento vardı. Ve Türklerden bile o dönemde iki Ya da üç milletvekili mecliste bulunmaktaydı.  1958 de Irak Cumhuriyetinin kuruluşu ile böylece Türklere hiç bir zaman mecliste Temsil hakkı verilmemiştir,
Irak Türkleri, kraliyet döneminde her türlü anayasal haklardan yoksun kalarak, bu dönemde de 1924 ve 1946 yıllarında Türklere karşı iki Katliam gerçekleşti ve Türk aydınları işlerinden oldular ve Irak'ın Güneyine sürüldüler ve zorunlu olarak Araplarla yaşadılar.
Cumhuriyetin döneminde Irak rejimi Türk aydınlardan yüzlercesi sürgüne gönderildi, memurları toplu olarak güney bölgelerine atandılar. Kerkük'te Türkçe Ve Arapça çıkmakta olan gazeteler, dergiler kapatıldı 14 Temmuz 1959 Günü Kerkük'te korkunç bir katliam 3 gün geceli, gündüzlü sürerek Yaşandı. Yüzlerce Türkler her türlü baskıyla, canavarca öldürüldü, Sürüklendi, Asıldı, kesildi,  bu katliamı, Komünistler ve Kürtler Mesut Barzani’nin babası Molla Mustafa Barzani tarafından uygulanmıştır.
Irak Türkleri daha acısını 35 yıl çile, baskısı, katliamı, soykırımı, BAAS partisinin 1968 yılında yapmış olduğu bir darbeyle Irak Yönetimini ele geçirerek, kıyıcı rejim 1968 ve 1990 tarihli Anayasalarında, 4 milyon Türkleri yok sayarak, Irak halkı Arap ve Kürtlerden oluştuğunu söyleyerek, Türkleri anayasal haklarından yoksun bırakarak Gözerdi Etmiştir ve dünyanın gözü önünde Türkleri asimile etme, Türk Bölgelerini Araplaştırma ve 3 milyon Türkü çeşitli yollarla yerinden Yurdundan ederek, bölgenin etnik yapısını değiştirerek, oraları
Araplaştırma çalışarak yüz binlerce Arapları, Arap devletlerinden ve Irak'ın güneyinden ev, para vererek Kerkük ve öteki Türk bölgelerine Yerleştiriliştir.
1970 tarihinde beri en ağır ve çirkin biçimde Uygulamaya başladı, 1975 tarihinde gizli bir kararla Irak'ın kuzeyinde bir Türk kalmayacak Diye 10 yılık bir proje uygulamayı planladı.
Irak Türklerinin kimlik varlığını yok etmekle 1947.1957. 1965. 1977 ve 1987 yıllarında yapılan nüfus sayımlarında Irak Türklerinin sayısını az sayarak  % 2 olarak gösterilişlerdir.
Yalnız 1957 nüfus sayımında Türkmen'lerin nüfusu, resmi açıklamaya Göre 500.000 olarak toplam Irak nüfus sayısı ise altı buçuk milyon İdi. Irak'ın nüfusu 25 milyon olarak Türkmen nüfusu günümüzde ne kadar Artmıştır acaba? Binlerce Türkmen aşiretleri, oymakları zorla, baskıyla Bir dönem Arap, yazılarak, şimdide Kürtlerin baskısıyla Kürt yazmaktadır.
1987 Irak nüfus sayımında Türklere kendinizi ya Arap ya da Kürt Yazdırın diye her türlü tehditleri, öldürme korkusu yapılmaktadır.
Nüfusta Türk yazanlar sürgün, hapishane, idam,  tutulmakla tehdit Edilirdi.
Saddam’a karşı çıkan birçok köy ve yerleşim bölgeleri, Köyleri zorla boşatılarak, köyler yıktırıldı, Türkleri Arap Bölgelerine askeri araçlarla dağıtarak ve oralarda zorunlu yaşama
Mecbur edildiler. Irak Saddam rejimi, Türk şehir, kasaba ve köylerin Türkçe olan Adlarını Arap adlarıyla değiştirdi. Onlarca mahalle, cadde ve Sokakların adı Arapça oldu. Bu arada Kerkük'ün, Altunköprü’nün adı Değişildi,
1980 -16 Ocağında, Irak Türk Lider ve aydın kesimlerini oluşturan Onlarca insanimiz gizli yargılama sonunda idam edildi. Bunların Başında: Emekli Albay Abdullah Abdurrahman, Doç. Dr. Necdet Koçak, Ziraatçı Dr. Rıza Demirci, Adil Şerif, Yarbay Halit Akkoyuncu öğretmen Mehmet Korkmaz, Rüştü  Muhtaroğlu gelmektedir.
Saddam dikta rejimi yüzlerce Türkmen genci Ve aydını idam ederek, Birçok Türkleri hapiste iken işkence sırasında Hayatini kaybetme mecbur oldular. Yapılan yargılamada herkese kapalı yürütülmekte Ve sanıklara avukat tayin etmek hakki tanınmamıştır, böylece her Türk’e idam yoksa yaşam boyu hüküm verilmiştir.
Abu Garip Hapse mahkûm edilen aydınlar arasında Çok sayıda genç öğrenciler, yaşlılar:
Türkçülük, Milliyetçilik, Türkiye'den dolayı Abu Garip siyasi hapishanesinde uzun yıllar yatmışlardır Bunlardan Enver Neftçi, Fatih Şakır, Sadun Osman Köprülü, Sadık Arafat, Mehmet Zühdi  Erşat Salihi, Ümit Osman, Mehmet İzzet Hattat ve başkaları Ve daha Nice suçsuz gençler idam olmuşlardır.
Temel Abbas, Halit Şengül, Celil Terzi oğlu, Kemal Terzi, Cevdet Avcı ve büyük liderlerimiz. Son senelerde, tutuklandıktan sonra kaybolan Türkmen'lerin sayısının
Çok olduğu bellidir. Birleşmiş Milletler tarafından görevli özel Raportör’ün 13 Temmuz 1994 tarihli raporunda: 27 Kasım 1993 tarihinde Ordunun yüksek rütbeli birçok Türk subaylar tutuklanarak idam Olmuşlardır.
1991 ayaklanması sırasında Kerkük, Erbil, Kifri, Tuzhurmati, Altunköprü şehir ve kasabaları ordu tarafından top ateşine tutularak, Binlerce Türk şehit olarak 28 Mart 1991 tarihinde Altunköprü Katliamında Ramazan ayında oruç sırasında, Kuran okuyarak, iki yüzün
Üstünde Saddam rejimi tarafından kurşuna dizilerek, şehit olmuşlardır, Ve çok sayıda Saddam’ın idam, kurşunundan kaçarak Türkiye'ye göç etmeye Mecbur kalarak yollarda yüzlerce Saddam helikopterlerden açılan ateşle Öldürülmüştür.
Açlık ve hastalıktan da onlarca insanimiz dağlarda can Vermiştir ve üçüncü devlete gitmek için denizde boğulmuşlardır. Ayni günlerde, Altunköprü kasabasında Kürtlerin ve ordunun iki ateşi Arasında kalan ve bir binaya sığınan 80 Türkmen genci Irak Askerlerinin yaylım ateşine tutularak, korkunç bir katliam sonucu şehit Olmuşlardır.
Ve Son yıllarda Saddam rejiminin aldığı ve resmi gazetede yayınladığı Karalar gereğince yüzlerce Türkler ailesi, güneydeki Arap bölgelerine Sürülüp orada zorunlu yaşamaktadırlar.
Saddam döneminde acılar, işkenceler bitmeyerek 9 Nisan 2003 Saddam dikta Rejimi düştükten sonra demokrasi söylenen Irak Milleti özellikle Türkler Bu Baskılardan, acı, işkencelerden kurtulur diye sevindi, mutlu oldular, Saddam düştü ve işgalci Amerika geldi Kürtleri yanına alarak, Kullanarak yine Saddam döneminde Irak Türkleri görmüş, yaşamış oldukları baskı, Çile acıyı yaşayarak 2004 yılından 2007 yılana kadar TELAFER
Katliamında Binlerce Türkler şehit olarak çok sayıda Telaferli Türkler Kürtlerin
Hapishanesine atıldılar günümüze kadar 24 katliam, soykırım Telafer, Musul, Erbil, Kerkük, Şirinhan, Karatepe, Karakoyunlu, Yengice, Tavuk, Amirli, Tuzhurmatu, Tazehurmatu, Kerkük ve Birçok Türk bölgelerinde uygulanarak, binlerce Türkler şehit olmuştur.
Amerika'n Demokrasi sistemiyle baskıları artarak günümüzde Aydın, önemli Türk şahsiyetler Dokturlar, Subaylar kaçırılarak şehit olmaktadır ve tüm Türk bölgelerinde Patlama, suikast ve fidye karşılığında yüzlerce Türkler kaçırılarak, Öldürülmektedir. Bunlar yapanlar  göz önündedirler bir yandan Saddam kopyaları yanlıları, Baascılar, Saddamcılar öte yandan Kürt asayiş peşmergeler ile birlikte uygunmaktadır.
Saddam Rejimin Araplaştırma politikası yanında günümüzde Mesut Barzani , Celal Talabani Ve Peşmergeler tarafından Kürtleşme politikası artarak 31 Ağustos 1996 tarihinde ERBİL katliamında çok sayıda Türkler şehit edilerek, şimdi Tam olarak Türk şehri Erbil Barzani yönetimi eli Altinde her türlü Baskılar, haksızlıklar yaşamaktadır.
Kerkük Türk şehri Araplaştırmadan, sonra şimdi Kürtleşme politikasıyla Asimilasyon, baskı sürerek, tüm resmi daireler, kuruluşlar tam olarak Kürtlerin yönetim altındadır baskıyla, zorlukla patlama, kaçırma Olaylarıyla Türkler yerlerini, toprakları bırakarak göç etmektedirler.
Ayrıca bu gün çok Irak Türklerinin yerleri, arazileri ellerinden alınarak Kürtlere verilmiştir ve yüzlerce yeni yatırım, evler iş yerleri Kerkük Türk bölgelerinde ve Kerkük’ün etrafında yapılarak bölge tam olarak Kürtlerin yönetimi altına girmiştir.
Saddam dönemi giderek, ama her türlü acılar, baskılar, çileler Irak Türklerine karşı ve Tüm İnsan Hakları ihlalleri günümüze kadar Sürmektedir.
Ve bu uğurda haklarımızı kanla almak için birlikte milli mücadelemizi sürdürmekle şehitlerimiz kanları yerde kalmadan alarak varlığımızı, gücümüzü bildirmeliyiz ve çalışmalarımız, yorulmalarımız daha fazla üstümüze düşün kutsal görev olarak başarmalıyız. Tüm engelleri Karşımızdan,  Önümüzden  Kaldırmalıyız.

28 Eylül 2012 Cuma

SAHİBİNDEN SATILIK KELEPİR ÜLKE!.. (2)


SAHİBİNDEN SATILIK KELEPİR ÜLKE!.. (2)

AHMET AÇIKAY
 NEVZAT LÂLELİ
MUSTAFA NEVRUZ SINACI
Yabancılara toprak satışının 25 dönümden 600 dönüme çıkartılmasının ardından, ülke toprakları adeta açık pazar haline geldi.

Yabancılar akbaba gibi özellikle belirli bölgelerdeki arazilere üşüşüyor. Bu vahim durumun ulaştığı son nokta, Tekirdağ Valisi Ali Yerlikaya'yı da isyan ettirdi. Yabancıların Trakya'da arazi topladığına dikkat çeken Yerlikaya, "Valiniz olarak, ben dahi '1 dekar araziyi bana verin, parası neyse alayım dersem' buna cevap vermeyin" uyarısında bulundu.

DÜNYANIN İLK 4 ZENGİNİ BÖLGEMİZDE ARAZİ TOPLUYOR

Çiftçilere; "Bu araziler bizim olmaya devam etsin" diyerek tavsiyelerde bulunan Yerlikaya, "Dünyanın ilk 4 zengini blok, tek tapu olarak yekün verimli tarım arazilerini son 10 yıldan beri topluyor. Bizim şehrimiz yüz ölçümümüzün yani 6 bin 313 kilometre karenin yüzde 56.6'sı tarım arazisi. Şehrimizin tarım arazilerine yönelik onu elde etmeye, arazi, arsa, tarla toplamaya yönelik bir gayretin olduğunu işittim. Valiniz olarak, bir kardeşiniz olarak, Ben dahi '1 dekar araziyi bana verin parası neyse alayım' dersem lütfen buna cevap vermeyin. Topraklarınızı satmayın. Şu anda ve bundan sonraki yıllarda çok stratejik öneme sahip bu ülkenin Avrupa'ya açılan bir penceresi, en yakını olan en güzel arazilere sahipsiniz, kıymetini biliyorsunuz ama aklımızı döndürecek rakamlardan kaçının burayı elinizden çıkarmayın" dedi.
Önder Çiftçi Projesi (ÖÇP) ve Alman Tarım Birliği (DLG) tarafından Tekirdağ'ın Karaevli köyündeki 190 bin metre kare arazi üzerine kurulu tarla günleri fuarının açılışında konuşan Tekirdağ Valisi Ali Yerlikaya'nın sözleri gündeme bomba gibi düştü. Trakya'dan arazilerin toplandığını söyleyen Tekirdağ Valisi Ali Yerlikaya, çiftçilere arazilerini satmamaları konusunda uyarı yaptı. Dünyanın ilk 4 zengininin arazi topladığını ifade eden Vali Yerlikaya, "Valiniz olarak, ben dahi 1 dekar arazi bana verin parası neyse alayım dersem, buna cevap vermeyin" dedi.

ARAZİ VE ARSA, TOPLAMAYA YÖNELİK BİR GAYRET VAR
Yerlikaya, "Dünyanın ilk 4 zengini dünyanın blok, tek tapu olarak yekün verimli tarım arazilerini son 10 yıldan beri topluyor. Bizim şehrimiz yüz ölçümümüzün yani 6 bin 313 kilometre karenin yüzde 56.6'sı tarım arazisi. Toplam gayri safi üretimimiz içerisinde yüzde 15'e tekabül ediyor. Şehrimizin tarım arazilerine yönelik onu elde etmeye, arazi, arsa, tarla toplamaya yönelik bir gayretin olduğunu işittim. Valiniz olarak, bir kardeşiniz olarak ben dahi 1 dekar arazi bana verin parası neyse alayım dersem lütfen buna cevap vermeyin. Topraklarınızı satmayın. Şu anda ve bundan sonraki yıllarda çok stratejik öneme sahip bu ülkenin Avrupa'ya açılan bir penceresi, en yakını olan en güzel arazilere sahipsiniz, kıymetini biliyorsunuz ama aklımızı döndürecek rakamlardan kaçının burayı elinizden çıkarmayın. En güzel şekilde en verimli şekilde üretim yapın." dedi.

BU ARAZİLER BİZİM OLMAYA DEVAM ETSİN
Çiftçilere çeşitli tavsiyelerde bulunan Vali Yerlikaya, "Yeniliklerden yararlanalım. Türkiye'nin geri kalan bölgelerine örnek oluyoruz, örnek olmaya devam edelim. Bu araziler bizim olmaya devam etsin. Her zenginimiz, Tekirdağ'a gelen her sanayicimize tarımsal hayvancılık ürünle ilgili yatırım yapacak olan sanayicimize, büyük ölçekli çiftçilik yapmaya gelene kapımız açık. Beraber yapalım. Hiçbir şey yapamıyorsak ortak olarak yapalım." dedi.

ARAZİ VE MÜLK SATIŞI HIZLANDI
Sadece Tekirdağ'da  değil, birçok ilimiz de satışlar patlamış durumda. Yabancıların Türkiye'de en çok taşınmaz edindikleri ilçelerin ilk sırasında yer alan Alanya'da, Mütekabiliyet Yasası'yla birlikte tapu işlemleri yüzde 60 arttı. Alanya Tapu Sicil Müdürü Çetin Özdemir daha önce 60 ülkenin yer aldığı listenin, yabancılara mülk satışının önünü açan yasa ile birlikte 180 ülkeye çıktığını belirterek, 2,5 aydır 600'e yakın işlem yaptıklarını söyledi. Yabancı şirketler, ise en çok araziyi Muğla'dan aldı. Sadece 85 şirket, 4 milyon 749 bin 710 metrekare büyüklüğünde araziyi satın aldı. Muğla'yı 1 milyon 522 bin 203 metrekare alanla Antalya, 1 milyon 441 bin 371 metrekarelik alanla İstanbul takip etti.

ALMANLAR BAŞI ÇEKİYOR
Yabancılar arasında Türkiye'ye en büyük rağbeti İngilizler ve Almanlar gösterdi. 37 bin 819 İngiliz, Türkiye'den 6 milyon 451 bin 357 metrekare büyüklüğünde 27 bin 22 taşınmaz aldı. 30 bin 412 Alman ise, 65 milyon 166 bin 746 metrekarelik 49 bin 399 taşınmazla ikinci sıraya yerleşti. Rakamlar, Almanları birden fazla konut ve arazi alarak Türkiye'de en fazla taşınmaz alan 1. ülke konumuna yükseltirken, 4 bin 715 Avusturyalı ise 16 milyon 222 bin 560 metrekarelik 8 bin 644 taşınmazla Türkiye'de en çok arazi alan ikinci ülke oldu.

SAHİBİNDEN SATILIK KELEPİR ÜLKE!.. (1)


SAHİBİNDEN SATILIK KELEPİR ÜLKE!.. (1)
AHMET AÇIKAY 
 NEVZAT LÂLELİ
MUSTAFA NEVRUZ SINACI

Geçtiğimiz aylarda yasalaşan ve tartışmaları da beraberinde getiren yabancılara toprak satışının kişi başına 600 dönüme kadar çıkarılmasından sonra Ramazan Bayramı'na birkaç gün kala hükümet bir başka skandala daha imza attı. Artık askeri bölgeler ve bu bölgelere 5 km mesafede yer alan, özel güvenlik bölgeleri olarak adlandırılan alanlar, son yapılan düzenlemeyle artık yabancılara satılabilecek.

UYGULAMA BİÇİMİ AKILLARA ZARAR

28386 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan Ekonomi Bakanlığı'nın yönetmeliğinde 2644 Sayılı Tapu Kanunu'nda yabancıların toprak satışı ile ilgili yapılan yeni düzenleme inceleyenleri hayrete düşürüyor. Yeni düzenlemede askeri bölgelerin yakınında bir yer satın almak isteyen yabancılar önce Valiliklere başvuruyor. Valilik bu talebi Genelkurmay Başkanlığı'na ileterek cevabın 15 gün içinde verilmesini yönetmelik çerçevesinde talep ediyor. İlginç olan kısım bundan sonra başlıyor. Yönetmelikte 'Bu süre içinde cevap verilmediği takdirde söz konusu taşınmazın belirtilen alanlar içerisinde olmadığına hükmedilerek işlem yapılır' ifadesi dikkat çekiyor.

YASA YÖNETMELİKLE  DELİNDİ

Daha önce çıkan 2565 Sayılı Kanuna Göre Askeri Yasak Bölgeler ile Stratejik bölgeler Genelkurmay Başkanlığı'nın teklifi ile Bakanlar Kurulu kararı ile bölgelerin stratejik olduğu ve yabancılara satılamayacağı kararı verilmişti. Ancak yönetmelikle yapılan düzenleme sonrası askeri yasak bölgelerin ve yakınında bulunan alanların yabancılara satışı için Valilikler ilgili başvuruyu 3 iş günü içinde Genelkurmay ve ilgili komutanlıklara göndererek, ülke güvenliği açısından uygun olup olmadığını 30 gün içinde talep edecek. Bu süre içinde cevap verilmediği takdirde mülkiyet edinimi talebinin ülke güvenliği açısından uygun olduğuna hükmedilerek işlem yapılacak.
Askeri bölgelerin sınırları ve dışında kalan 5 kilometre mesafedeki alanlarında yabancılara satışı önündeki engel kalktı. Artık herhangi bir yabancı şahıs veya şirket stratejik kurumlarımız olan askeri bölgelerin hemen dibinde mülk edinebilecek, arazi satın alabilecek. Bu düzenleme Ramazan Bayramına birkaç gün kala 16 Ağustos Perşembe günü Resmi Gazete'de yayınlanan Ekonomi Bakanlığı'nın değişiklik yaptığı yönetmelik ile gerçekleştirildi.
Türkiye bu tartışmalar ile boğuşurken bu sefer Ramazan Bayramı'nın gölgesinde ve gözden kaçırılarak bir yönetmelik daha yayımlandı.  28386 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan Ekonomi Bakanlığı'nın yönetmeliğinde 2644 Sayılı Tapu Kanunu'nda yabancıların toprak edinimi ile ilgili yapılan yeni düzenlemeler görenleri şok ediyor.
Askeri Yasak Bölgeler, Askeri Güvenlik Bölgeleri ve Özel Güvenlik Bölgeleri dâhilinde yer alan arazilerin ve mülklerin yabancılara satışı daha önce yasa ile yasaklanmıştı. Bu bölgelere 5 kilometre mesafede yer alan alanlarda özel güvenlik bölgeleri sayılarak Tapu Kadastro ve Genelkurmay Başkanlığı'nın koyduğu şerh ile yabancılara satış yapılmıyordu. Yönetmelikle yapılan yeni düzenleme sonrası artık bu alanlarda da yabancılar mülk edinebilecek.

UYGULUMA BİÇİMİ AKILLARA ZARAR

Yönetmelikle yapılan düzenleme sonrası askeri alanların ve bu alanlarla ilişkili stratejik bölgelerin yabancılara satışına ilişkin uygulama biçimi ise akıllara zarar. Yeni düzenlemede askeri bölgelerin yakınında bir yer satın almak isteyen yabancılar öncelikle Valiliklere başvurur. Valilik bünyesinde oluşturulan birim bu talebi Genelkurmay Başkanlığı'na iletir ve cevabını 15 gün içinde vermesi yönetmelik çerçevesinde talep edilir.
Ancak ilginç olan kısım bundan sonra başlıyor. Yönetmelikte ilgili bölüm 'Bu süre içinde cevap verilmediği takdirde söz konusu taşınmazın belirtilen alanlar içerisinde olmadığına hükmedilerek işlem yapılır' şeklinde yer alması dikkat çekiyor.
Yönetmeliğin ilgili maddesinin ikinci fıkrasında, 'Valilik, başvuruyu müteakip üç iş günü içinde taşınmazın özel güvenlik bölgesi içinde kalıp kalmadığını on beş gün içinde bildirmesini, il emniyet müdürlüğünden veya il jandarma komutanlığından  talep eder. Bu süre içinde cevap verilmediği takdirde söz konusu taşınmazın özel güvenlik bölgesi içerisinde olmadığına hükmedilerek işlem yapılır' cümleleri ile yer alıyor.

YASAYLA YASAK OLMASINA RAĞMEN YÖNETMELİKLE  SATILACAK

Mülk edinimi söz konusu bölgenin 2565 sayılı Askeri Yasak Bölgeler Kanunu kapsamında ise uygulanacak sistem farklı işliyor. Daha önce çıkan 2565 Sayılı Kanuna Göre Askeri Yasak Bölgeler ile Stratejik bölgeler Genelkurmay Başkanlığı'nın teklifi ile Bakanlar Kurulu kararı ile bölgelerin stratejik olduğu ve yabancılara satılamayacağı kararı verilmişti.

ÖZEL GÜVENLİK BÖLGELERİNDE DE DURUM AYNI

Öte yandın yapılan düzenleme ile taşınmazın özel güvenlik bölgeleri içinde kalması halinde ise Valilik bünyesinde oluşturulan komisyon ülke güvenliği açısından uygun olup olmadığına kanaat getirir. Komisyon 5 iş günü içinde değerlendirir ancak bu sürede değerlendirme yapılmadığı takdirde mülkiyet edinme talebi ülke güvenliği açısından uygun olduğuna hükmedilerek işlem yapılacak.